Tayyip’in gidiş süreci/yöntemine dair sesli/sessiz düşünceler/spekülasyonlar



27-02-2015 07:04


Ali Mert

Yalçın Küçük’ün son kitabı “Çıkış”ı okuduk, bir bakıma umutlandık. Tayyip gidiyor. Kesin bilgi.

Obama doktrini gereği gitmesi gerekiyormuş zira. Hoca ve doktrin bu konuda net.

Çeşitli maddeleri var bu doktrinin. Köşeli. Tıpkı Truman doktrini gibi. Özetle, içeride sağlık ve başka kamusal hizmetler konusunda reformlarla ilerlerken, dışarıda da yeşil kuşak, ılımlı İslam, BOP falan onlardan yan çizip, köktenci İslamın önünü kesecek yeni bir doğrultu belirliyor ve burada da IŞİD’e ve türevlerine karşı savaş açarken, Tayyip’e ve türevlerine siyasal bir alan tanımıyor. Söz uzadı ama özetin özeti, yeni doktrinde Tayyip yok yani. Gidici. Kesin.

Biz götüremiyoruz, o ayrı. Olsun, gidiyor.

Gidici orası kesin de, peki nasıl gidecek? Onu söylemiyor işte doktrin. Ama bu da Obama’nın suçu değil. Doktrinler hep böyle. Esasları, ilkeleri belirliyorlar, sıra ayrıntılara, yöntemlere, kesin tarihe falan gelince, tıssss. Hazır ne güzel yapmışsın bir doktrin, söyle ayrıntıları da! Yok. İlla spekülasyon yaptıracaklar insana.

Rivayetler yahut daha havalı bir adlandırmayla “spektaküler spekülasyonlar” muhtelif. Yalçın Küçük’le Fuat Avni arası ortaya karışık yaptırınca şöyle bir şeyler çıkıyor sonuçta:

1. Diploma meselesinden gidebilir. Cumhurbaşkanlığı için gerekli şart olan dört yıllık üniversiteyi bitirmemiş olma ihtimali seviliyor bu seçenekte. Yedek subaylık konusunda da top Genelkurmay’a atılıyor. Soner Yalçın bu konuda Yalçın Küçük’ü satmış, “diploması vardır” demiş ama ispat yokmuş. Karışık mesele.

2. Kaset maset çıkabilir. Bilhassa geçen yıl Aralık ayı ortasından itibaren bir süreliğine yoğunlaşan beklenti türü. Ayı çıkabilir, taş yağabilir düzeyinde. Sansasyonel, dedikodusal yönü güçlü. Geçen yılki “Ha çıktı, ha çıkacak” havası kaçtı tabii. Ancak Avni/Uslu ekolü, arada bazı eski şarkıcıların, spikerlerin adını falan anıp ortada bırakıveriyorlar.

3. Sağlık sorunu. Birinci ayağında sara spekülasyonları mevcut. Hoca’nın onca bilim dalının ardından tıbba da girişiyle doruğuna ulaşan bir teşhis. Caligula benzetmesi birçok boyutuyla otursa da, bu sorun/sağlık alanından ne tür bir ehliyetsizlik çıkıyor belli değil. İkinci ayakta, barsak taraflarında problemlere dikkat çekiliyor. Son Küba ziyaretiyle, sosyalizmin gelişkin sağlık hizmetleriyle ve bir tür “gizli sağlık turizmi”yle ilişkilendirme bile var. Dikkat, gizli sosyalizm propagandası barındırıyor.

4. İstihbarat vukuatları – kaza. Her dönemin gözde spekülasyon türü. Başın sıkışınca, başka komplo bulamayınca yerleştir gitsin araya. Çok film izlemenin de fayda yahut zararlarını ihmal etmemek lazım. Menderes’e çok benziyor ya, uçak kazası bekleyenler bile mevcut! Gerçi kurtulmuştu Menderes düşen uçaktan. Sonuçta bunlar mübarek insanlar. Beri yandan, Obama doktrini kesin ise CIA’nın sevdiği yöntemler arasında bu tür numaraların bilinirliği/ uygulanırlığı da yüksek haliyle. Onlar da bir bakıma mübarek insanlar! Kendi başkanlarını/ Kennedy başkanlarını falan “yok etme”yi başarmış bir merkezden söz ediyoruz. E, merkez, “merkezcil kuvveti” ile çekip sevince iyi de, “merkezkaç kuvveti” ile kaçırıp dövünce mi kötü? İkiyüzlü bir mesele.

