Yeni Aydınlanma; Kürtlere yer var mı?



17-10-2014 09:16


Onur Emre

Kürt aydınlanmasının baharı Türkiye İşçi Partisi ile başlamıştır...

Kürt tarihçilerin temayülü ise başlangıcı biraz daha geriye çekmek yönündedir.

Kürtlerin bağımsız bir ulus olma istemiyle tarih ve siyaset sahnesinde yer alması Osmanlı'nın son dönemine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk evresine denk geliyor. Bu dönemdeki Kürt isyanları, İttihat ve Terakki'ye katılım (hatta kuruculuk) veya Hêvî (Umut) gibi örgüt ve dergilerin ortaya çıkması Kürt aydınlanmacılığının bazı örnekleri olarak verilir.

Konumuzun esası Kürt aydınlanma tarihi değil.

Sadece bu ilk dönemde, aydınlanma mücadelesi ile uluslaşma mücadelesinin eşitlenmesini ve uluslaşmaya aşiret liderleri, şeyh, molla, seyit gibi din adamlarının öncülük etmesini, aydınlanma geleneğiyle çelişki olarak not edip geçelim. Üstelik liderlikler veya başkaldırı nedenleri belki bir iki istisna dışında (Alevi isyanları) ilerici bir arayışı temsil etmez...

*****

Aydınlanma mücadelesinin felsefi temeli, insanın düşünürken ve toplumsal gelişmeleri değerlendirirken Tanrı merkezli bakıştan, dinsel dogma-hurafeden veya kilise, cami gibi dini kurumların etkisinden kurtularak kendi aklını, bilgiyi, bilimi egemen kılmasıdır.

Burjuva sınıfın da, ortaya çıkıp iktidarı talep ettiği dönemlerde (1789'un devrimci burjuvazisi veya 1923'ün Kemalizmi) aydınlanma düşüncesinin etkisi altında olduğu ve öncülük ettiği doğrudur. Ancak bu sınıfın aydınlanma bayrağını elinden düşürmesinin üzerinden neredeyse bir 100 yıl geçti.

Büyük Ekim Devrimi sonrası (Sosyalist Blok çözülene kadar), burjuvazi açısından aydınlanma düşüncesi; sosyalist iktidarların estirdiği rüzgar nedeniyle refah, eşitlik, modernizm arayan toplumların isyanına karşı bir tedbir-koruma kalkanı olarak kullanılmış (sahiplenilmiş) ve nihayetinde terk edilmiştir.

Ortadoğu'nun diğer parçalarında olduğu gibi Türkiye'de ve Kürt coğrafyasında da geç yaşanan aydınlanma süreci, taşıyıcılığın kapitalizmden sosyalizme geçtiği döneme rastlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki çift karakterli yapıda bu geçişin izleri görülebilir. Bölgenin diğer ülkelerinde ise “Baasçılık” en belirgin örneğidir.

*****

Türkiye Kürtlerinden bahsedeceksek; TİP ile birliktelik ve sonrasındaki yıllar bu dinamiğin özgürlükçü, laik ve modern damarlarını oluşturmuştur. Kürtlerin tarihinde aydınlanmanın nirengi noktası, Türkiye İşçi Partisi'dir.

Kürt yoksullarının politikleştiği, batılcılığın etkisinin azaldığı, kadının rolünün ve değerinin arttığı, dil ve kültür alanında geliştirici adımların atıldığı; bilhassa (PKK öncülüğünde) 80'li yılların sonu ve 90'ların başını da kapsayan bu bahar mevsimi, sosyalist ideolojinin etkisini yitirmesiyle birlikte kesintiye uğramıştır.

Bu dönemin ruhuna uygun olarak, Kürt coğrafyasında sol ve seküler değerlerin önemi ve etkisi de artmıştır. Örneğin 1997 yılında yapılan bir ankete göre Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) üyelerinin yarısı kendisini “sosyalist”, diğer yarısı “demokrat” olarak tanımlamıştır.

Yahut 90'ların hemen başında Diyarbakır Silvan'da miting esnasında, “halkımız başını örtmeni istiyor” buyuran imama, “sen mi istiyorsun halk mı” yanıtıyla mikrofonu alıp, “ben başımı örtmek istemiyorum, sizi kandırmak için de istemiyorum” diyerek halka soran Leyla Zana'nın tavrı, sosyalist aydınlanmacılığın, sekülarizmin Kürt siyasal yaşamındaki nüfuzunun göstergesidir.

