Üç yıl sonra Rojava; biz nasıl görüyoruz?

“Yeni bir devlet” çıkarımını dikkate alarak konuyu değerlendirdiğimizi belirtelim... Rojava, emperyalizmin Ortadoğu'ya yıkıcı ve belirleyici bir müdahale çabası içinde olduğu özgün bir tarihsel kesitin, yine özgün ve karmaşık yanları besbelli olan sonuçlarından biridir.

Üstelik Rojava Kürdistanı, kuruluş tarihi kabul edilen 19 Temmuz 2012'den bu yana siyaset alanında ve politik savunularda kendine yer bulan ve kimi taraflaşmaların da parametresi haline gelen ayrıksı (sıradan olmayan) bir sonuç olarak da görülebilir.

Kimi taraflaşmalar veya politik savunuların ortaya çıkması da öyle mesnetsiz ya da hayali bir durum değildir... Zira Rojava'nın kuruluş ve yerleşme sürecinin ifade ettiği tablo, yapılan tartışmaların hem kuramsal hem de siyasi başlıklarına dair bir hayli materyal vermektedir.

*****

Biraz açalım.

“Rojava” olgusunun ve Suriye Kürtlerinin devletleşme sürecinin, birkaç başlıkta şöyle özetlenmesi kanımca mümkündür:

Başlangıç: “Arap Baharı” sürecinde inisiyatifi ele alan emperyalizm Suriye'nin parçalanma sürecini de başlatmıştır. Suriye'ye dönük emperyalist-gerici saldırıyla başlayan dönem, siyasal hakları büyük ölçüde verilmemiş fakat genel anlamıyla uluslaşma sürecinin üst aşamasında olan Kürtlerin Suriye kolunu da harekete geçirmiş ve rejim karşıtı bir kalkışmanın “bağımsız” unsuru haline getirmiştir. Rojava'nın bu “bağımsız” özelliği, Kürtler açısından bir avantaja dönüşmüş, başlangıçta hem Şam hükümetiyle hem de uluslararası güç odaklarıyla ciddi bir arbede yaşanmamış ve “barışçıl” bir denge oluşmuştur.

Bu ilk dönem Suriye Kürtlerinin fırsattan istifade etmesi ve kendi topraklarına hakim olmasının koşullarını yaratmıştır.

Gelişme: Kürtlerin başlangıçtaki çıkışı; emperyalizmin kontrol ve yönlendirmesi dışında kalan, oluşan siyasal boşluktan faydalanma ve ivedi alan kapatma şeklinde tanımlanabilecek bir hareketlenmedir. Şam hükümeti, Kürtlerle uzun süreli “müttefik” kalamayacağı olasılığını dikkate almış olsa da, dönemsel bir işbirliğine yönelmiş; emperyalist devletler de Kürtleri kendi aparatı veya bağlaşığı haline getirmeyi hedeflemiştir.

Rojava'nın (PYD) büyük devletlerle resmi teması ilk olarak 2013 yılı başında Rusya ile başlar ve daha sonra Türkiye, Fransa ve Ocak 2014'ten sonra ABD ile devam eder. Emperyalizmin Rojava'ya tasallutu 2013 yılından sonra, bilhassa Kobane direnişi sonrasında artmıştır. ABD'nin, Rusya'nın girişimine karşılık verebilme isteği, ayrıca Kürtlerin şeriatçı yayılmaya karşı direnci ve güçlü (bölgesel) örgütlülüğü Rojava'yı Ortadoğu siyasetinin bir unsuru... ordusu olan ve yerini sağlamlaştırmış bir devlet haline getirmiştir.

Ancak yine de, yani ABD ve diğer devletlerin girişimlerine ve somut desteğine rağmen; Rojava'daki Kürt inisiyatifinin emperyalist bir düzenlemenin organik parçası veya tasarlanmış sonucu olduğunu, emperyalizm tarafından doğrudan yönetildiğini söylemek yanlıştır. Kürtlerin örgütlü hareketinin ve direniş kabiliyetinin etkisi, emperyalizmin geçtiğimiz yıl bölgede yaşadığı sıkışmayla birlikte düşünüldüğünde Rojava'nın neden bir aktör olduğu açıklanabilir.

Özetle, Rojava başlangıçta anomalidir ve bugün sistemin içine yerleştirilmeye çalışılmaktadır...

Dolayısıyla bugün Suriye'ye dönük yapılan siyasi tahlillerde, Rojava'nın gerici örgütlenmelere karşı yürüttüğü mücadele ve henüz emperyalist bloğun uysal bir aygıtı olmadığı durum da hesaba katılmalıdır.

