“Ya Evet çıkarsa…”



30-03-2017 15:04


Erkan Baş

Referanduma sayılı günler kala, en geniş anlamıyla “hayır cephesi” içindeki kimi arkadaşlarda bir kaygının öne çıktığını gözlemliyoruz. 

“Ya Evet çıkarsa…”

Cevabımız var ve çok net; 15 yıldır süren karanlık derinleşerek devam eder. Biz de 15 yıldır teslim olmadığımız gibi teslim olmayız. Mücadeleye aynı kararlılık ve inatla devam ederiz. 

En fazla bu iktidarın yıkılışı gecikir, fakat asla engellenemez, AKP/Saray Rejimi er ya da geç ama mutlaka yenilecek. Türkiye halkları bu iktidarı yenecek.

Beğenmeyebilirler ama bizim cevabımız budur, gerisi teferruattır.

CEVABI OLMAYANLARIN SORUSU

Sabah akşam “ya evet çıkarsa…” sorusunu soranların çok büyük bir çoğunluğu bu soruya verecek bir cevabı olmayanlardır. Belli bir ihtiyatla hepsi demeyelim, bu soruyu ortaya koyduğunu iddia edenlerin büyük çoğunluğu aslında bir soru sormuyor, bir kaygıyı bir korkuyu yayıyorlar. 

Bilerek yapanlar suç işliyor, bilmeden yapanlar ise kabahatlidir.

Neredeyse Tayyip’den çok bize kızıyorlar. Ellerinden gelse, referandum için varını yoğunu ortaya koyup “hayır” sonucu çıkartmak için çalışanları suçlu ilan edecekler.  

Kendilerini, çalışmalara katılmaya çağıranlara, halkın içinde her geçen gün büyüyen “hayır” eğilimini örgütlü, kuvvetli hale getirmeye davet edenlere hemen cevabı olmayan soruyla dikleniyorlar; “iyi de evet çıkarsa ne yapacağız?”

17 Nisan sabahı “hayır” çıksa, “Hayır çıktı ama şimdi yeni bir saldırı dalgasına hazır olmak lazım. Görebildiğim kadarıyla toplum ve özellikle sol buna pek hazır değil.” diyecekler. “çok yeni” ve kendilerinden başka kimsenin görmediği önemli kaygılarını dile getirecekler. 

Her zaman geçerli değil ama 17 Nisan sabahına kadar net bir tutum öneriyoruz; geliştirici bir cevabı olmayanların sorduğu sorularını ciddiye almayın.

Kaygılarla gün geçirmek yerine, kararlılık ve güvenle kalan sayılı günleri verimli, sonuç alıcı biçimde değerlendirmek, gerçekten cevap arayanların yoğunlaşması gereken konu budur. 

Bu çabanın sonunda oluşacak Türkiye tablosunda her sorunun cevabı var.

YANILMAKTAN VE YENİLMEKTEN KORKMAK

Bir de korkaklardan söz etmemiz gerekiyor.

Yıllardır siyasetin, hatta sözde devrimci siyasetin içindedirler ve hep haklı çıkmaktadırlar. Bu yüzden şimdi, “hayır” için umudu büyütmek yerine köşelerinde bekliyorlar. Büyük öngörüleri şu; hayır çıkabilir ama evet de çıkabilir!

Emin olamıyorlar ve bu nedenle “hayır” bayrağını taşımak, yükseltmek, “hayır” sesini çoğaltıp, gürleştirmek yerine kendilerini, daha doğrusu akıllarını, muhteşem öngörülerini pazarlamakla meşguller.

Temel kaygı “ya çok fazla hayır çıkacak diye yazmama ve söylememe rağmen hayır çıkmazsa” korkusu. Kişisel itibar ile hayır mücadelesini büyütmek arasındaki tercihini kişisel itibarını garanti altına almaktan yana kullanıyorlar. 

Sonunda haklı çıktıktan sonra Evet veya Hayır çıkması o kadar da önemli değil.

Hepimizin bildiği gibi, insanın durduğu yer bakışını belirler. 

Kavganın kenarında duranların önemsedikleri ile kavganın ortasındakilerin önemsediklerinin farklı olması çok doğal.

“Devrim” diye bir iddianız varsa, gerçekten siyasi iktidarın fethini hedefliyorsanız, siyasal mücadelenin dışında kalmak fiilen yok olmaktır. 

Yok olmak yerine mücadele edip gerekiyorsa yenilmek, belki yanılmak… Meseleye sadece bir gelenek bırakmak olarak bakıyorsanız bile tek doğru tutum budur. 

Meseleyi sözde bilimsellik ile duygusallık/maceracılık olarak tanımlayıp, bunların karşı karşıya konulması yanlıştır.  Bilimsel olarak “bir gün mutlaka” kazanacağınızı görebiliyorsanız bunun için kavga etmekten kaçınmanıza gerek yok. 

Olabilecek en kötü şey yenilmektir ama haklı bir kavganın parçası olmayı başarırsanız o kavga sen/ben olmasa bile mutlaka devam eder. 

Önemli olan kazanmak için kavga etmeyi göze almak, üzerimize düşen sorumluluğun hakkını vermeye çalışmaktır.

KAZANACAĞIZ

Doğrudur, referandum süreci eşitsiz ve adil olmayan koşullarda ilerliyor. İktidar devletin tüm olanaklarını kullanarak “evet” propagandasını sürdürüyor. Haksızlığın, şiddetin, zorbalığın, yalanın en önemli silahlar olarak kullanıldığı bir karşı kampanya ile yoğun bir “evet” propagandası yapılıyor.

Tam olarak bu nedenle ve tüm bunlara rağmen, sokaklarda, emekçi halkın içinde yükselen ”hayır” sesinin başlı başına bir başarı olduğunu görmek çok zor olmasa gerek. 

Bu durum, şimdilik kazandığımız anlamına gelmiyor ama pekâlâ mutlaka kazanacağımız anlamına gelir. Biz bunu mümkün olduğunca yakınlaştırmaktan sorumluyuz.

15 yıllık iktidarın tüm saldırılarına direnmiş ve teslim olmamış bir halkın çocuklarıyız biz. 

Bunun gururunu taşıyanlar, ellerinden geldiğince gereğini yapmaya odaklanmalıdır.

Son söz olarak, yukarıda sözünü ettiğimiz teslim olmama iradesinin ardında başka pek çok şey yanında, bugün 45. ölüm yıldönümleri vesilesiyle saygıyla andığımız Mahir’lerin de önemli bir katkısı olduğunu hatırlatalım.

Bugün büyük bir özgüvenle mutlaka kazanacağız diyorsak, 100 yıldır bu topraklarda kesintisiz biçimde süren eşitlik-özgürlük kavgasının, bu mirası milyonlarla buluşturan büyük Gezi Direnişi’nin birikiminden kaynaklanıyor. 

Başlarken söyledik ama bitirirken tekrar edelim.

Kazanmak için mücadele edeceğiz.

Mücadele ettiğimiz için mutlaka kazanacağız.