Fakat ne yazık ki Kürt dinamiği, sol hareketin zayıfladığı, burjuvazinin aydınlanmacı kimliği üzerinden silkeleyip tamamen kurtulduğu geçtiğimiz yıllarda, Türkiye'nin ve bölgenin üzerine karabasan gibi çöken gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesini büyütememiştir.

Kürt hareketi, AKP'nin bölgede gericiliğin önünü açmasına bir karşı yanıt üretmek yerine, Kürtlerin dindarlığını veri almış, paradigmasını İslam'ı da kapsayarak dönüştürmeye çalışmıştır.

Sonuç liberalizmin ve İslam'ın etkisinin artması ve şeriatçılığın bölgede baskın bir unsur haline gelmesidir.

*****

Şimdi Silvan'ın köylerine başı açık bir kadın öğretmen gittiğinde çocukların, “köye başı açık kadın geldi” vaveylasıyla sokaklarda koştuğu, Hizbul-kontra'nın Kürt yurtseverlerini infaz edeceğini ilan ettiği, “din”in siyaset alanını mülk edinerek iktidar arayışlarını belirlediği, köle pazarlarının kurulduğu, Sünniliğe biat etmemiş olanların kafasının kesildiği bir karanlığı, bir “cahiliye devri”ni, bir “yeni ortaçağ”ı yaşıyoruz.

Ve kuşkusuz böyle bir dönemde, aydınlanma mücadelesi ve gericilik karşıtlığı güncel, hatta önceliklidir. Şartsız, hilafsız... mücadelemizin temel başlıklarından biri olmalıdır.

Bununla birlikte, bugün sosyalistlerin öncülük ettiği ya da ayrı bir inisiyatife oturan; karşısına AKP gericiliğini, emperyalizmin bölgede şeriatı palazlandırmasını veya IŞİD'i alan bir mücadelenin de, objektif olarak aydınlanmacı bir karakter taşıdığını kabul etmek gerekir.

Peki, Kürt siyasal hareketi nerede duracak?

Politik gelişmeler bu sorunun doğru yanıtını zaten ortaya çıkarmıştır.

Bölgede gericiliğe en fazla ihtiyaç duyan öznelerin, “radikal İslam”a alternatif olarak “ılımlı İslam” arayışındaki emperyalizm ile radikal olana hayranlık besleyen AKP iktidarı olduğunu biliyoruz. Yani tehlike ve düşman bellidir.

Dönüp bakıldığında, IŞİD veya Hizbullah tehdidinin en belirgin olduğu coğrafyanın Kürdistan olduğu, Kürt hareketinin bu gericiliğe karşı aydınlanma cephesinde yerini almadığı durumda, karanlığın ilk olarak Kürt ilericiliğini ve özgürlükçülüğünü yutacağı da açıklıkla görülebilir.

Bu nedenle, İstanbul'un okullarını Kur'an kursuna çevirmeye çalışan AKP ile okul çağındaki çocukları Rakka'da pazarda satan IŞİD'in bir ve aynı şeyi hedeflediğini en önce Kürt devrimcilerin kabul etmesi gerekir.

Ayrıca yine bu nedenle, haftalardır direnen Kobane Kürtlerinin IŞİD gericiliğinin yayılmasını engellemesi, Türkiye'de sokağa çıkan yüz binlerin AKP'yi ve onun gerici kurumlarını, Hüda-Par gibi şeriatçı odakları karşısına alması, sosyalistler açısından aydınlanma mücadelesine katkı sayılabildiği için de değerlidir.

Türkiye sosyalist hareketi, Haziran İsyanı'nda halkçı karakteri baskın bir biçimde ortaya çıkan yurtsever, aydınlanmacı ve özgürlükçü birikimle birleşip öncülük edebildiği sürece Türkiye'yi sosyalist seçeneğe taşıyacak enerjiyi de ortaya çıkarabilir.

Ancak bu doğruyla birlikte, bölgedeki gelişmelerin ve ilerici birikimin de bu mücadelenin bir parçası olduğu idrak edilmelidir.