Yanlış bir seçim tartışması



20-02-2015 10:10


Kurtuluş Kılçer

Sosyalist harekette seçimler tartışılmaya başlandı. Milletvekilliği sayılarının ve hatta isimlerin dönmeye başladığı yanlış bir tablo var ortada.

HDP yüzde 10 barajını aştığında AKP’nin tek başına hükümet olmasının önüne geçilemeyebileceği gibi, HDP’nin yüzde 10 barajını aşamadığında da AKP’ye anayasayı değiştirecek tek güç olma olanağı verileceğini iddia etmenin matematiksel kesinliğin olmadığı bir zamanda tartışmaların bu eksende dönmesinin “ilerletici” bir yanı yoktur.

Nerede kaldı program?

Nerede kaldı talepler, ilkeler, memleketin gerçek sorunlarına devrimci yanıtlar, politikalar?

Nerede kaldı, bu ülkenin devrimcilerinin yeniden bir çıkışa imza atabilecekleri ve sosyalizmin toplumsal bir seçenek haline geleceği yol haritası?

O yüzden de bugün HDP’nin barajı aşması ya da aşmaması üzerinden yapılan siyasal değerlendirmeler üzerinden bir seçim politikası oluşturmamız kimse tarafından beklenmemelidir.

Hiç lafı dolandırmadan söylersek bugün yapılması gereken, sosyalist hareketin, bağımsız bir toplumsal güç olarak sahnede yerini almasıdır. Bunun yolu aranmalıdır, bunun çabası bizler açısından ilerletici ve devrimci bir tutamak noktasıdır.

Sosyalizm, uzayda değildir. Sosyalizm tarihsel bir ütopya hiç değildir. Sosyalizmin güncelliği, düzen karşıtlığını ülke topraklarında ete kemiğe büründürecek gerçek, somut ve maddi bir politik hareket haline getirilerek sağlanır, bunun olanakları vardır. Bugün ülkenin ve emekçilerin içinde bulunduğu karanlığın alternatifi ve bu karanlığın nedeni-sonucu olan bütün gündelik sorunların yanıtlarının bağlamı sosyalizm değil de nedir?

Düzeni karşımıza almamız gerekir. Açıkça beyan etmek gerekir, bu düzeni değiştirmek için yola çıktık!

Bugün, düzeni cepheden karşıya almanın bu toplumda karşılık yaratıp yaratmayacağı sorusunu boyun eğmeyen toplumsal dinamiklere havale ediyoruz. Haziran direnişi neyi gösterdi?

Sosyalizmin, toplumsal bir seçenek haline gelmesi bugün değil de ne zaman? Yıllardır faşizmden kurtulmak için, 12 Eylül'den kurtulmak için, ANAP’tan kurtulmak için, asker vesayetinden kurtulmak için karşımıza çıkan sıkışmadan kurtulacak bir nesnellik önümüzde var mı yok mu bu tartışmanın yapılması gerekiyor.

İki noktanın altı çizilmelidir. AKP tarafından kurulan ikinci cumhuriyetten çark edilerek Birinci Cumhuriyet günlerine geri dönüş bize göre mümkün değildir. Birinci cumhuriyeti işaret eden bir restorasyon bu açıdan olmayacaktır. İkinci olarak, AKP ile andığımız İkinci Cumhuriyet rejimi, toplumsal, ideolojik ve siyasal anlamda “oturamamış”, toplumun dinamik kesimleri tarafından kabul görmemiş ve ülkemizin son 10 yıllık siyasi tarihi bu gerilimlerle yüklü bir mücadele döneminden geçmiştir. Şu anda da bu sürecin sona erdiğini kimse iddia edemez. Tersine, Haziran Direnişi’nin ruhu memleket toprağını karış karış dolaşmaktadır.

Ve önümüzde bugün ideolojik kriz içinde olan, yakın gelecekte siyasi ve ekonomik krize gebe bir dönem vardır. Bunun sonucunu toplumsal ve siyasal mücadele belirleyecektir elbette. Bu ülkenin sosyalistleri bu tabloya mutlaka müdahale edecek bir cesaret içinde olmalıdır.

Atılacak her adımın toplumsal tepkiyi düzen kanallarına akıtacak bütün girişimlerden uzak durması gerekiyor. Tersine bugün toplumda İkinci Cumhuriyete karşı oluşmuş tepki ve öfkenin akacağı kanalı yaratmak lazım. Devrimcilerin işi budur.

Ayrıca yeni bir cumhuriyeti kiminle ve hangi programla kuracağımız üzerine daha çok kafa yorulmalıdır. 3. Cumhuriyet talebi, ilerici, emekten yana, yurtsever, laik bir programla toplumun önüne konulmalıdır.

Cesaret ve cüret budur!

Hatta “atılım” böyle mümkündür!

Devrimcilerin güçbirliği ya da ittifakı mücadele içinde kurulur, kurulmalıdır. Metal işçilerinin grevinde, zorunlu din derslerine karşı okulların boykot edilmesinde, Suriye’yi dinci terör örgütleri eliyle yıkmaya çalışan İsrail kollayıcısı emperyalist müdahaleye karşı mücadelede, ülkemizdeki NATO üslerine karşı tutumda, cemaat ve tarikatların meşru gösterilmesine karşı laikliği savunmada, AKP tarafından gündeme getirilecek yeni anayasaya karşı “hayır” demede mücadele yoldaşlığı kurulmalıdır.

Sokağın sola kaydığı, meclis siyasetinin sağa kaydığı bir tabloda bakacağımız yer bellidir. Böylesi bir tabloda sosyalistlerin bağımsız siyasi hattını örmek başa yazılmalı, öncelikle bunun hakkı verilmelidir.

Laikliği savunmak ya da gericilik karşıtlığı, emperyalizmle uzlaşmazlık, emekten yana talepler ve AKP anayasasına tereddütsüz hayır önümüzdeki seçimlerde bizim sınırlarımızı belirleyecek temel noktalar olmalıdır.

Bu yüzden gericiliği ve liberalliği tescilli adayların serpiştirildiği listelere gönül rahatlığıyla oy verilebileceği beklentisi içinde kimse olmamalıdır. Sosyalistlerin, AKP anayasasını meşrulaştıracak bir olasılığın parçası olabileceği düşünülmemeli.

Açıkça söyleyelim, bugün bunun garantileri ortaya çıkmamıştır.

Ülke tarihimizin son 10 yılı, İkinci Cumhuriyet rejiminin kuruluş sancılarıyla geçti. Bu süreçte sosyalistler net bir karşı duruş sergilediler. Bu sürece karşı durmadan, sürecin olanakları üzerinden siyasi bir pozisyon alan Kürt siyasi hareketi ile aradaki mesafenin açılmasının özünde bu yatmaktadır. 2010 referandumu, Suriye politikası ve Haziran Direnişi’nde alınan siyasal tutumlar açılan aranın somut örnekleridir. Önümüzdeki dönemde bu aranın ne kadar açılacağını ne kadar kapanacağını birlikte göreceğiz.