Güncel Durum: Rojava Kürtleri, geçtiğimiz üç yıl boyunca (birçok yerleşim yerinde) yoğunlukla şeriatçı çetelerle çatışmıştır. Bu mücadele süreci, halkın politik bir özne olarak kuruluşta etkin hale gelmesine, öte yandan gericilik karşıtı duyarlılığın yükselmesine ve kadınların toplumsal rolünün önemsenmesine de yol açmıştır.

- Komünal ekonomi olarak adlandırılan sistemin içinde tarım kooperatiflerinin kurulması ve yoksulların desteklenmesi,

- Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Nasturilerin, Keldanilerin, Türkmenlerin, Çeçenlerin birarada yaşamasını güvence altına alan Halkların Kardeşliği Meclisi'nin kuruluşu,

- Bilim ve Özgür Düşünce Akademisi'nin 2013'te açılması ve sonra akademi sayısının artması,

- 2015 yılı itibariyle yerel komünler ve bunların birleşmesiyle halk meclislerinin oluşmaya başlaması,

- Kadın haklarına yönelik koruyucu kamu hizmetlerinin ve kararların öncelikle alınması

Bunlar bugün Rojava Kürtlerinin oluşturmaya çalıştığı toplumsal-siyasal sitemin kimi örnekleridir. Öte yandan, Ortadoğu'nun gerici, otoriter ve yurttaşı hiçe sayan yapısı düşünüldüğünde, dikkatle değerlendirilmesi gereken, ilerici ve övgüye şayan gelişmeler oldukları da kabul edilmelidir.

Gelecek: Rojava her ne kadar modern ve ilerici bir kimliğe sahip olsa da, gericiliğe karşı mücadeleci tavrı ve emperyalizme karşı inisiyatifini koruması tüm kazanımlarının devam etmesinin de güvencesidir. Bölgede emperyalizmin hedefinde olan ilerici güçlerle kuracağı pozitif ilişki ve etkileşim ve Şam hükümetine dönük bir operasyonun parçası haline gelip gelmediği... sosyalist yaklaşımın belirlenmesi açısından da öncelikle önemlidir. Sosyalistlerin bölgeye dönük tavrı anti-emperyalist ve gericilik karşıtı bir özelliğe sahiptir ve Rojava bu anlamıyla bugün bir değer taşımaktadır. Yani, Rojava'nın “Washington'un güzel gözleri için” intihar etmeyi tercih etmesi o kıymetli halin serencamı olacaktır...

Tabii öte yandan, üç yıldır şeriatçı çetelere karşı güçlü bir direnç ve siyasallaşmayı temsil eden Suriye Kürtlerinin, bir idari otorite olarak kuruluşlarını ve yerel hakimiyetlerini sağladıkları da gerçektir. Suriye'nin bütünlüğü talebi (üniter yapısı) bu anlamıyla politik bir karşılık yaratmamakta ve Şam hükümeti tarafından da bu gerçek yapılan birçok açıklamada kabul edilmektedir.

Dolayısıyla, sosyalistler açısından güncel ve gerçek olan politik doğrultunun; Rojava ve Şam yönetimlerinin ortak hareket ederek halkların birliği ve ulusların kaynaşmasını esas alan bir federasyon oluşturmaları biçiminde belirlenmesi, en etkili ve akılcı yol olarak görünmektedir...

Marksizmin kurucularının ulusçuluk kuramına gösterdiği ilgi küçümsenmeyecek bir ağırlığa sahip olsa da, bütünlüklü bir teorizasyondan bahsetmek yine de mümkün değildir. Ele alınıp değerlendirilen örnekler özel alanların özel örnekleridir. Sözgelimi Avrupa ulusçuluğu hem Marx'ın hem de Lenin'in fikirlerinin oluşumunda etkili olmuştur. Üretim ilişkilerinin ve işçi sınıfının çıkarlarının çözümlemede belirleyici olduğu tespiti ise ikisinin de yaklaşımına içkindir...

Bununla birlikte, kapitalizm koşullarında ulusal soruna dair tutum alırken Lenin'den alıntıyla şunu söylemek ise kuşkusuz yanlış olmayacaktır: Ulusal topluluklar arasındaki bağları sağlamlaştıran ve ulusların birbiriyle kaynaşmasına hizmet eden her gelişmeye proletarya güç vermelidir...

Rojava'nın varolma arayışı, bu söylenene hizmet ettiği sürece sosyalistler tarafından da desteklenmelidir...