Türban: Bir özgürlük yanılsamasının sonu



23-01-2019 12:49


Meltem Kolgazi

Günlerdir #10yearschallange akımıyla beraber türbanını çıkararak yaşadığı değişimi paylaşan kadınlar konuşuluyor. Paylaşımları bir yana röportajlarla geçirdikleri değişimi anlatıyorlar. 20 yıldan fazla bir zamandır türbanın giderek yaygınlaştığını, dincileşmenin arttığını tespit ederken bu değişimi görmek, kadınların verdiği mücadeleyi okumak açıkçası birçoğumuzu umutlandırdı. Türbanın ilkokula kadar indiği, karma eğitimin tartışmaya açıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu atmosferin kırılması, kadınlar için bir baskı ve denetim aracı olan türbanın sorgulanması çok değerli. 

Yıllarca liberal cenah türbanı inançları gereği kadınların seçtiği bir yol ve bireysel bir karar olarak propanganda etti; fakat bunun doğru olmadığını ve örneklerin çok büyük bir kısmında örtünmenin özgürce seçilen bir yol olmadığını biliyoruz. Yine de bunu türbanını çıkaran kadınların ağzından duymak ve yaşadıkları deneyimi psikolojisiyle beraber okumak daha değerli... Yaşadıklarını anlatan kadınların hemen hepsinin ortak özelliği reşit olmadan ve küçük yaşta örtünmeye başlamaları. Ayrıca hemen hepsi muhafazakar bir ailede ve çevrede büyüdüğü için örtünme bir seçim değil; makul olan yaşam tarzı, zaman içinde yerine getirilmesi gereken bir görev olarak önlerine konulmuş. Kadınlara kulak verelim:

“Muhafazakar bir aileye sahibim, babam imamdı. Onlar, “kapan” demeden, sürekli o çevrede yaşadığım için, kendiliğimden kapandım. Ama 12 yaşındaydım, nasıl bilinçli bir karar olabilir ki?”1

“11 yaşımdayken başımı örttüm. Hiç istemediğim bir günde kapandım ve çok ağladım. O zaman söyledikleri şeyse, “Ağlaya ağlaya alışacak” oldu. Aynı yıl babam, okulu bırakmamı istedi. Ertesi yıl, 12 yaşımdayken uzun pardösü giymem gerektiğini, artık yetişkin bir kadın gibi göründüğümü söylediler, ki ben 12 yaşındayken 7 yaşında gibi görünüyordum.” 2

Bir kadın ya da erkek kendini bir inanca adamayı seçebilir; fakat toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hüküm sürdüğü, kadınlar ve kız çocuklarının aile içerisinde sindirildiği, söz hakkına sahip olmadığı, kendi yaşamıyla ilgili kararları alamadığı baskıcı ve eşitsiz bir ortamda nasıl özgürce seçimler yapılabilir? Bir kız çocuğunun ya da genç bir kadının eğitim alması ve meslek edinmesi engellenirken nasıl özgürce karar verebilir, bunu sorgulamak gerekiyor. Kimi zaman türban evden çıkmanın, tek başına kamusal alanda var olmanın garantisi ya da anahtarı olabilirken nasıl kendi iradesi ile karar verebilir? 

Türbanın kadınların özgür seçimi olduğu efsanesi türbanını çıkaran ve bunu anlatan kadınlarla bir kez daha yıkıldı. Aslında dinci muhafazakar siyaset, muhafazakar ailelerin çocuklarına türbanı politik bir mücadele ve özgürleşme alanı olarak sunmuştu. Bir anlamda muhafazakar ailede yetişmiş genç kadınlar için kamusal alanda var olmanın, mücadele edebilmenin ve siyasette yer alabilmenin de yolu türban mücadelesiyle açılmıştı. Aynı zamanda iktidar oy kitlesini ve muhafazakar kesimleri bir arada tutmak, kadınları politikleştirmek için türban yasağını kendi adına önemli bir mücadele başlığı haline getirdi.

