TSH VE KÖH



25-10-2014 08:25


Metin Çulhaoğlu

İleri’deki son yazıyı bitirirken, üzerinde düşünülmesi gereken başlıklar arasında Kürt hareketini de saymıştık. 

Yazıda sık geçeceğinden KÖH (Kürt özgürlük hareketi) diye kısaltalım. 

Konu, KÖH ile Türkiye sosyalist hareketi arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl bir seyir izleyebileceğidir. O zaman ikincisine de TSH diyelim.

Ve başlayalım: 

TSH içinde her kesim, bugünkü sınırlarıyla bu ülkede Kürtler olmadan sosyalist bir iktidarın gerçekleşemeyeceğini herhalde kavrıyordur. Ya “devrim”? Düşük bir olasılıktır; ama hadi oldu diyelim, “iktidar” hiç mümkün görünmemektedir. 

Bu durumda, akla gelebilecek iki yol vardır: Birincisi, güçlenen bir TSH’nin siyasal ve örgütsel anlamda KÖH’ü de kapsayarak devrime ve iktidara yürümesidir. İkincisi ise, TSH’nin, kendisi de “sosyalizm” diyen, bunu isteyen KÖH tarafından kapsanması, böyle yürünmesidir. 

TSH, eğer aklında varsa, bu iki yoldan önce birincisine ciddi bir rezerv koymalıdır. 

TSH’nin Kürtler olmadan da güçlenmesi, bu ülkede ağırlıklı bir siyasal özne durumuna gelmesi mümkündür. Ancak böyle olduğunda bile, otuz yıllık kesintisiz bir mücadele ve örgütlenme deneyimine sahip, üstelik en küçük yerel ölçekten bölge ölçeğine kadar kendi perspektifini ve modelini geliştirdiğini düşünen bir hareket mutlaka ayrı ve bağımsız konumunu sürdürmek isteyecektir.

TSH’nin, KÖH’yi de kapsadığı 1960’lı yılları ve Türkiye Kürdistanı’ndaki ileri dinamiklere ağırlıklı özneler olarak nüfuz edebildiği 1970’li yılları bir daha yaşaması pek mümkün görünmemektedir.  

Ya ikinci yol? 

Bu da mümkün görünmemektedir. 

Neden? 

Bir kere, KÖH’nin en azından bugün sahiplenir göründüğü sosyalizm anlayışı, etkisi giderek azalan post-modern ve post-Marksist çevreler dışında TSH’nin ana öbekleri tarafından paylaşılacak gibi değildir. Ayrı bir tartışma konusudur ve şu an için o kadar da önemli değildir. 

Geçelim.  

İkincisi, KÖH’nin temsilcisi göründüğü Cumhuriyet tarihi okumasının TSH tarafından aynen kabullenilmesi, bu hareketin tarihini ve kendini inkâr etmesidir.  Uzanabileceği bir birikimden büsbütün vazgeçmesi demektir. Neden yapsın ki? 

Üçüncüsü, TSH en azından belirli bir güç ve etki eşiğini aşmadan, KÖH’nin Kürdistan’ın dört parçasını ve giderek bölgenin tamamını kapsayan (ya da kapsayacağı öngörülen) devrim perspektifine kendini bağlaması ne mümkündür ne de doğru olacaktır.   

Dördüncüsü ve güncel durum açısından en önemlisi: TSH’nin, diğer tarafın çözüm sürecinde “politika” ya da “esneklik” adına giriştiği ve bundan sonra da girişecek gibi göründüğü her manevraya ayak uydurmaya çalışması söz konusu olamaz.  Gezi’den “darbe” kokusu alınması, bugün bile yeri geldi diye darbe edebiyatına başvurulması, “hükümetle uyum içinde yol alma” mesajları, “AKP giderse ne yaparız?” tasasına işaret etmektedir. 
AKP defolup gitsin diyen TSH’nin böyle bir tasaya ortak olması da beklenemez. 

***

O zaman bu işin hiç mi yolu yok? 

Kuşkusuz vardır ve bu yolun giriş kapısında bir tek sözcük yazmaktadır: İttifak…

Denecektir ki KÖH’nin yukarıda dört madde halinde sıralanan konumu “ittifakı” da büsbütün gündemden düşürmez mi? 

Hayır, düşürmez…

Evet, KÖH’nin (eğer gerçekten istiyorsa) böyle bir ittifak için yapması gerekenler mutlaka vardır; ama bu alandaki “ev ödevinin” asıl ağırlıklı kısmı TSH’ye düşmektedir…

Hayır, her işi bırakıp Kemalizm’le hesaplaşsın; Proudhon’u, Bookchin’i ve Negri yi başka bir gözle yeniden okusun ya da Türkiye ölçeğini gölgeye itecek kadar bölgeye odaklansın vb. demiyoruz. Yapması gereken önemli dört iş vardır. 

Birincisi: Etkili olduğu çevrelerde Kürt düşmanlığına karşı ödünsüz mücadele vermek. İkincisi: Yaşanan süreçlere ihtiyatla yaklaşmak; önemli her uğrakta ya da kırılma noktasında “evet, şimdi kesin sattılar”, “tamam, artık uzlaştılar” gibi “süpürücü” ve “bitirici” hükümlerden mümkün olduğunca kaçınmak. Üçüncüsü: Kürdistan adı verilen coğrafyada ciddi bir sol-sosyalist birikim olduğunu; daha önemlisi KÖH’nin kendi içinde zengin ve ileri dinamikler barındırdığını unutmamak. Ve dördüncüsü: Başka konular gündeme geldiğinde pek de önem verilmeyen Marksizm’i Kürt sorunu söz konusu olduğunda hatırlayıp eleştiri oklarını sivriltme aracı olarak kullanmaktan vazgeçmek…

Ne dersiniz? TSH bunları yapabilir mi? 

Yapabileceğini gösteren ciddi oluşumlar devrededir.