Yeni yenik kuşaklar istiyor muyuz?



28-06-2016 08:56


Metin Çulhaoğlu

Siyasette ileri hamleler, hemen hemen her durumda, mevcut gerçekliğin pek fazla öne çıkmayan, daha gölgede kalan yanlarının gözlenmesi ve zorlanmasıyla gerçekleşmiştir.

Diyelim mevcut durum sizi belirli bir konuma zorluyor. Çoğunluğun “Evet, işte tam da bu” diyebileceği bir hattı dayatıyor. Peki ya aynı durum “zorlar gibi göründüğü” konumun çok daha ötesine geçme fırsatlarını da kendi içinde barındırıyorsa? 

Sözü uzatmadan Türkiye’ye ve güncel duruma gelelim.

Temsili demokrasi işlemiyor… “Kuvvetler ayrılığı” ilkesini ara ki bulasın… Yargı bağımsızlığı hak getire… Yasama organı da zapturapt altına alınıyor… Şu yüzde 10’luk seçim barajı yok mu… Siyasal partilerin kendi içlerinde demokrasi var mı ki ülkede olsun…

İsteyen bu listeyi başka örneklerle daha da uzatabilir.

O zaman, “zorlandığımız konum” açık değil mi: Bu ülkede demokrasiden yana olanlar işin teferruatını bir kenara bırakıp temel ilkelerde anlaşıp birleşsinler, bu çok kötü gidişi durdurup 14 yılda bozulan ne varsa hepsini onarsınlar…

Örneğin şu temsili demokrasi iyi işlesin… Kuvvetler ayrılığını, yargının bağımsızlığını, yasama organının iyi çalışmasını hele bir sağlama alalım…

Fena mı olur?

Yeniden döneceğiz.

***

12 Eylül öncesi dönemde yaşları gereği fazla aktif olamayıp 80’li yıllarda öne çıkan genç ve parlak sosyalistler için bizim kuşak “yenik kuşak” idi. İyiydi, hoştu, fedakârdı, yiğit insanlar çıkarmıştı, ama becerememiş, yenik düşmüştü…

Dolayısıyla haddini bilmeli, sicillerinde yenilmişlik yazmayan yeni kuşaklara ayak bağı olmamalıydı...

Gelgelelim, zamanında bir kuşağa “yenik” diyenler bugün 50’sini aşmış, 60’ına yol almaktadır…

Ve ortada onların hanesine yazılabilecek herhangi bir “zafer” şöyle dursun ciddi bir başarı da yoktur.

Yani, bugün liselerinde kımıldananlar, yüksekokula yeni başlayanlar, 25 yaşın altındakiler, bir işe gidip çalışanlar solda bu kez bizden sonraki “yenik kuşakları” göreceklerdir.

Kendileri de yeni bir “yenik kuşak” oluncaya kadar…

Bir yazgı mıdır?

Umutsuzluk beyanı mıdır?

***

Az önce bıraktığımız yere dönelim.

“Büyüklerimiz, deneyimli abilerimiz, ablalarımız, amcalarımız, teyzelerimiz, bu arada anlı şanlı akademisyenlerimiz ve ünlü köşe yazarlarımız (ki bu işleri bildikleri kesindir) demokrasi diyor, yasama organının çalışması diyor, kuvvetler ayrılığı diyor, benzer şeyler söylüyor ve bunlar için temel ilkelerde ve asgari müştereklerde buluşulmasını öneriyor… Demek ki bizim de…”

İşte, solun yeni kuşakları böyle düşünüp buna benzer şeyler söylerse on yıl kadar sonra yeni bir yenik kuşağın zuhur edeceği kesin gibidir.    

“En iyi işleyeni” bile olsa burjuva demokrasisi sınırlarını aşmayan bir ufkun ve bu ufkun belirlediği taleplerin özellikle gençleri “kesmesi” nesnel olarak mümkün değildir de ondan…  

“1961 Anayasası’nın eksiksiz ve tastamam uygulanması” talebi bizim “yenik kuşağı” kesmemişti de…

Sonuç, çoğunluk için “teslim” ve “soğuyup uzaklaşma”, azınlık için de aktivizm ve radikallik adına intiharın çeşitli biçimleri olacaktır.

Kısacası, yazık olacaktır…

***

Sabah akşam “sosyalizmden aşağısı kurtarmaz” densin demiyoruz…

Gelgelelim, dünyanın bütününde derin bir kriz yaşayan; her türlü sahtekârlığın, arkadan dolanmanın, allem edip kallem edip her kirli işe bir kılıf uydurmanın aracı haline gelmiş bir sistemi (temsili parlamenter demokrasi) sorgulamadan bunu “AKP’den kurtulmanın” yolu saymak kadar dar ve kısır bir bakış olamaz.

“Burjuvazi burjuva demokrasisini kendisi kıvıramadı, şimdi sıra bizde, bir de biz deneyelim” mi denecektir?

Hem de batı dünyasında bu işlerin yüz küsur yıllık erbabı varken Türkiye gibi bir ülkede?

Ya şu denirse:

“Canım, ülkede bu kadar sosyalist örgüt var; daha radikal şeyleri onlar söylesinler, onların da içinde yer aldıkları cephe türü oluşumlar ise asgari müştereklerde buluşup bunun mücadelesini versinler…”

Gerçekçi değildir; çözüm olamaz…

Türkiye sol hareketi bu tür dikotomilere (dallanma anlamında) hiç tolerans göstermemesi gereken bir dönemden geçmektedir.

Henüz devrimden söz etmiyoruz…

Mesele, yeni bir kuşağı daha yitirme olasılığında düğümlenmektedir.

İzin verilmemesi gerekir…