Türkiye'nin birliği için...



13-11-2015 08:35


Onur Emre

Herkes artık manasını yitirmiş o tefsiri bir kenara bıraksın. Mesele “hendek kapatma” meselesini aşmıştır. Öyledir çünkü, şimdi Kürt coğrafyasında hendekten daha çok mezar kazılmış durumdadır. Tankların, gaz bombalarının, helikopter ve keskin nişancıların hendek kapatmaya gücünün yeteceğine inananlar olabilir ama bu biçimde süren bir savaşta açılacak mezarların kapatılabileceğini kimse düşünmesin...

Dikkat çekici nokta, yani meselenin çok daha tehlikeli bir boyuta ulaştığını gösteren örnek Silvan'dır. AKP, önceki yaşananlardan daha ağır, hesapsız ve zafer sarhoşluğuyla saldırıyor. 10 günden fazladır insanların yaşam olanaklarından yoksun ve hatta yaşamdan yoksun soluk aldıklarına dair anlatılanlar; ekmek ve turşu yiyerek evlerin tuvaletlerine ve bodrumlarına sığınmak zorunda kalmaları Türkiye'nin bir barbarlık dönemine, ölülerin kaydının tutulmayacağı bir iç savaşa sokulmak istendiğinin belirtisidir. Silvan, kapitalizmin insanının efsunlu arayışı olan “istikrar”ın devasa bir martaval olduğunun da manzarasıdır. Zira şimdi Silvan'da, istikrar şevkiyle verilen oylarla Türkiye öldürülmeye çalışılıyor...

*****

Peki “tehlike” vurgusundan kasıt nedir? Anlatalım; şehrin üzerinde ateş açan helikopterler ve sokaktaki tank paleti askeri mücadele açısından kritik bir anlam (eşik aşımı) taşıyor. PKK hareketi, kontrolünde binlerce militan, anti-tank füzeleri, hava saldırı silahları olan bir örgütlenmedir ve devletin tankla ya da havadan saldırmaya devam etmesi durumunda bu silahların devreye sokulması da bir olasılıktır.

O zaman ne mi olur? Son birkaç aydır gerilla savaşının dozunu düşürerek, sembolik etkisi önemsenen saldırı stratejileriyle (yol kesmeler, hendekler, havai fişekler, taciz ateşleri) devlet sultasını işlemez hale getirmeye ve bölgede bir “Kürdi otorite” tesis etmeye çalışan PKK, tüm gücü ve uzantılarıyla uzun sürecek bir savaşın belirgin tarafı haline gelir. PKK, sokaklarda gezen tanklara, uçan helikopterlere karşı uygun enstrümanları (evet, anti tank füzeleri ve hava savunma silahları) kullanmaya başladığında da Türkiye bir iç savaşa girmiş demektir.

AKP'nin, ülke ve bölgeye dair hedeflerini gerçekleştirme hırsı, bu doğrultuda çıplak (fütursuz) bir şiddetle tüm direnenlere yönelmesi ve Kürt ölümlerinin sıradanlaşması... Türkiye halklarının birliğine yapılmış büyük bir saldırıdır ve ne yazık ki sonucu yine savaş ve ölüm olmak zorundadır.

*****

Öte yandan, Kürt siyasetinde inisiyatifin Silvan'la birlikte tamamen PKK'nin kontrolüne geçtiği de anlaşılabilir. Son günlerde HDP cephesinden yapılan açıklamalarda dahi esas vurgunun, “Kürdistan'ın statüsü”, “Rojava'nın kaderi”, “özyönetimin gerekliliği” yönünde olması ve bu taleplerin gerisine düşülmeyeceği söylemi bunun alametidir. AKP, “biz kimseyi değil halkı muhatap alırız” açıklamaları yapıp bir yandan İmralı'ya kapıyı açıyor olsa da, Kandil öne çıkan muhatap haline gelmiştir.

Dolayısıyla Kürt hareketine göre mesele tartışmaya lüzum bırakmayacak sarihliktedir. Birkaç gün önce Demirtaş söyledi: “Silvan lokal bir konuyla ilgili direniş göstermiyor. Kürt halkının özgür geleceği ile ilgili bir duruş, direniş ortaya koyuyor. Herkes direnişi bu şekilde görmelidir.”

Daha önce biz de yazdık. Türkiye'de Kürt yoksullarından umudu kesmiş kimi solcular anlamak istemiyor ya da kendi siyasetsiz hallerini perdelemeye çalışıyor olabilir. Ancak yanılıyorlar. Sorunun esası onların ısrarla odaklandığı gibi, “HDP eliyle yapılacak olan restorasyon”, “başkanlık” tartışması yahut “biz demiştik AKP çözüm getiremez” akıldaneliği değildir. Asal olan, Kürdistan'da süren üstünlük (velayet) savaşının Türkiye ve bölge halklarının birliğine ve Türkiye devriminin kaderine nasıl etki edeceği ve sosyalist hareketimizin emekçilerin birlikte mücadelesini nasıl sağlayacağıdır.

Yani özetle, söz konusu olan tartışma “Türkiye'nin ve emekçilerin birliği”dir. Söz konusu olan, Kürt coğrafyasında yaşayan 15-25 yaş arasındaki onbinlerce yoksulun yüz yıl daha savaşacak öfkeyi biriktirmesi ve geleceklerini “kopuş”ta görmesidir. Silvan'da tüm açıklığıyla karşımıza çıkan gerçek budur.

Yani sözün kısası, sosyalistler açısından önümüzdeki dönem Kürt sorununa dair devrimci ve geliştirici bir tartışma yürütülmek isteniyorsa doğru parametrelerin oluşturulması önemlidir. Türkiye artık, Kürtlerin bölgedeki inisiyatifini, ulusal ve siyasal haklarını kapsamayan bir yönetim biçimiyle bütünlüğünü sağlayamaz durumdadır. Sığınılan şiddet bölünmeyi her geçen gün daha fazla büyütmektedir.

Sosyalist hareketimiz; Kürtlerin yerel inisiyatif talebini sınıfsal ve sosyalist bir perspektifle ele almalı ve geliştirmeli, Türkiye'nin birliğinin, Kürt ve Türk emekçilerin geleceğinin ve halkların birarada eşit biçimde yaşamasının da güvencesi olabilecek bir politik hattı ve mücadeleyi örgütlemelidir. “Birleşik Sosyalist Cumhuriyet” hedefi düne göre daha güncel ve vazgeçilmez bir hale gelmiştir.

Kürt ve Türk yoksullarının AKP karanlığından ve savaş-müzakere döngüsü saçmalığından kurtulmasının yegane yolu da bu hedefin hayata geçirilmesidir...