Türkiye sol ve sosyalistleri 'ortak bir evet' bulmak zorunda

"Öyleyse şimdi hakiki bir kitle hareketi için koşullar oluşmuşken sosyalizmi; cansız, kemikleşmiş, sadece teori üreten bir yere hapsetmemek tarihi zorunluluktur. Bu durumda Türkiye sol ve sosyalistlerinin mevcut olanı (iktidarı) değiştirmek için “ortak bir evet” bulması da emekçi halk adına bir başka zorunluktur, sorumluluktur."

Son zamanlarda iktidarın artık ülkeyi yönetemediğini söyleyenlerin sayısı hızla artıyor. Ancak sadece şu olay bile aslında iktidarın ülkeyi tam olarak böyle yönetmek istediğinin bir kanıtı. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın görevden alınıp yerine MÜSİAD ve Ensar Vakfı üyesi Nureddin Nebati’nin atanması!

DÜŞÜK FAİZ, DÜŞÜK TL, YÜKSEK KUR: BİLE İSTEYE DEVAÜLASYON

Nebati’nin ilk açıklamaları, iktidarın “düşük faiz, düşük TL, yüksek kur” politikasından vazgeçmeyeceğinin göstergesidir. Nebati’nin, basına yansıyan Fethullah Gülen ile fotoğrafları ise artık pek bir şey ifade etmiyor. Sonuçta kandırıldılar! O yüzden Nebati’nin bir zamanlar Gülen ile olan ilişkisine bu yazıda girmeyi yazan ve okuyan adına vakit kaybı olarak değerlendirip bu konuyu burada noktalıyorum.

BU YAZININ YAZILDIĞI SAATLERDE 1 DOLAR 13,69 TL

Halk, ucuz ekmek kuyruklarında. Ayçiçek yağı artık marketlerde zincirli. Bazı marketler bazı ürünlerin satışına kota koymuş durumda. Döviz kurlarında yaşanan yükselişin ardından kedi-köpek mamalarına yüzde 40’a varan oranlarda zam geldi. İnsanlar mama almakta zorlandığını sosyal medyadan paylaşıyor. Yayıncılar böyle giderse kitap basımı yapamayacağını söylüyor. Emekçi halk adına her şey belirsiz.

Böyle bir zamanda Hazine ve Maliye Bakanı değişiyor. Normal şartlarda bu değişim; emekçileri gün geçtikçe yoksullaştıran ekonomi politikalarından ivedilikle vazgeçileceği beklentisi oluşturabilir. Oysa aksine Nurettin Nebati, tam da bu emekçi kesim için yanlış ancak iktidar için son derece doğru politikaların devam etmesi için göreve getirilmiş. Nerden mi biliyoruz? Kendisinin açıklamalarından.

Nebati, atanarak geldiği bakanlığından sonra ilk açıklamasını sosyal medyadan siyasal İslam’a uygun bir dille geçekleştirdi. Mesajı şöyleydi: “Rabbim, kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır. İşimizde bize doğruluk ver, bizi muvaffak kıl. Sn. Cumhurbaşkanımızın şahsımı layık gördüğü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini hayırla ifa etmeyi, bize gösterdiği güvene layık olmayı Rabbim nasip etsin inşallah”.

Açıkçası Nebati’nin bu açıklaması da bu yazının tartışma konusu değil. Bu yazının ilgilendiği kısım Nebati’nin henüz bakanlığa atanmadan birkaç gün önce, 25 Kasım tarihli paylaşımları. Nebati’nin o paylaşımlarında artan döviz kuru ile iyice yoksullaşan halka rastlanmıyor fakat ona karşın konkordato ilan eden şirketlerin sayısının azalmasına rastlanıyor. Bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranlarına rastlanıyor. Yeni kurulan şirket sayısına rastlanıyor. Nebati, halkın ezici bir çoğunluğunu görmek yerine girişimcileri, şirketleri, bankaları görüyor, tabiatı gereği. Nebati’nin 25 Kasım tarihli sosyal medya mesajlarının bir kısmı şöyle:

 “Türkiye Ekonomi Politiğini tüm ezber ve ön kabullerimizi bir yana bırakarak, bilimsel veriler ışığında netleştirelim ve bilgi karmaşasını ortadan kaldıralım. Türkiye ekonomisini sadece döviz kurunu baz alan dar bakış açısı yerine büyük bir pencereden değerlendirmemiz gerekiyor. (…) Sadece faiz ve döviz kuru ikilisini esas alan bir makroekonomik yaklaşım yerine düşük faiz yüksek üretim hacmine dayanan temel politika ekseninde yüksek istihdam, yüksek ihracat, düşük cari açık ve düşük dış borç hedeflenmektedir. (…) Düşük faiz politikamız sonucu TL’ye yapılan manipülatif ataklar ekonomimize ciddi zararlar veremez. Örneğin; bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı yasal ve hedef oranın oldukça üzerindedir. Bunun yanında bankacılık kredilerinin geri dönüşlerinde hiçbir sıkıntı yoktur. Son kur atağında reel sektörde türbülanslar yaşansa da ekonomimiz tüm gücünü korumaktadır. Nitekim yeni kurulan şirket sayısı geçen yıla göre artarken, kapanan ya da konkordato ilan eden şirket sayısı azalmaktadır”.

Nebati’nin bakanlığa getirilişi AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğini değil aksine tam olarak bu şekilde yönetmek istediğini gösteriyor. Belli ki Türkiye devalüasyona dayalı ekonomi politikası ile yönetilmeye devam edecek. Bu durumda muhalefetin iktidara “bu yanlıştan dönün” çağrıları anlamsız. Çünkü iktidar için doğrusu bu. Peki, bu durumda sosyalistler ne yapmalı?

MEVCUT OLANI DEĞİŞTİRECEK OLANDA ORTAK BİR ZEMİN YARATMALI

İlkeler önemli ancak salt ilkelere sarılıp toplumsal gerçekliği reddetmek mevcut olanın devamına yarayacaktır. Bugün değiştirilebilir olmaya en yakın olduğu zamanda hemen şimdi, vakit kaybetmeden baskı kurarak (erken seçimde ısrar ederek) mevcut olan iktidarı değiştirmek gerekir. Bu anlamda sadece AKP’ye “hayır” demek yeterli olmayacaktır. Dağınık bir “hayır” sübjektif pratikte tutsak kalacaktır. Önemli olan “hayır”ları “kitlesel bir evet” ile öznelliğin onurlandırılmış reddedişlerinden kurtarmak. Ne kadar çok insan, karşı çıktıkları şeye “hayır” da birleşirse birleşsin, eğer onları somut bir hedef için aynı zamanda ortak bir “evet” birleştirmiyorsa fiilen “AKP’ye  hayır”lar etkisiz kalma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

AKP’ye bugün birçok insan artık yüksek sesle “hayır” demektedir. Ancak “hayır” diyenlerin içinde yadsınamayacak bir çoğunluk kendini Millet İttifakı’nın çizdiği muhalefet biçimine de yakın görmemektedir. Bu noktada sol ve sosyalistlerin dağınık haldeki sol ve sosyalist “hayır” ları “ortak bir hedefe bağlanma” şeklindeki dayanışmada zorunlu kılması tarihi bir sorumluluktur. Aksi durumda sadece “AKP’ye Hayır” demek ve bu söylemi ortak bir “Evet” ile birleştirememek; tarihsel ve siyasal açıdan kendi içine kapanık, tarikatvari bir yaşama doğru sürüklenen ve var olana sadece isyan eden bir yapıya dönüşme riski ile karşı karşıyadır. Oysa sol ve sosyalistlerin yapacağı bir üçüncü ittifak “sübjektif hayırları” teorik isyandan çıkartıp sonuca götürecek bir pratiğe çevirebilme potansiyeline sahiptir.

İçinden geçilen koşullarda üçüncü ittifak tarihsel bir zorunluluktur. Bu noktada üçüncü ittifak konusunda çekincesi olanlar, Lenin’in şu sözlerini hatırlamalı: “Sosyalizmi cansız, kemikleşmiş, asla değişmeyecek bir şey olarak gören sıradan burjuva sosyalizm anlayışının ne kadar büyük bir yalan olduğunu; oysa gerçekte, kamusal yaşamın ve kişisel yaşamın bütün alanlarında, ileriye doğru, önce nüfusun çoğunluğunu sonra da tümünü kucaklayan, hızlı, gerçek, hakiki bir kitle hareketinin ancak sosyalizmle birlikte başlayacağını kavramak önemlidir”. Öyleyse şimdi hakiki bir kitle hareketi için koşullar oluşmuşken sosyalizmi; cansız, kemikleşmiş, sadece teori üreten bir yere hapsetmemek tarihi zorunluluktur. Bu durumda Türkiye sol ve sosyalistlerinin mevcut olanı (iktidarı) değiştirmek için “ortak bir evet” bulması da emekçi halk adına bir başka zorunluktur, sorumluluktur.