Tufandan önce...



17-06-2016 08:55


Defne Bülbül

Siyasal iktidarın dokunulmazlık hamlesinden sonra teker teker fezlekeler meclise, oradan da mahkemelere doğru yol alırken, sarayın iktidarının ve başkanlık yolunun oğlan bizim kız bizim yargımız da olsa yüksek yargıda riske sokulması düşünülemezdi: Büyük yüksek yargı operasyonu için düğmeye basıldı.Yüksek yargının yeniden şekillendirilmesi için Yargıtay ve Danıştay kanunlarında değişiklik öngören yasa tasarısı TBMM'ne sunularak görüşülmeye başlandı.

Siyasi iktidar 2010 referandumundan bu yana yüksek yargıda değişiklikler yaparak bir şekilde beklentisi doğrultusunda yargıya şekil vermeye çalışıyor. 2010 yılında Yargıtay'da üye sayısı 250 iken bu sayı 387'ye çıkarıldı. Dönemin yargı iktidarı tarafından “esas yargıçlar” olarak seçilen 160 üye atandıkları dönemle anılarak 160'lıklar olarak anıldılar ve bir siyasi dönemin adı altında etiketlendiklerini söylemek yanlış olmaz, adlarıyla yaşasınlar... AKP-cemaat koalisyonunun henüz bozulmadığı, yargı iktidarı olan cemaat HSYK'sının olduğu dönemde seçildiler. 17-25 Aralık operasyonu sonrasında ise cemaat-AKP koalisyonunun bozulmasıyla önce HSYK kanunu değiştirilerek atamaların yapılmasıyla yetkili HSYK 1. dairesi yeniden dizayn edildi, ardından sulh ceza mahkemelerini birer karargah mahkemesi haline getiren, dinleme ve aramalara ilişkin hükümlerde düzenlemeler öngören acil eylem planı çerçevesinde yerel mahkemelere yön verildi. Akabinde yüksek yargıda güç odaklarını yeniden dizayn etmeye yönelik sözde yüksek yargıdaki iş yükü vs. yeniden daire oluşturulması zorunluluğu gibi gerekçelerle 387 olan Yargıtay üye sayısı bir yasayla 516'ya çıkarıldı. Siyasi iktidarın kadük cemaat ortaklığının sona ermesinden sonraki yargı iktidarında gelen yüksek yargıçlara da 144'lükler denildi. Adlarıyla yaşasınlar...

Güneşin altında değişen bir şey yok. Bundan altı yıl önce, iki yıl önce yüksek yargıda üye sayısı arttırılarak ne yapılmak isteniyorsa, gündemde olan mevcut tasarı ile aynı şey yapılmak isteniyor: Siyasi iktidar, iktidarının güçlü aparatı yargıyı elinde tutmak istiyor.

Yeni tasarıya baktığımızda en önemli değişiklik, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin görev sürelerini 12 yılla sınırlandırması, ve yüksek yargıdaki üyeliklerin azaltılması. Yargıtay'da 516 olan üye sayısı önce 300'e sonra kademeli olarak 200'e düşürülüp 200'de sabitlenecek, daire sayısı olan 46 ise 24'e düşürülüyor.

Danıştay'da üye sayısı 195'ten önce 116'ya kademeli olarak düşürülecek, ardından da 95'te sabitlenecek. Danıştay'ın daire sayısının ise 17'den 9'a düşürülmesi öngörülüyor.

Yasadaki en önemli mesele de; bu üye sayısının düşürülmesinin nasıl ve ne şekilde olacağına ilişkin düzenlemede yatıyor. Geçici bir maddeyle tüm yüksek yargıçların görevlerinin yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte yüksek yargı üyeliklerinin sona ereceği, yasanın yürürlüğe girmesinden sonra HSYK tarafından seçilmiş olanların 5 gün içerisinde HSYK tarafından seçilerek yüksek yargıya atanacakları, yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilenlerin de aynı yöntemle atamalarının yapılacağı öngörülüyor. Yani Yargıtay üyelerinin 516'sından 300'ü HSYK tarafından yeniden yüksek yargıya atanacak, kalan diğer üyeler yüksek yargıçlık statüsünü kaybederek HSYK tarafından yerel mahkemelere atanacaklar. Aynı tasfiye ve yeniden yapılandırma Danıştay için de sözkonusu olacak..

Yüksek yargıdaki tüm üyeliklerin yüksek yargıçlık görevinin tek bir geçici yasa maddesiyle sona erdirilmesi benzeri ancak darbe dönemlerinde görülebilecek bir düzenleme. Nitekim 1980 darbesi sonrası Milli Güvenlik Konseyi döneminde Danıştay yasasındaki bir düzenlemeyle Danıştay üyelerinin yerel mahkemelere atanması imkanı darbe hükümetine verilmişti. Ama adı üstünde bir darbe hükümetiydi, bugünkü “ileri demokrasi “ içerisinde anayasal anlamda da, uluslararası mevzuat anlamında da yargıçlık teminatı eğer ki bu yargının muhatabı olan yargılananlar ve davaların tarafları için öngörülmüşse adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenlik hakkının ihlali anlamına geleceği de kuşkusuzdur. Yüksek yargıçlık statüsünün yargıçlar açısından erişilmiş bir statünün kaybı olarak değerlendirilmesi de zorunlu olup bir hak ihlali olarak değerlendirilmelidir.

Yüksek yargıda, 160'lıklar, 144'lükler, eskiler birer birer yeniden seçimde muhalif, cemaatçi, bizim oğlan, bizim kız şeklinde kriterlerle yerlerini alacak. Cemaatin yanında muhalif de yanacak, sarayın istediği onun iktidarına şekillenen “yepisyeni” bir yüksek yargımız olacak. Biz şimdiden isimlerini koyalım: 300'lükler... Adlarıyla yaşasınlar.

Kasım seçimlerinden sonra sözde başkanlık ve tek adam iktidarı için vites dörde takılmıştır. Yaşanan fiili olarak bir ara rejim olarak adlandırılabilecek, meşruti bir yönetim olarak ifade edilebilir, ancak saray, mutlak iktidar için olan statünün hukuki bir güvenceye alınması ve gerekli hukuki statünün sağlanması için sürecin hızlandırılması gerektiğinden yana tavır almıştır. Bu uğurda yüzde elli oy ile gelen mutlak iktidar, 7 ayda bir başbakana yol vermiş son hız yol almaktadır. Yüksek yargı için hazırlanan tasarı, ve yasalaştığı taktirde olası yüksek yargı operasyonu aynı amaca yönelik eylem planının bir parçasıdır.

Sürekli ayarlarıyla oynanan yargı sisteminden hukuki güvenlik beklemek olası değildir. Yargıda büyük tufan öncesi vaziyet budur. Gelenlere, gidenlere, geldikleri gibi gidecek olanlara, kimsenin adamı olmayanlara, hiçbir güce biat etmeyenlere, hiçbir gücün askeri olmayanlara ve hala hukuka inananlara... Bir yerlerde kararname sonrası eşya toplayanlara, kalmayı başarmış olanlara. Uçuştan önceki son çağrı: Lütfen emniyet kemerlerinizi bağlayın.