Uluslararası dayanışmanın “abc”si üzerine



05-02-2015 09:23


Mehmet Karaoğlu

Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ile Türkiye Komünist Partisi (TKP) arasında 2005 yılında Ege Denizi ve Kıbrıs konularıyla ilgili ortak bir belge imzalandı. Belgenin içeriği soL dergisinin o tarihteki ilgili sayısında kapsamlı bir şekilde ele alınmıştı. Elimde tam arşiv olmadığı için tam tarih ve sayı veremiyorum, ancak ilgilenenlerin bulmasını ve ilgili yazıyı incelemesini öneririm.

İmzalanan belge temelde iki halk arasında yıllardır düşmanlık yaratan Ege ve Kıbrıs başlıklarında iki partinin ortak bir siyasi pozisyon almasını hedefliyordu. Böylece Ege’nin iki yakasında yürütülen barış ve kardeşlik mücadelesinin elinin güçlendirilmesi ve anti-emperyalist bir ortak eksene oturtulması amaçlanıyordu.

Bu ortak belgenin TKP açısından temelini oluşturan, biri Ege sorunu biri de Kıbrıs sorunuyla ilgili iki taslak çerçeve metni kaleme almak için aylar süren yoğun bir çalışma yürütüldü. Binlerce sayfalık okuma ve yüzlerce saati bulan pratik çalışmanın ardından taslak çerçeve metinlere son hallerini verdik. Çalışmayı tamamladığımızda, iki parti arasındaki dayanışmanın güçlenmesi için önemli bir zemin yaratmakta olduğumuzu açıkça görebiliyorduk.

Bunlara değinmemin nedeni, komünistler arasında uluslararası dayanışmanın siyasi gündemlerinin “kendiliğinden” ileriye taşınmadığını ve sosyalizm mücadelesinin nesnel koşulları ve öznel öncelikleri üzerinden bir ortaklaşma sağlamanın bir siyasi süreç gerektirdiğini bir örnek üzerinden hatırlatmak. Bu ortaklaşmayı tam olarak sağlamak her durumda tam mümkün olmayabilir ve belirli vurgu ve öncelik farklılıkları var olmaya devam edebilir. Ancak sıkça karşılaşılan bu durumda, vurgu ve öncelik farklılıkların tam olarak ortadan kaldırılamaması durumunda da karşılıklı siyasi destek ve dayanışma devam edebilir ve tarihimizde bunun çok örneği bulunmaktadır.

Farklı bir bakış açısına göre ise uluslararası dayanışma için bu ortak politika geliştirme çabası gereksiz gelebilir. “Sonuçta hepimiz komünistiz ve kendiliğinden zaten aynı şeyleri söylememiz gerekmiyor mu?” diye düşünülebilir. Bu yaklaşımın sorunu, ideolojik ortaklığı tek başına yeterli olarak görüyor olması ve herhangi bir şekilde siyasi mücadele yürütmek ve iktidara gelmek gibi bir perspektif taşımıyor olması.

Oysa uluslararası dayanışma ideolojik ortaklığın çok ötesinde bir çaba gerektiriyor. Örneğin komünistler iktidara geldiklerinde bir “güvenlik politikası” geliştirmek ve uygulamak zorunda kalacaktır ve bu politika diğer sosyalist ülkelerle bile kendiliğinden uyum içinde olamamaktadır. Merak edenler soğuk savaşta reel sosyalist blok içinde en temel dış politika önceliklerinde bile görülen gerilimleri inceleyebilir.

Konunun bugünü ilgilendiren kısmı ise, bu konunun iktidardan öncesini, bugün yürütülen mücadeleyle de doğrudan ilişkili olması. Bizim tarihimiz, geleneksel solun tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Burada iki tanıdık örneği hatırlatmakla yetinmek istiyorum. Hatırlanacağı gibi Sovyetler Birliği’nin dış politikası uzunca bir dönem bazı ülkelerde komünist partilerin merkezi faaliyet yürütmemesi, bu faaliyetleri durdurması gibi bir önceliğe sahipti. Oysa Türkiye sosyalist devriminin çıkarları ise işçi sınıfı partisinin bağımsız bir aktör olarak siyaset sahnesine çıkmasını gerektiriyordu.

Bu noktada Türkiyeli komünistler iki kavşakta Sovyetler Birliğinin değil, Türkiye devriminin önceliklerini merkeze koydular ve önce 60’larda TİP çıkışı içinde yer aldılar, sonrasında ise 70’lerde “Atılım” sürecine imza attılar. Komünistler iyi ki bu adımları atmıştır ve kimse buradan yola çıkarak bu tavrın Sovyetler Birliği ile uluslararası dayanışmaya aykırı olduğunu, komünistlerin dayanışma görevini yerine getirmediğini söyleyemez.

Sonuç olarak uluslararası dayanışma diğer partilerin yaptığı ve söylediği şeyleri tekrarlamak değil, kendi devriminizin önceliklerini korurken, uluslararası alanda bir ortak mücadele örmeye çalışmaktır.

Gelelim bugüne ve bir kez daha, çokça tartışılan Yunanistan gündemine…

Yunanistan seçimleriyle ilgili geçen hafta yaptığımız değerlendirmenin ana vurgusunun KKE’den farklı olmasının uluslararası dayanışmaya aykırı olduğu yönünde iddialar ortaya atıldı.

Daha önce yazdığım bir noktanın tekrar altını çizmek istiyorum. KKE’nin Yunanistan’daki nesnel duruma ve komünist hareketin öznel durumuna ilişkin değerlendirmeleri, Yunanistan devriminin önceliklerine göre şekillenmiştir. Türkiyeli komünistler olarak biz ise Türkiye’deki mücadelenin ihtiyaçlarını öncelik olarak almak ve perspektifimizi böyle geliştirmek zorundayız. Bu farklılıklar, bizim KKE’ye olan desteğimizi ortadan kaldırmayacak, KKE’ye olan desteğimiz ise mutlaka tamamen aynı şeyleri söylememizi gerektirmeyecektir.

Bu tavrın uluslararası dayanışmaya aykırı olduğunu söyleyenler ise, yukarıda yazdığım gibi, Türkiye sosyalist devrimiyle ve devrimin güncelliğiyle arasındaki bütün bağı koparmıştır.

Bu yazıda komünist hareketin uluslararası dayanışmasının “abc” düzeyinde bulunan en temel noktalarını anlattım. Daha doğrusu anlatmak zorunda kaldım. Komünist hareketin bu en temel ilkeleriyle arasındaki bağı koparanların ise kuşkusuz kimseye öğretecek bir “abc”si kalmamıştır.