Teknoloji, yabancılaşma ve ideoloji



02-09-2017 08:26


Metin Çulhaoğlu

Bir zamanlar “toplumsal ilerleme” denirdi…

Soldaki herkes demezdi elbette. Uluslararası sosyalist harekette “Sovyet çizgisini” benimseyenler derdi. Tam olarak, “barış, demokrasi ve toplumsal ilerleme” denirdi. 70’li yıllarda Türkiye’de belirli bir kesim tarafından aidiyet göstergesi olarak sıkça kullanılmış, sonuçta bu kesime soldaki başka çevreler tarafından “ilerlemeci” adı yakıştırılmıştır.

Bizce toplumsal ilerleme fikri ne yanlış, ne “reformist”, ne de “revizyonist”ti…

Kökleri, önce 18. yüzyıl aydınlanmasına, sonra Marx-Engels’in Manifesto’da kapitalizmin değiştirici ve dönüştürücü gücüne, toplumların tarihinde böyle sağlanan “ilerlemeye” yaptıkları vurguya kadar gider.

Neyse, geçmişteki vurgular ayrı bir tartışma konusudur. Günümüzün yakıcı sorusu ise şu: 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, dünya kapitalizminin bugün geldiği noktada hala “toplumsal ilerleme” denebilir mi, diyebilecek miyiz?

***

Türkiye Komünist Partisi’nin Haziran 2017 Merkez Komite Tezlerinde “sosyal gelişmesizlikten” söz edilmektedir: “(…) ortaya çıkan sonuçlar, basitçe toplumsal yaşantıdaki bir eksiklik ya da ‘zevksizlik’ değil, toplumun büyük bir kısmının temel haklar düzlemindeki toplumsal kapasitesinin kısıtlanması, insani gelişme imkânlarının yurttaşların elinden alınması anlamında bir yoksunlaşmadır da.”

Bu söylenen, bir dönem rahatlıkla dillendirilebilen “toplumsal ilerlemenin” artık gündemden düştüğünün bir başka açıdan ifadesidir. Daha açık söylersek, kapitalist dünya kendi barındırdığı, kendi sınırları içinde kalan topyekûn insani (ve toplumsal) gelişme dinamiklerini artık tüketmiştir.

Bunca yola, köprüye, her yere uçakla gidilebilmesine, hızlı trenlere, tüketim alışkanlıklarına, yaz tatillerine, İnternete, sosyal medyaya, akıllı telefonlara vb. rağmen mi?

Bizce “rağmen” değil tam da o nedenle. Özellikle teknolojik gelişme ve atılımlar insanlığa kimi alanlarda büyük olanaklar ve kolaylıklar sağlarken aynı süreçte insanı eksiltmekte, yoksunlaştırmakta ve toplumları durağanlaştırmaktadır.

Marx’ın 1844 Elyazmalarında “bıraktığı” ve bir daha bakmadığı söylenen “yabancılaşmanın” günümüzde katlanarak boy göstermesidir.

***

Marx’a kulak verelim:

“Tüm bu sonuçlar, işçinin kendi emeğinin ürünüyle yabancı bir nesne olarak ilişkilendiği ifadesine içkindir. Bu temelde, işçi kendini ne kadar sarf ederse, kendi yarattığı yabancı nesneler dünyası da kendi üzerinde ve kendisine karşı o kadar güç kazanır; (insan) kendi iç dünyasında daha da yoksullaşır, daha az kendine ait hale gelir. Dinde olduğu gibidir. İnsan Tanrıya ne kadar çok şey atfederse kendine o kadar az şey bırakır.” (1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları, Toplu Eserler (İngilizce), cilt 3, s. 272).

Marx’taki “Tanrı”ya günümüzde bir de teknolojiyi eklemek gerekiyor. Gerçekten de bugün insan “teknolojiye ne kadar çok şey atfederse kendine o kadar az şey bırakmaktadır.”

İdeoloji ve “ideolojik mücadele” gibi başlıklar açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

***

Günümüzde “ideolojilerin sonu” diyenler bir yerde haklıdır (!)

Tanrı’ya ve teknolojiye çok şey bıraktığı için kendine çok az şey kalan insan, bugün belirli bir ideolojiyi kendi bütünselliği ve iç tutarlılığıyla benimsemek yerine ideolojiler alanında bir ona bir buna sek sek oynuyor. Kim ne diyor, hangi ideoloji neyi nasıl söylüyor, okumak, öğrenmek ve tartışmak yerine “tıklayıp” şöyle bir bakıyor; yoksunlaşan dünyasını farklı ideolojilerin en genel geçer deyişlerinin eklektik bir aradalığıyla zenginleştirdiğini sanıyor.

Sonuçta, bizim cephenin, yani sosyalistlerin vermesi gereken ideolojik mücadele daha da güçleşiyor.

Bir yol, ortadaki eklektik ve yüzeysel yapılanmaya ayak uydurmaya, adapte olmaya çalışmaktır: twitterda, orada burada “koyup oturtursun”; işçiye emekten, çevreciye çevreden, kadına feminizmden, Alevi’ye laiklikten, mütedeyyin kesime dine saygıdan bahsedersin ve böyle yuvarlanıp gidersin…

Bizce geçerli yol değildir.

Geçerli yol, yukarıda sıralananları ve başkalarını bütünlüklü bir ideoloji kurgusunda kaynaştırmaktır.

Bunu başardığımızda kurgumuz bir tür mıknatıs işlevi görecek, sağa sola dağılmış ideolojik motifler onun etrafında toplanacaktır.

Daha sonra yeniden tartışmak üzere…