Yassı ideolojiler: Liberalizm ve ulusalcılık



12-06-2019 02:11


Can Soyer

Türkiye’nin yakın tarihinde gerek iktidar gerekse muhalefet blokunun yönelimleri ve kuruluş süreçlerinde iki siyasal akım birçok tartışmaya konu oldu. Bunlar, kabaca, “liberal” ve “ulusalcı” olarak adlandırılan akımlar.

Ebru Pektaş, dünkü yazısında, ulusalcı akımın güncel tutumunu konu etti. Oradan devam etmekte fayda var; eşleniği olan “liberal” akımı da tabloya ekleyerek...

***

AKP’nin 2002’de başlayan iktidar dönemiyle birlikte, liberal akımın altın çağının açıldığını söyleyebiliriz. Ulusalcı akım ise, şimdilerde AKP’nin bekasını sağlama almak üzere bir başka koldan iktidar blokuna yanaşmayı deniyor.

Üstelik, her ikisi de, başat rol olarak mevcut iktidarın desteklenmesini seçmiş olmakla birlikte kendilerini muhalefet saflarına uzatabilmek esnekliğine sahipler; haliyle tehlikeli ve sinsiler.

Bu nedenle de nasıl olup da birbirlerinin eşleniği haline gelebildiklerine, hangi ortak öncüllerden ve kabullerden hareket ettiklerine, bir madalyonun iki yüzü gibi olmayı neye borçlu olduklarına da bakmak gerekiyor.

Bunun için iki buçuk örneğe eğileceğiz.

***

Birinci örneğimiz, sınıf perspektifi ile ilgili.

Liberal akımda toplumsal ve siyasal süreçlere sınıf perspektifinden yaklaşmak, gelişmeleri ve çatışmaları sınıf çıkarları çerçevesinde ele almak söz konusu olamaz. Liberal akıma göre sınıflar, sınıflar arasındaki çelişkiler ve mücadeleler geçmişte kalmış, demode olmuş şeylerdir.

Sınıfsız bir siyasal mücadele çizgisi, ulusalcı akımın da vazgeçilmezlerindendir. Ulusalcılık, toplumsal ve siyasal süreçleri ulusal birimlerin çekişmesine, hakim uluslar ile mazlum uluslar arasındaki çatışmalara, ulusal çıkarların korunması hedefine indirger. Sınıflar, sınıflar arasındaki çelişkiler ve mücadeleler, ulusal çıkarları ve değerleri saldırı altında olan bir ülkenin şimdiki gündemi değildir.

Deyim yerindeyse, liberal akım için sınıf mücadelesi geride kalmış bir şeyken, ulusalcı akım için henüz vakti gelmemiş bir şeydir. Gerekçelendirmesi ne şekilde olursa olsun, her iki akım da sınıfların, sınıflar arasındaki çelişkilerin ve mücadelelerin toplumsal ve siyasal süreçlerdeki yerini kategorik olarak dışlamakta hemfikirdir.

***

Gelelim, ikinci örneğimiz olan emperyalizm bahsine.

Liberal akım emperyalizm bahsinde de demodelik tezine sarılır. Onlara göre emperyalizm diye bir şey artık kalmamıştır; dünya sosyalist sisteminin de çökmesi ile birlikte dünya küresel bir köy halini almıştır. Bu köyde gelişmişler ve azgelişmişler yine vardır, ama bu farklılıklar emperyalist sistemin hiyerarşik yapısından kaynaklanmaz ve azgelişmişlere sistem içinde gelişme ve ilerleme imkanı da sonuna kadar açıktır.

Ulusalcı akım ise, emperyalizmi, bu ülkenin başına gelmiş her türlü musibetin yegane sorumlusu olarak telakki eder. Ülke tarihinde ne olup bitmişse ve daha da olup bitecekse, bunların gizli odakların ülkemizi zayıflatmak ve parçalamak için hazırladığı planların eseri olduğu ileri sürülür. Elbette, ülkemizin tarihinde emperyalizmin parmağı vardır; ancak ulusalcı akımın gözlerini kapattığı şey, ülkenin yönetici sınıfından başkası değildir. Türkiye sermaye sınıfının ve onun politik temsilcilerinin suçlarının silinip temize çıkarılmasının sonucu ise, her yeni dönemde sermaye sınıfı ve onun temsilcileri ile uzlaşma zeminini yakalayabilmektir.

‘Dünyada emperyalizm kalmadı’ diyen liberallerin, şimdi AB ve ABD koridorlarında AKP’yi şikayet edecek makam aramaya çıkması acınası bir durumdur.

Yıllarca AKP’nin bir ABD projesi olduğunu ve onun tarafından iktidara getirildiğini söyleyerek anti-emperyalizm cakası satan ulusalcıların, şimdi ABD’nin AKP’yi indirmek istediğini söyleyerek herkesi anti-emperyalizme davet etmesi ise acınası bile değildir.

***

Buçuk örneğimiz ise, yukarıdaki konuyla bağlantılı olduğu için sadece bir parantez olarak değineceğiz:

Liberal akım da ulusalcı akım da Türkiye’nin içsel dinamiklerine karşı kördür. Örneğin, liberal akım, Türkiye’nin kendi kendine gelişmesinin ve ilerlemesinin imkansız olduğunu düşündüğü için AB’ye ve batı kapitalizmine özel bir misyon yükler. Ulusalcı akım ise, Türkiye’nin içsel dinamiklerinin yok sayılmasına, her musibetin yegane sorumlusu olarak emperyalizmi işaret ederek ve sermaye sınıfının sorumluluğunu ve suç ortaklığını saklayarak iştirak eder.

Yine bu bahiste de iki akım, sonuçları birbirinin zıddında yer alsa da aynı çıkış noktalarını paylaşır.

***

Bu iki buçuk örneklik kısa tur, aslında pratik olarak ayan beyan olan, ama düşünsel sürekliliği içerisinde kavranmasında da büyük fayda olan bir gerçeği ifade etmeyi amaçlıyor.

Türkiye’de liberal ve ulusalcı akımlar, hem güncel belirişleriyle hem de tarihsel biçimlenişiyle birbirinin eşleniği sayılabilecek yassı ideolojilerdir.

Bu tür durumlar için madalyonun iki yüzü benzetmesi sık sık kullanılır; bir madalyonun iki yüzü, derinlik açısından birbirine mesafesi son derece az iki yüzeyi ifade eder. Yassı, sığ, birbirlerine sırtını dönmüş olsa da dip dibe duran ve her yöne birlikte yuvarlanan iki ideolojiden söz ediyoruz yani.

Birbirine mahkum olan, birbirine yapışık olan iki akım.

Ve her dönemeçte, zorda kalmış iktidara payandalık görevine koşan iki akım.

Koşu devam ediyor; sırayla...