Yıllarca “Kemalist laik düzende ‘ezilen’ mütedeyyin kesimlerin” en zayıf noktası olan türbana çözüm bulmak da önemli bir politik zafer olarak sunuldu. Fakat bu zafer birçok kadın  için yenilgi anlamına geldi. Kadınların yaşadığı deneyimler iktidarın çevresine yerleşmeyen, iktidarın yarattığı rüzgârla sınıf atlayamayan bir kesimin içindeki kadınların, bir özgürleşmeden ziyade yalnızlaştığını ve baskı altına alındığını gösteriyor. Farklı röportajlar arasında 28 Şubat süreci ile politikleşen kadınlarda AKP iktidarı sonrası yaşanan hayal kırıklığını okumak mümkün. Bu hayal kırıklığının politik anlamda türbanı bir özgürleşme mücadelesi alanı olarak gören kadınlarda bir çözülüş de yarattı. 

Türbana bir özgürlük ve varoluş mücadelesi olarak sarılan ya da bu politik söyleme tutunan kadınlar AKP iktidarı ile türbanın yasallaşmasının kadının özgürleşmesine ya da kamusal alanda daha fazla yer almasına yaramadığına tanık oldular. Tam tersi türbanın kadınların kamusal alana çıkışı için dayatılan bir denetim aracı olduğunu,  kamusal alanda kadınların sınırlarını belirmek için bir araç olarak kullanıldığını gördüler ve deneyimlediler. Türban için mücadele ederken kadınlar özgürleştiklerini düşünüyorlardı, fakat kendilerini AKP iktidarı ile daha kadın düşmanı, daha eşitsiz ve aile içinde değersizleştirilirken buldular.  Türban mücadelesinin araçsallaştığını ve daha adaletsiz bir düzen yaratmak için kullanıldığını düşünmek ideolojik kırılmalara da neden  oldu.

Artık türban bugün bir özgürleşme aracı değil makul yaşam biçimi ve dini bir kural olarak dayatılıyor. İktidarın kadın düşmanlığı kadınları her alanda baskı altına alıyor ve yaşam alanlarını daraltıyor.  Kadın düşmanı bir iktidar elbette kadın bedenini denetim altına almak istiyor ve bunu kendi dinci karakterini makul olan yaşam biçimi gibi sunarak sağlamaya çalışıyor. Türban, geçmişten günümüze dinci gericiliğin kadınlar üzerinde kurduğu tahakkümün ve ataerkil kadın düşmanı uygulamalarının en önemli aracı oldu.

Bunlarla beraber, 28 Şubat süreci ile de pekişen “baskıcı, zalim laik düzen” söylemi de gündemden düşmüştü. Genç kadınların “örtünmeyi tercih ettikleri için” sözde eğitim hakkını engelleyen baskıcı laik düzenin alternatifi, kız çocuklarını eğitimden uzaklaştıran, kadınların en temel haklarını elinden almaya çalışan, çocuk istismarını meşrulaştırmaya çalışan bir iktidar oldu. Dinci ideoloji kadınların daha fazla aile içerisinde değersizleşmesini ve daha eşitsiz bir yaşamı dayatıyor. Bu tablo karşısında türbanı bir varoluş ve özgürlük mücadelesi bağlamında politik bir başlık olarak ele almak artık mümkün değil. Tam tersi türban tüm özgürleşme yalanlarından arınmış yalın bir denetim aracı olarak apaçık önümüzde duruyor. 

Tüm bu nesnelliğin yanında kadın mücadelesinin kat ettiği yol da hesaba katılmalı. Kadın mücadelesinin dünya ölçeğinde geldiği yer ve kadınların bugün erkek egemen sistemi sorgulamaya başladığı bir uğraktan geçiyoruz.  Kadınların türbanı reddetme mücadelesi ve yaşadığı değişim gösteriyor ki türbanı savunmanın bir daha özgürlük mücadelesi olarak kadınlara sunmak mümkün değil. Türbanla özgürleşme yanılsaması sona erdi; çünkü hem kadınlar artık erkek egemenliğini pekiştiren bir aracı kabul etmeyecek hem de kadın mücadelesi buna izin vermeyecektir.  


1-  https://www.birgun.net/haber-detay/ozgurlestim-diyen-kadinlar.html

2- http://https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/194040-babam-acildigimi-duyarsa-kardesimi-de-universiteye-gondermez