Yeni kuşak karşısında gerçekçi olmak



05-06-2021 01:51


Metin Çulhaoğlu

18 yıllık iktidarla ilgili pek çok konu tartışmalı sayılsa bile önümüzde tartışma götürmeyen bir gerçek vardır: 18 yıllık iktidar, etrafında genç kuşaklardan bir destek halesi yaratmakta, kendi tabiriyle “dindar ve kindar nesil yetiştirmekte” kesin başarısızlığa uğramıştır.

1990 sonrası doğanları “genç kuşak” sayarsak, bu kuşakta eleştirilecek pek çok özellik bulabiliriz.  Ancak, önerimiz, böyle yapılmamasıdır; özellikle daha önceki kuşaklara yapılan atıflarla bu yeni kuşağın “defolarına” yoğunlaşmanın kimseye en küçük bir faydası bile olmayacaktır. Bakılması gereken yer, bu kuşağın her şeye rağmen sahip olduğu, “işlenebilecek”, “geliştirilebilecek” ve harekete geçmede “tetikleyici olabilecek” özellikleridir.

Böyle bakıldığında, karşımızda ağırlıklı olarak, tercihini seküler bir yaşamdan yana yapan, sorgulayıcı, eşitliği pek düşünmeyen ya da düşünse bile (kendi) özgürlüğünü eşitliğin önüne koyan bir kuşak buluruz.

En azından bizim görebildiğimiz budur.

***

Konuya sosyalist mücadele açısından bakıldığında bu ülkede bir de “eskiler” vardır. Kastettiğimiz, en yenisi 1990’lı yılları bir şekilde aktif geçirenler olmak üzere geriye doğru giden bir kuşaklar topluluğudur. Belirli bir yönden bakıldığında “en eskilerle” 1990’lı yıllarda genç ve aktif olanlar arasındaki açılar kapanmış gibi görünmektedir. Başka bir deyişle, bugün en yeni kuşağın karşısında, daha öncesinin ayrı ayrı ayrı kuşakları değil tek bir kuşak olduğu söylenebilir.

Türkiye’de sosyalizmin özel adressiz birikimi diyebiliriz.  

Birine “eski” diğerine de “en yeni kan” dersek, sosyalizmin bu iki kanı arasında birtakım uyuşmazlıklar olduğu anlaşılıyor. Örneğin, bize göre, sosyalizmin “eski kanının” başat özelliklerinden biri olan devrimci romantizmi en yeni kuşakta bulmak çok güçtür.  Sonra, az önce de değinmiştik, özgürlük, en yeni kanda başka her şeyi önceleyen bir arayıştır; üstelik birey merkezli olarak…

Buradan çıkacak sonuç bellidir: Bir daha geri gelir mi bilinmez, ama devrimci romantizm dönemleri artık kapanmıştır; geçmiş dönemlerde pekala etkili olabilen “adanmışlık”, “bağlanma” ve “fedakarlık” gibi özelliklerin en yeni kuşağa hitap ettiği de pek söylenemez.

O zaman?

O zaman, özgürlük odaklanmasından hareket edersek, Marksizm’in ve sosyalizmin, özgürlük arayışı içinde olanlara söyleyebileceği çok şey olduğunu bileceğiz. “Eşitlik sağlandıktan sonra özgürlük zaten…” diye başlayan tiratlara hiç gerek yoktur; vurgulanması gereken, sonuç ne olursa olsun, mücadelenin bizzat kendisinin özgürleştirici olduğudur.   Birey ekseninde olsa bile, bir genç mücadele içinde kazandıklarıyla ebeveynlerinin, öğretmenlerinin/hocalarının, yakın çevresinin, varsa işindeki amirlerinin klişelerine gerekli yanıtı verebiliyorsa, işte bu özgürleşmedeki ilk ama en önemli adımlardan biri sayılmalıdır.

Bizim dayandığımız öğreti, insanlara bu yetkinliği sağlayabilecek niteliktedir.

***

Devam edersek, bir başka “farklılığa” daha dikkat çekmemiz gerekecek.

Geçenlerde bir arkadaşla sohbet sırasında değinildi: Geçmişin, “örgüt referanslı” kuşaklarının yerini artık “sosyal medya referanslı” bir kuşak almaktadır. Genç kuşaktan insanlar, siyaseten örgütlü olsunlar olmasınlar, daha önce üzerinde düşünmedikleri bir konuyu şu ya da bu sosyal medya paylaşımıyla birlikte “mesele” yapabilmekte, mensup oldukları ya da uzaktan izledikleri bir örgütü (ya da örgütleri) bu meseleye tam ve ikna edici şekilde açıklık getirmekle yükümlü saymaktadır.

Hemen belirtmek gerekirse, bu farklılığı kendi başına bir sorun saymıyoruz. Örgüt ve örgütlü mücadele fikri peşinen reddedilmediği sürece insanların, özellikle gençlerin kafalarına takılan konularda mevcut örgütlerden görüş beklemeleri kötü bir şey değildir. Ayrıca, duyarlı örgütler için, kadrolarını geliştirici ve yetkinleştirici bir işlevi de olabilir.

Kuşkusuz sınırları da vardır; ama bu sınırların zaman ve mekan boyutlarında ikna edici biçimde ve soru soranlarla birlikte belirlenmesi o kadar da güç bir iş olmasa gerek.

***

Bize göre böyle gitmek, buralardan yürümek gerekiyor.

Yoksa ne insanların aklına gelebilecek her tür soruyu yanıtlayacak bir ilmihal çıkarabiliriz ne de “devrimci romantizm” olsun diye insanlara zorla anı ve roman okutabiliriz.