5. Para ilişkileri, serveti/birikimi “olması gereken”in, görünürdeki gemiciklerin, tahmin edilenin çok üstünde diye spekülasyonlar yapılıyor iş aleminde. Söylentiye göre, işbu “aşırı birikim”, “birtakım veriler”le birlikte saçılıverecek ortalık yere. Karışık mesele. Birinci spekülasyon kulvarı, “Ohooo, ne olacak ki, her ihaleden yüzde falan komisyon alsa, şimdiye beş yüz bin zilyon filan feşmekan” diye gidiyor. Kahvehaneler bayılır bu kulvara. İkinci kulvar, İran’a açılıyor. Amerika, Batı ya da dünyamızın egemen ekonomi sistemi İran’ı boykot ederken, bu zengin ülkedeki devasa birikimin “sistem”e kazandırılması için Arap sermayesi ve onların bir uzantısı olarak bizim eleman aracılık görevi yapıyor ve buradan çok acayip komisyonlar elde edilip İsviçre’de ya da offshore adalardan birinden falan filan bir yerlerde istifleniyor diye uzun “açıklamalar”ı var bunun da. Miktar mı? Rivayet muhtelif, 1,2 milyar dolarda kalan da var 30 milyar dolara kadar çıkan da. Gerçi Pensilvanya serveti için de aynı sıfır miktarı ve para biriminin 50’li olanından söz edilmişti. Peki, dünya ekonomisi zincirinde oynadığı aracılık rolündeki nemalanması/mamalanması sürecine dair bir arıza mı çıktı ki Obama doktrini geldi, bu refah zincirine son verdi, orasını bilmiyoruz tabii ki. Bu madde uzadı, neyse son 4 maddeyi kısa geçelim bari:

6. Ecel yahut darbe. Vatan (Partisi de var artık bunun) yahut Silistre. “Yaşı ilerledi” ile “Genç subaylar rahatsız” arası bir durum sanki. Neden genç (Bunun da partisi vardı bir aralar, AKP’nin gelişinde % 7.25 ile önemli bir rol oynadılar, şimdi Paris’te istirahatteler) peki? İhtiyar subaylar ya emekli ya emir eri!

7. Sandık. Demokrasilerde çare tükenmez tabii ki. 

8. Halk-sokak. “Korkma lan, biziz, halk” çizgisi. Özgürlükçü, laik, çapulcu, direnişçi...

9. Kamuoyunda daha çok “e) hiçbiri” olarak bilinen madde. Gidici orası kesin. Peki ya gitmezse?! Tövbe, tövbe.

Dokuzuncu maddeyi bir yana bırakalım, ilk 6’sı komplovari, yedincisi ve sekizincisi siyasi maddeler gibi. İlla biri olmak zorunda değil; 1-5’ten biri ya da birkaçı ile 6-8’den birinin “özgün bir bileşimi” de olabilir tabii ki. Ya da dokuzuncu! Biz illa “10. köy isteriz” diyenler de yurtdışına…

Neticede burası, Fuat Avni ile Yalçın Küçük arası spekülasyon dünyası. Görüşlerine dayanak yaptıkları “veriler” açısından, ilki cemaate ve komploya, ikincisi bilime ve sokağa daha yakın tabii ki.

Diyelim şu ya da bu şekilde gitti, giderse ne olacak peki? İşte bu, gidiş yöntemiyle de ilgili. Zira yukarıdaki birçok maddeye göre, gidişin üstüne restorasyon gelecek haliyle. Yalçın Küçük’e göre, öyle yıkıp geçtiler ki cumhuriyeti, restore etmek en az 30 yıl sürecek!

Peki ne vakit gidiyor? O da biraz fal gibi. Üç vakte kadar, beş vakte kadar diyip geçiyorsunuz işte.

Restorasyonun aktörleri kim peki? Kötü haber, Tayyip gidiyor ama AKP gitmiyor büyük ihtimalle. Ya da restore ederken azala azala, süreç içerisinde gidiyor. İlk başta Abdullah Gülgiller olabilir, Babacangiller de olabilir, Davutoğlu-Fidan-Gül troikası olabilir vb. vb, hafif hafif pek çaktırmadan restore ediyorlar yapılan spekülasyon yahut projeksiyonlara göre. Bu restorasyonu başkaları etse, çok radikal olur. CHP etse olmaz. Halk etse devrim bile olur. Maazallah.

Devrim falan demişken, işin içinde iç dinamikler var mı peki hiç? O nerenin köyü, kasabası kardeşim? Sekizinci maddeyle ilgili bir şey gibi.

Biz demeyelim, başka bir hocamız desin. 12 Eylül’de CIA/Amerikan parmağına dikkat çektikten sonra şöyle diyor “devrimci filozofumuz” Taner Timur nehir söyleşisinde: “Her yerde asıl belirleyici unsurlar o ülkenin kendi toplumsal güçleridir.” (*) (Bir zamanlar Yalçın Küçük de böyle derdi sanki!..)

Bitirelim. Haydi iç dinamikler, “toplumsal güçler”, hadi madde sekiz, yükleniverin gari... Yoksa, gitse bile gitmeyecek sanki...  Bir de, halk/emekçiler gitmesini sağlarsa, restorasyon ihtimali azalır yahut süresi kısalır, sosyalizmin önü/yolu açılır. Benden söylemesi...


(*) “Bugünden Geçmişe, Geçmişten Geleceğe”, Taner Timur, nehir söyleşi, Hazırlayan: Faruk Şüyun, Tüyap, 2013