Yangınlar ve ötesi



30-07-2021 08:34


İlke Bereketli

İki gündür neredeyse tüm ülke yangınlarla boğuşuyor. Başta Manavgat olmak üzere farklı noktalarda ardı ardına çıkan yangınlarla yöre halkı canla başla mücadele etmeye çalışsa da merkezi olarak başarılı bir çalışma yürütülmediği ortada. Şu ana kadar ne yazık ki dört yurttaşı, binlerce hayvanı ve ağacı kaybettik.

Yıllardır konuştuğumuz konulardır.. Yazları büyük yangınlar olur, iktidar yangınları söndürmede yetersiz kalır, yangın söndürme uçaklarımızın yokluğu ortaya çıkar, kamu kaynaklarının nerelere peşkeş çekildiği sorgulanır, yanan yerlerin imara açılıp açılmayacağından endişelenilir, bu sırada canlar yitirilir, doğa yıkıma uğrar, giden gider, hükümet ders almaz, hataları telafi etmez, eksikleri gidermez, sonraki yaz yine yangınlar, yine aynı döngü, yine biz ve içine düştüğümüz büyük krizimiz…

Krizimiz çok boyutlu. Siyasi ve ekonomik kriz ile iklim krizi kıskacında, ne yangına, ne sele, ne depreme hazır olduğumuz gerçeğiyle her defasında yüz yüze gelerek hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Bir yandan ülkedeki her şey tek adamın isteklerine göre düzenleniyor, kurumlar işlemez hale getiriliyor, tek adamın emrine 13 uçak sunulurken tüm ülkeye sadece 3 adet yangın söndürme uçağı reva görülüyor, diğer yandan halkın bütçesi halkın ihtiyaçları yerine iktidar ve patronların çıkarına harcanıyor, Saray, yeni dönem sermaye birikim yöntemi olarak kamu varlıklarına çöküyor, Orman Bakanlığı yangın söndürme işini özelleştiriyor, laik bir kurum olarak bilinen THK kayyum atama yoluyla ele geçiriliyor, uçak ihaleleri kendi istedikleri kişi/kurumlara verilsin diye gerekli şartlar, THK uçaklarını saf dışı bırakacak biçimde değiştiriliyor… ve tüm bunların yanında yangınları körükleyen yüksek sıcaklıklar yaşanıyor…

Bu hafta başında, Güney Avrupa’da ve Balkanlarda 40-45 derece civarında çok yüksek sıcak hava dalgasının beklendiği hava tahmin raporlarında yer almıştı[1]. Geçtiğimiz günlerde Cizre’de yılın en yüksek sıcaklığının 49 derece ile ölçüldüğü hatırlanırsa Türkiye’de en sıcak yazlardan birini geçirdiğimiz söylenebilir.

Sert rüzgarla birleşen sıcaklığın neden olduğu yangınlar Türkiye’ye özgü değil. Geçtiğimiz 24 saat içerisinde Yunanistan’da da 48 noktada yangınlar meydana geldi. Yunanistan’da son 35 yılın en sıcak yazının geçirildiği söyleniyor[2]. Birkaç gün önce İtalya ise, AB’den yardım istemek zorunda kalacak kadar büyük bir yangınla karşı karşıya kaldı Sardinya adasında[3]. NASA’nın yayınladığı günlük yangın raporlarında ise yakın coğrafyamızın belirgin biçimde yangınla boğuştuğunu görebiliriz[4].

Bu örnekleri “yangınlar zaten her yerde oluyor, büyütülecek bir şey yok” demek için sıralamıyoruz. Tam tersine iklim krizi ve ekolojik yıkımın küresel ölçekte bir sorun olduğunun, etkilerinden kaçışın kolay olmadığının, yangınların süreceğinin ve buna karşı acil eylem planlarının derhal devreye sokulması gerektiğinin altını çizmek için dile getiriyoruz.

