TikTok muamması: Çürüme mi, ezilenin iniltisi mi? 



06-08-2019 10:11


Ebru Pektaş

Bir süredir hayatımızda yeni bir sosyal medya uygulaması var: TikTok. 

Bu sosyal medya uygulamasında, kullanıcılar hazırladıkları 15 saniyelik videoları paylaşıyor. ABD ve Hindistan’dan sonra 24 milyon kullanıcı ile Türkiye TikTok’un en yaygın olduğu ülkelerden biri.

Nasıl bir yer TikTok?

Burada twitterın öne çıkan, zeki, hazırcevap, lafı gediğe sokma ustası, espirili, okumuş bilmiş, ince beğeni sahibi ya da en azından öyle görünen insanları yok.

TikTok’ta instagramın “mutlu” ve pırıltılı insanları da yok. Bilirsiniz instagramda şık dekorlar, muhteşem kombinler, çok mutlu çiftler, mükemmel ebeveynler, en güzel şeyleri yiyip içenler, en güzel yerlere tatile gidenler vardır ya da öyle görünür. Bin bir filtreyle göze sokulan en güzel bedenler, kusursuz bir yaşamın etik bir ödev gibi işaretlenmesini sağlar.
İşaretleyen, neoliberalizmin hakim ideolojik-kültürel örüntüsüdür. Burada kusur kabul edilemez, mükemmel görünmek bir ödevdir; mutlu olmayan, yeterince tüketmeyen, tükettiğini ifşa etmeyen, ifşa edileni röntgenlemeyen, tüm bu cangıla tırnaklarını geçirerek girmeyen herkes toplum dışıdır.

Emek süreçlerinde liyakati, rekabeti, kusursuzluğu, sürekli mükemmele doğru koşmayı dikte ederek, ekmeği aslanın midesine doğru çeken neoliberalizm, tüm bir yaşamımızı kare kare toplum önünde satışa çıkarmamız gerektiğini vaaz etmektedir.(1)

İşte bu vaaza pek de uy(a)mayanlar soluğu TikTok’ta almaktadır.

Tatile gidemeyenin,  en güzel yemekleri yiyip, en havalı kıyafetleri giyemeyenin, fena halde mutsuz olup yoksullukla cebelleşenin, her şeyin imajla değer kazandığı bir “şeyler dünyasında” ne yapması beklenebilir ki? 

Filtreli güzelliğin değil beyaz ampül ışığında beliren sakilliğin, güzellik takıntılı kombinlerin değil apaçık kirli içeriğin, özenle kurgulanan kültürün değil “ucube şovun”, örnek olanın değil, arıza görülenin, kusursuzluğun değil kırık döküklüğün kendini sesle, remixle, dublajla, dansla sergileyişidir karşımızdaki. 
Çoğunlukla absürt olarak nitelenebilecek bu videolarda neler yok ki…

Sebze tezgahında bir Türk filmi repliğini kaydeden işportacı, rap şarkılara dublaj yapan türbanlı teyze, burnundan üzüm çıkarırken ıslık çalan köylü dayı, ucuz perdelerini dekor olarak kullanan, elindeki TV kumandasını mikrofon gibi tutarak şarkı söyleyen ‘ev kadını’ vs.

Herkesin fenomen olmayı, öyle ya da böyle görülür, duyulur olmayı bu kadar önemsediği bir dünyada, iş formasının arkasında görünmeyenin, tezgahın berisinde varlığı unutulanın, tüm gün evin mutfağında tıkılıp kalmışın kısacası fakirin, çirkinin, eğitimsizin sesi, sözü, eğlencesi olmuştur TikTok.

TikTokla ilgili tartışma tam da burada başlamaktadır. 

Bir tarafa göre karşımızdaki yozlaşma ve çürümedir. 

İşin aslı “elitist” diyebileceğimiz bu yaklaşımda, “kültür” yığınlara “enjekte edilir” ve kitleler pasif biçimde verileni içselleştirir. Burada yığınların hayat deneyimi, öznel çelişkileri, özlemleri, isyanları, kültüre adapte oldukları kadar onu modifiye de edebilecekleri gündem dışıdır.

Kültürel süreçler bildiğini okur; düz bir hat üzerinde ilerler, çürütür, uyuşturur, aptallaştırır ve içinde karşı-dinamikleri (uyarıcı, harekete geçirici, muhalif) barındırmaz. (2)
Buna göre Behzat Ç.’de adalet sağlayan “iyi polis” fikri propaganda edilir, rap gençleri uyuşturucu batağına çekmektedir, pop müzik apolitizmle sakatlamaktadır, arabesk kadercidir, sosyal medya bireyselliği ve narsisizmi yaymaktadır vs vs.

Diğer tarafa göre karşımızdaki “ezilenin iniltisidir”. Ezilenin, horlananın, ötekinin iniltisi, bu kültürle tezahür oluyorsa burada çürümeden bahsedilemez, bilakis yapı olarak “kültürü” aşan yığınların öznelliğidir.

“Liberal” diyebileceğimiz bu yaklaşıma göre kültürel süreçler karşısında bireyler/yığınlar özgürdür. Dahası ezilenlerin kültürle kurduğu ilişki başlı başına özgürleştiricidir.
Bu yaklaşımda da kültürel süreç düz bir hat üzerinde ilerler, kültür ezilenin sözü olur, birleştirir; içinde karşı-dinamikleri(çürütücü, aptallaştırıcı, konformist)  barındırmaz.   
Her iki yaklaşımın da diyalektik olmadığı yeterince açık olmalı. 

Dahası bütüne bakmak gerekmektedir, kültürün de içinde devindiği bütüne… 

Hulasası karşımızdaki, neoliberalizm tarafından “yurttaşlığı” öldürülen, eğitim hakkından kent deneyimine temel insani standartlardan dışlanmış geniş yığınların çelişkilerle dolu yeni kültürüdür…

Kaynaklar

1-https://vesaire.org/turkiyenin-yeni-bagimliligi-tiktok/

2-https://www.youtube.com/watch?v=1FURmgQJYHY Bu belgeselde tiktok kullanıcısı türbanlı kadının anlattıkları çok ilginç. “Daha önce başı açıkları kafir olarak görüyorduk, tiktok hayatımı değiştirdi, artık rap söyleyen bir fenomenim” diyor.