Topuklularla topuklamak!



14-06-2015 08:25


Bu haftanın en önemli filmi Jurassic World olduğu için sinema yazarları olarak o filme fazlaca abandık farkındayım. Biraz abanıp filmi teraziye vizyonun ‘ağır abi’si durumuna getireyim biraz daha. Jurassic Park’ların dünyası hepimiz için önemliydi, dili geçmiş zaman kullanıyorum ki şimdi önemi kalmadığını söylemek için. Dünyadan göçüp gitmiş zavallı hayvanları sanki çok özlemişiz, çok seviyormuşuz gibi geri getirme çabalarımız yetmezmiş gibi bir de onlar üzerinden sürekli varoluşumuzu, egomuzu tazeliyoruz ya… Tanrıcılık oynamak nasıl da hoşumuza gidiyor. Ama sonra bir yeri yanlış yapıyoruz gelsin kaoslar gitsin karizmalar!

Jurassic World de aynen böyle. Daha fazlanın peşinde olan insanoğlunun geldiği son nokta adeta film. Buram buram tüketim kokuyor ama artık yıldığımız başka bir konu var ki bu tümden bozulsun artık! Aykırı, anarşist senarist ya da proje uzmanları yok mu yahu ortada. Aile pazarına hizmet etmek için yola çıktıysanız romantik filmler neyinize yetmiyor. Bir bakıyoruz organizması bozulmuş aile ilişkileri. Hayvanlara mı dikkat kesileceğiz, ailenin bitmek bilmeyen sorunsallarına. Neyse burada anne ve baba arasındaki uzaklık bize çok yansımıyor ama sorumsuz teyzenin topuklularla topuklamasına hayretler içinde bakıyoruz.

Çocukların olayı bile açık değil. Kontrolcü mü, macerasever mi bu çocuklar? İşkolik ve ilgisiz teyzeyi dize getirmek, etekli park yöneticisi olmaz demek için bir de teyzeye sürekli tempo aşılamak için çekilmiş bir film sanki karşımızdaki. Dinozorlar ise derece derece. Kimi insanı seviyor, kimi insan diş biliyor ama yine de insanoğlu bildiğini okuyor. Kafayı bu olan bitene takmadan, sadece aksiyonuna, heyecanına odaklanırsanız diyeceğimiz bir şey yok. Ama zıt kutuplar üzerinden yapmaya çalıştığı zorlama hale benim gibi takılırsanız, dinozorların peşine takılıp bu parkı terk etmek istersiniz!

Hayvanın yaşam alanı diye bişi de var!

Backcountry / Ölüm Ormanı Jenn ve Alex isimli iki sevgilinin başından geçenleri anlatıyor. Bu tarz filmlere içten içe gülüyorum, zira sonu taa arabanın motorunu çalıştırdığı andan itibaren belli ve o yolları hep beraber keyifle alıyoruz o yüzden. Kamp Ormanı şehir hayatının ortasında debelenen bizlere sille tokat bir mesaj vermeye çalışıyor. Ormanlar biz her ne kadar öyle algılasak da romantik ortamlar değildir diyor. Burada mesaj kız arkadaşına evlenme teklif etmek isteyen Alex’e. Bu tarz filmlerde genelde masum çiftimize ya da şımarıklıktan ‘ölmesi gereken gruba’ musallat olan kötü adam, aile verilir ama burada ‘kötü’ adamımız bir ayı! Ama o içgüdüsel olarak kötü. Farkında olmadan yani. Kampta çifti tırstıran bir adamla karşılaşınca çift panik yapıp yolunu kaybediyor. Güzelim göl manzarası yerine ayıların yaşadığı yerde buluyorlar kendilerini. Burada da onların yaşam alanlarına sızma durumu yaşanıyor. Bu filmde belki öyle olmayabilir ama genişleme hırsımız artık nasıl kendini bilmez şekilde oluyorsa bir bakmışız, şehirden, kasabadan, köylerden çıkmışız taa hayvanların yaşam alanlarını tehdit etmeye başlamışız. Yani hayvanlar yukarılara kaçıyor biz de peşlerindeyiz. Buradaki ayı bu duruma isyan etmiş durumda, saldırı, taarruz… Film onca korku ve sakinliğin içine öyle cesur bir sahne atıyor ki peh diyorsunuz yani. Velhasıl Ölüm Ormanı hayvanların dünyasına umarsızca sızan insanoğluna bir uyarı niteliğinde adeta! Bu genişleme tutkumuza bir son vermeli ve hayvanları en azından kendi yaşam alanlarında rahat bırakmalıyız, yoksa sonumuz fena!

Ülke bulantı halinde!

Zeki Demirkubuz'un yönetmenliğini üstlendiği ''Bulantı'' filminin 2 Ekim 2015'de vizyona gireceği açıklandı. Jean Paul Sartre’ın aynı adlı kitabından esintiler taşıyan filmle ilgili Demirkubuz şöyle bir açıklama yapmış. Gayet minimalist olduğunu duyduğum film dair ilgim şu cümlelerle bir kat daha arttı. Bakalım bekliyoruz. Festival yok sadece vizyon var tabi bu arada! ‘Bulantı’ diye bir film çektim. Ölümü öğrendiğinden beri sekiz yaşındaki kızıma korkular, krizler geliyor. Sorular soruyor ve mecburen uzun uzun ölüm hakkında konuşuyoruz.  Geçen sene Mart’ta çektim, kurgusu yeni bitti. Başrolünü kendim oynamak zorunda kaldım.’