Yaşadığımız ekolojik yıkım kendini yalnızca yüksek sıcaklıklarla ve yangınlarla da göstermiyor. Dün (29 Temmuz) 2021 yılı için Dünya Limit Aşım Günü olarak ilan edildi[5]. Bu gün, yıldan yıla farklı bir tarihe denk geliyor ve anlamı şu: Limit Aşım Günü’nde dünyamızın varsayılan yıllık biyokapasitesini tüketmiş, bir sonraki yılın biyokapasitesini borçlu olarak kullanmaya başlamış oluyoruz.

Dünyada yıllık biyokapasite ilk kez 1970 yılında, Türkiye’de ise 1984 yılında aşıldı. 50 yıldır dünyaca ürettiğimizden daha fazlasını tüketiyoruz ve 2021 itibarıyla gelecekten 5 ay borçlu yaşıyoruz. Bu hızla gidersek birkaç yıl içinde yılın yarısına gelmeden kaynakları tüketmiş olacağız.

Bu hızlı limit aşımının nedeni, ortalamada dünyadaki tüm ülkelerin bir değil de, sanki 1.7 dünya varmışcasına tüketimde bulunması. Ama bu noktada şu soruyu sormadan edemiyoruz: Gerçekte bu kadar kaynağı silip süpürenler kimler? Bir yanda açlıktan kıvranan, çöpten ekmek toplayan milyonlar varken ekosistemin yıllık kapasitesinin %74 daha fazlasını tüketenler kim? Elbette işçiler, emekçiler, öğrenciler değil, ayrıcalıklılar, sermayedarlar, pandemi koşullarında bile servetlerini iki katlayanlar, çalışanlarının emeği sayesinde uzay yolculuğu yapanlar, 1000 odalı kışlık, 300 odalı yazlık Saraylarda yaşayanlar…

Dünya Limit Aşım Günü kaynak tükenimini gözler önüne sermesi bakımından işlevli ancak sorunu gözler önüne sererken sorunu yaratan sorumluları görünmez kılıyor, tüm tüketimi tek bir potada eritiyor, gelir adaletsizliğini ve tüketimdeki dengesizliği gizliyor. Oysa kaynak tükenimi, iklim krizi ve en sonunda ekolojik yıkım, tümüyle sınıfsal ayrımlara dayanıyor. Birileri 4-5 dünya varmışcasına tüketirken birileri de hakkı olan 1 dünyayı bile alamıyor, belki yarım dünyadan bile azla yetinmek zorunda kalıyor.

Böylece aşırı tüketimin kaynağı aşırı üretim, hep daha fazla satmak, daha fazla kâr etmek üzerine kurulu kapitalizmde dönemsel ekonomik krizler yarattığı gibi ekolojik krize de neden oluyor.

Karşı karşıya kaldığımız yıkımı durdurmak için fazla zamanımız yok. Hiçbir önlem almadan mevcut aşırı üretim ve tüketim alışkanlıklarıyla yaşamaya devam eder, fosil yakıta dayalı enerji politikalarını değiştirmez, betonlaşmayı durdurmazsak hali hazırda 1 derece artmış ortalama dünya sıcaklığı 50 yıl içinde 3-4 derecelere kadar çıkabilir ki bu durum kritik eşik 2 dereceyi aştığından geri döndürülemez felaketlere yol açabilir, bugün bile başa çıkmakta zorlandığımız yangınlar kat be kat artabilir, birçok canlı türü yok olabilir, buzullardaki radikal erime deniz seviyesini yükseltip kıyılarda yaşayan milyonlarca insanın iklim göçmeni haline gelmesine neden olabilir.

Ekolojik yıkımı durdurmak için fazla zamanımız yok. Bin yıllık gölü kurutan, koskoca bir denizi öldüren, ormanları kül eden, yerin altını üstünü yağmalayıp tüketen, cehalet ve beceriksizlikle harmanlanmış açgözlülüğü bir an önce yenmek zorundayız.

Kolları sıvayalım.