Uludere'de kürtaj, Menbiç'te nafaka



15-10-2019 00:33


Ebru Pektaş

Olağanüstü günlerden geçiyoruz…

Karşımızda öyle bir tablo var ki AKP rejimi, bir kez daha firesiz nizamını tesis etmiş, sosyalistler ve Kürt hareketi dışında herkes savaşa gönüllü ya da “gönülsüz” taraf olmuş görünmektedir.

Topluma bakıldığında da benzerdir tablo.

Gün, birlik ve beraberlik günü denilmiştir. Her çevreden dualar alınmış, sosyal medyası “yar ve yardımcı Allah” ile coşturulmuştur. Düne kadar fetöcü, vatan haini ilan edilen, linç edilen “muhalif siyasetçisi” destek mesajlarını atmıştır. Nal kadar tuğralı yüzüğü ,“savaş ve press” temalı kombiniyle sınırda “habercisi” pozlarını vermiştir. Yaşam koçu edasıyla Mehmetçiğe “mutlu olma” telkininde bulunan “sanatçısı” ambiyansı bozmamaya gayret etmiştir vs.

Görünen budur.

Yine de “nizam sağlandı, herkes AKP’nin arkasına dizildi” tespitindeki sakilliği, fazla tamlığı, su sızdırmazlığı, çelişki barındırmazlığı biraz daha sakin biçimde düşünmeye ihtiyacımız var.

Sanki bir haftada, 17 yılın birikimi, AKP karşıtı toplumsal dinamikler, çelişki ve çatışmalar berhava olmuştur. Sanki sevimsiz ulusalcıların “devlet adamlıkları”, öteden beri gelen Kürt düşmanlıkları, ihanetleri milyonların AKP’ye gönül indirmesine yetmiştir.

Ne ki günün sıcağında bu türden “yeni sayfa açmalar” makul görünse de kurulduğu sanılan nizamın ve büyük fırsat olarak görülen savaş siyasetinin ardında muazzam sorunlar kurtlanmaya devam edecektir.

Zira savaş yalnızca “savaş” anlamına gelmeyecek, tüm cüssesiyle rejimin imzasını taşıyacaktır.

Sözgelimi Yeni Akit gazetesinin servis ettiği “Barış Pınarı Harekatı’nda görevli Uzman Çavuş, mağduriyetini Akit’e anlattı! Cephede kazandığı parayı eski eşine veriyor”  başlıklı haberi bunun en güzel örneğidir.

Dün kürtajla Uludere’yi birleştiren, bugün Menbiç’i bir de nafaka ile anmak mecburiyetinde hissetmektedir. 6284’ün, nafaka hakkının, kürtajın hayaleti sınırları aşmaktadır!

Zira tek başına “savaş” savunulamadığında, rejim tüm ideolojik terkibini işe koşacak, kadın düşmanlığı, sınıf düşmanlığı kadar başköşede yerini alacaktır.

Sınırlar burada kalmayacaktır.

Savaş sürerse, aynı sınırlar asgari ücret için, işsizlik fonu için, sosyal yardım kesintileri için, kıdem tazminatı için, Soma’da ödenmeyen tazminatlar için de aşılacaktır. Buradaki kavgayı askıya alanın, savaşa karşı çıkma imkanı yoktur.

Zira herhangi bir savaşla değil, AKP rejiminin, Saray’ın savaşıyla karşı karşıyayız.

Savaş, kredisini, Kürt kanı kadar yoksul halkların kanından,  yağmadan, talandan, kadın düşmanlığından kotarmaya çalıştıkça, bugün kurulduğu sanılan sessiz nizam, 17 yılın olanca birikimiyle devrilmeye daha yakın olacaktır.

Kuşkusuz öncülük nosyonun belireceği yer tam da burasıdır, yakın olanı mümkün kılmaktır.

Dahası bu tespit, “savaş karşıtlığının” ağırlıklı olarak rejimin biriktirdiği, kurtlanan sorunlarla yapılabileceği anlamına gelmektedir. Savaş karşıtlığı, rejim karşıtlığı zemininden güç almak ve kendisini burada örgütlemek durumundadır.

Tarihin öğrettiği budur.

Hatırlanmalıdır, savaşın darmaduman ettiği Rusya’da başlangıçta büyük bir sessizlik hakimken, Büyük Ekim Devrimi’ne giden yolu, ekmek ayaklanmalarıyla yoksul kadınlar açmıştır.

Bugün ekmek kadar nafaka hakkı, nafaka hakkı kadar 6284 yasası vardır. Bunları askıya alanın, savaşa karşı çıkma imkanı yoktur.

Tarihin öğrettiği bir diğer şey de bahsettiğimiz anlamda özgül bir bağlama dayanmadan, tabiri caizse etliye sütlüye bulaşmadan “savaş karşıtlığı” yapılamayacağıdır. Ne var ki kimilerine göre tüm bu bağlamların ötesinde “kadınlar zaten savaş karşıtıdır”.

İnsanlık tarihinin anasoylu “barışçıl” kökleri, ataerkillik ile savaş arasında kurulan çeşitli dolayımlar, dünyayı yöneten “adamların” savaş yanlısı politikaları vs bu noktada dile getirilir.

Bu düşünce çerçevesinde öyle ki “dünyayı kadınlara bıraksalar bu savaşlar olmayacak” türünden naifliklere bile rastlanmaktadır. Yine de naiflik ya da apolitizm denilip geçilemez. Zira burada maksadını aşan bir cinsiyetçilik de vardır.

Cinsiyetçilik, kadınların “siyaset geçirmez” tek boyutlu varlıklar olarak resmedilmesindedir.

Cinsiyetçilik, kadınların pekala çeşitli siyasal bağlamlarda çeşitli politik öznellikler sergileyebileceğini ve üstelik buna erkekler kadar ehliyetlerinin olduğunu kabul etmemek anlamındadır.

Tarih ehliyetimizi gösteren sayısız örnekle doludur, yine gösterecektir…