Titreyemeyen göl



13-09-2020 01:15


Ercüment Sin

Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Sorgun beldesinde Titreyen Göl adı verilen bir göl bulunuyor. Manavgat ırmağından ayrılan küçük bir tatlı su koluyla denizin yükselmesi sonucu göle ulaşan tuzlu suyun karışmasıyla yüzeyinde oluşan titremeden kaynaklı olarak da bu adla anılıyor.  Titreyen göl için bilimsel açıklama bu. Ancak bugünlerde titreyen göl için yukarıdaki bilimsel açıklamadan ziyade daha eski bir açıklamaya ihtiyaç var gibi görünüyor çünkü titreyen göl artık titreyemiyor.

Titreyen Göl’ün yüzeyini yosunlar kaplamış durumda ve atılan çöpler ile göldeki oksijen oranı da kritik seviyenin altına geriliyor, alınmaya çalışılan çeşitli tedbirler ise sorunun temeline inmeksizin olmuşu çözmeye çalıştığından olsa gerek işe yaramıyor. Neden bunu söylüyorum çünkü sorunun temelini değil yerel veya çevreci kuruluşlar devlet bile çözemez, çünkü sorun kapitalizmin çevre ile olan ilişkisine dayanıyor ve bu sorun kapitalizmin içinde çözülemez.

Aslında söylemek istediğim şu; topu topu 3000 metrekare bir alandaki bir gölün canlı yaşamına ev sahipliği yaptığı böyle bir yerdeki ufacık bir problemi bile gerçekten çözmeyi başaramayacak bir sistemin kendisinden bir şey beklemeli miyiz? Büyük Adam Küçük Aşk filminde şöyle bir diyalog vardır: “İnsanlar bozuldu, insanları bozduk, biz bozduk, dengeyi bozduk, doğayı bozduk, her şeyi bozduk”. Evet, bir yönüyle doğru bu söylenenler, bunları yapan bizleriz ve emin olun acısını katlayarak sonraki nesillere bırakacağız. Doğayı ele geçirmeye, kölemiz gibi çıkarlarımıza yönelik yontmaya, gözü dönmüş bir hırsla metaya çevirip satmaya çalışan bu ekonomik sistemin içinden yapılacak tüm müdahaleler ise sadece durumu yavaşlatabilecektir.

Titreyen Göl özelinde ise çevresindeki çok sayıda 5 yıldızlı otel direk ya da dolaylı olarak bu çevre katliamından ne kadar sorumluluk payı çıkarıyorlar? Daha önce Titreyengöl Yatırımcılar Birliği tarafından özel olarak yaptırılan bir araçla göldeki yosunların kesilme işlemi neden artık yapılmıyor? Çevre üzerinde katlanarak artan kirlenmenin önüne geçmek neden mümkün olamıyor? Sıralanabilecek birçok neden var elbette ama tüm nedenlerin nedenini belirtmeden hepsi havada kalıyor işte. Doğanın metalaştırılması ve algının bunun üzerinden kurulması. Kapitalizmin bakışı bu olunca orada olan birçok canlının yaşamına ev sahipliği yapan doğan, büyüyen, ölen ve yeniden doğan bir oluşum değil; çevresinde yapılan turistik otellerle bugün sonuna kadar emilen, yok edilen, sessizliğin bile “huzur” ambalajlarında alınıp satıldığı bir yer oluyor. Sakallı bir amca 150 yıl önce ne kadar güzel söylemiş: “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser” diye.

İşte bu yüzden, Titreyengöl için bilimsel açıklama ile birlikte bir başka açıklamayı daha yeniden dikkate almakta fayda var:

Titreyengöl kenarında yaşayan ve kuşları besleyen yaşlı bir balıkçı varmış. Kuşlar yaşlı balıkçıyı gölün kenarında gördüklerinde kanatlarını çırpa çırpa ona doğru gelirlermiş. Bir gün göle avcılar gelmiş ve su üstündeki kuşları vurmaya başlamışlar. Yaşlı balıkçı deliye dönmüş, avcıların üstüne yürümüş ve onları avlanmaktan vazgeçirmeye çalışmış. Ancak avcılar yaşlı balıkçıyı iterek suya düşürmüş ve öldürdükleri kuşları almaya devam etmişler. Sonunda tüm kuşlar kanatlarıyla bir hortum oluşturarak avcıları korkutmayı başarmış ve kaçırmışlar. Ama yaşlı balıkçı ölmüş. Derler ki; bu titreme o günden kalmış, kuşlar hala yaşlı balıkçıya ağlarmış, titreme işte bundanmış.

Mitoloji, insanlığın doğayla bir olduğu bütün olduğu bir zamanın algısıdır aslında. Varolan her hareket doğayla bütünlüğü içinde algılanır ve yorumlanır. Doğal her oluşum insana bir şeyler anlatır onun gidiş yönünü belirler. 18. Yüzyılın başlarına kadar hala dünya mitolojik olarak algılanan ve kendisini doğal olandan ayırmayan insanlığın yaşadığı bir yer olarak tasvir edilebilirdi. Elbette gerçek olan dünyadan böyle bir kopma gerçekliğin baş aşağı edilmesi sonucunu da veriyordu.

Şu an ise yeniden doğayla kurulan ilişkide salt gerçekçi olandan sıyrılıp, doğaya yeni bir bakış açısına ihtiyacımız var. Öldürülen kuş sayısının ticari değeri değil, kuşların ağlayıp gözyaşlarıyla bir gölü titrettikleri bir dünyaya ihtiyacımız var. Doğadaki her şeyle bir ve aynı olduğumuzun, ona vereceğimiz her zararda kendi türümüz de dâhil total bir yok oluşun zeminini hazırladığımızın farkına varmaya ihtiyacımız var.

Kapitalizmin bu dünyaya verebileceği hiçbir şey yok. Daha fazla doğa yıkımından başka hiçbir sonuca varamayacak bir sistemin sürdürülemez olduğunu anlamaya ihtiyacımız var. Kuşlarla aynı göldeyiz, o gölün yaşamaya ihtiyacı var. Balıkçı amcanın yaşamaya ihtiyacı var.