Ülkemin tüm psikiyatrları birleşin, lütfen!



27-06-2016 08:37


Öznur Özkaya

Deliliği akıl hastalığı; insanın toplumsal, kültürel ve bilimsel açıdan belirlenmiş işlevlerini yerine getirmemesi olarak biliriz. Machado De Assis "Asabiyeci" adlı kitabında "Bugüne kadar deliliğin, aklın engin okyanusundaki küçük bir ada olduğunu sanıyorduk. Oysa ben artık onun küçük bir ada değil, tam tersine, koca bir kıta olduğundan şüphelenmeye başladım," (Assis 2016: 29) der. Psikiyatri delilik kavramını kullanmaz; bireyin durumunu nevrozlu veya psikozlu haller olarak betimler. Deliuze'a göre ise psikanaliz, ideolojik düzeyde olmasa da pratik düzeyde kapitalizme ait hale gelmiştir ve her delilikte tarihsel, politik ve toplumsal alanın özgün bir türde önemli bir toplamı vardır.

Vincent van Gogh 1890'da akıl hastanesine dönüştürülen Saint-Paul Mausole Manastırı'na yatırıldığı vakit bir mektubunda "Buraya taşınmakla sanırım iyi ettim. Çünkü bu yerde delilerin hayat gerçekliğini görerek, o korkuya benzer şeyi kaybedip yavaş yavaş deliliği herhangi bir başka hastalık gibi görmeye başlıyorum... İnsanlar aralarında iyi anlaşıyorlar, birbirlerine yardım ediyorlar... Ve yemin ederim ki bunlar Arles'in zavallı halkından daha çekingen, daha kibarlar ve beni daha az rahatsız ediyorlar..." (Venzmer 2010: 44) diye yazar. Akıl hastanelerine baktığımızda deli diye adlandırdığımız insanların çoğunun oldukça duyarlı ve nazik olduğunu, üstelik dışarıdakiler kadar mantıksız konuşmadıklarını görürüz. Kim bilir delirmiş birisi aklı dışında her şeyi kaybeden kişidir.  

Delilik bir karşı duruş olarak kişileri yahut durumları reddediştir. Genetik yatkınlığın önemli bir etken olduğunu bilsek de delilik bireysel ve toplumsal bir duruş sergileyebilir. Aşk ve ölüm acısı çekenler ile savaş, tecavüz, toplu katliam, doğal felaketler sonucu travma geçirenlerin duruşları çeşitlenir. Akıl sahibi olduğu iddia edilen insanlara göre delilerin davranışları, konuşmaları, tepkileri kendiliğinden gelişir; hırsları, kıskançlıkları, yalanları olmadığından hiçbir zorlamaya yer yoktur. İşte bu yüzden delilik çok nadir ulaşılabilen bir mertebedir.

Saf delilerle anlaşılabileceği kanısındayım ben. Lakin modern psikiyatri zorluyor bünyeyi, çünkü sağlık ile hastalık arasındaki sınırın bilinmezliği su götürmez bir gerçektir. Akıl sağlığının kimi yönleri en ağır akıl hastalarında bile görülürken akıl hastalıklarının da kimi yönleri zihinsel açıdan sağlıklı olan bireylerde gelişebilmektedir. Örneğin "Delilik Nedir?" diye soran Darian Leader "Paranoyada billurlaşmış bir anlam bulunur: Kişi dünyada yanlış olanın ne olduğunu bilir. Kendisine bir kumpas kurulmuştur, yerine getirmesi gereken bir misyon, yaygınlaştırması gereken bir mesaj vardır. Hezeyanın içeriği ne olursa olsun, kişi kendi durumuna katı bir anlam atfeder. Libido dışarıda konumlandırılır. Zulmedici de toplum içindeki bir arızada ya da dünyanın düzeninde," (Leader 2016: 96) der. Tıpkı bizdeki dış mihraklar mevzusu ile reis, son halife, dünya lideri, vb yakıştırmaları gibi. Yazar, bizde şu sıra moda olan post-Osmanlıcılık veya sekülerizmden kurtulma çabalarını anımsatmak istercesine  "Paranoyak özne dünyanın, 'grubun unutmuş, yahut ihanet etmiş olduğu bir düzene, yasaya, bilgiye uygun hale getirilmesi' gerektiğinde ısrar edebilir. Kendisini çoğu kez, dini bir dogma olsun, topluma ya da eğitime ilişkin bir teori yahut bilimsel bir hakikat olsun, belli bir yasa veya bilginin tek yorumcusu ya da tek meşru varisi olarak sunar. Yeni bir düzen kurma fikri kadar, kaybolmuş bir düzen veya sistemi yeniden dünyaya kazandırma son derece yaygındır," (Leader 2016:  99) diye devam eder.

"Birinci Sınıf Delilik" gibi şahane bir kitap yazmış olan Nassir Ghaemi de sekiz ünlü liderin biyografilerini temel alan psikolojik bir tarih sunar. Depresyon, bipolar bozukluk ve diğer hastalıklarla ilgili  düşüncelerini sağlam tezlerle destekler. Depresyonun nüanslarının karmaşık, maninin ise delişmen olduğunu belirterek manideki ruh halinin coşkun, çoğunlukla öfkeli olduğunu söyler. Verdiği sekiz örnekten en çarpıcısı hiç şüphesiz Adolf Hitler'dir. Hitler'e konulan en genel psikiyatrik teşhisin antisosyal kişilik bozukluğu olduğunu; bu durumun hayvanlara zulmetme, yasaları ihlal etme, tam bir empati yoksunluğu gibi özellikleri gerektirdiğini dile getirirken manik belirtileri olarak da aşırı konuşkanlığını, büyüklenmesini, coşkun ruh halini sıralar.

Tezini desteklemek için vaka tarihlerinden yola çıkarak bizi şu bilgiye taşır: "Adolf Hitler damar yolundan amfetamin alırdı. Kendisinde gençliğinden beri ağır depresif ve manik epizotlarla seyreden bipolar bozukluk vardı. Fakat bu ruhsal epizotlar, 1937 civarında depresif dönemlerinin tedavisinde amfetamin kullanana kadar, Hitler'in karizmasına ve liderlik becerilerine katkıda bulunarak pek çok bakımdan gayet yardımcı oldu. Sonra günlük damar içi enjeksiyonlarla bu tedaviye başladı. İkinci Dünya Savaşı sırasında bu uygulama her gün devam etti; bipolar bozukluğunu artırdı ve sözcüğün tam anlamıyla dünyayı mahvederken giderek daha ağır manik ve depresif epizotlar yaşadı. (...) İlaçları yanlış ortamda yanlış dozlarda kullanmanız halinde, daima zarar verirler; tehlikelidirler; öldürürler ya da sakat bırakırlar. (...) Ve eğer bu insanlar siyasi liderler, özellikle de despotik güce sahip olan liderler ise, tehlike bütün ülkeleri, hatta insanlığı kapsayabilir." (Ghaemi 2016: 206)

Ah, ah! Bizler yıllardır konformist hizmetkȃrların eşlik ettiği erkin hükümdarlığında (?) Arendt'in ifadesiyle 'kötülüğün sıradanlığını' mı yaşıyoruz yoksa ortada tedaviyi kabul etmeyen bir paranoyak, manik, depresif, vb. özne mi var? Biz hep çıkarları doğrultusunda erkin gaddarca davranabilme nosyonunu kanıksadığını düşündük. Şimdi ülkemin tüm psikiyatrları birleşin, lütfen! Durum bundan ibaret değil ve iyileşme şansı yok diyorsanız, damardan aldığı her ne ise altın vuruşu yapın, gitsin!

 

* Birinci Sınıf Delilik, Nassir Ghaemi, Çev: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları, Mayıs 2016.

* Delilik Nedir?, Darian Leader, Çev: Barış Engin Aksoy, Encore Yayınları, Nisan 2016.

* Asabiyeci, Machado De Assis, Çev: Elvan Kıvılcım, Encore Yayınları, Şubat 2016.

* Deliler ve Dâhiler, Gerhard Venzmer, Çev: Prof. Dr. Gürsel Aytaç, Omnia Yayınları, 2010.