'Taşerona Hayır' yalnızca bir slogan mı?



21-12-2014 09:51


Emre Gürcanlı

Taşeron sistemine hayır diyoruz, TC, “TC” (Taşeron Cumhuriyeti) haline gelmiştir diyoruz. Peki bunlar basit birer slogan mı? Solcuların ezbere attıkları, mitinglerde eylemlerde kullandıkları klişe söylemler mi?

Bu hafta belki de biraz sıkıcı bir yazı, kusura bakmayın. Pazar yazısı gibi düşünmeyin, isterseniz saklayın Pazartesi okuyun, Pazartesi sendromuna karşı iyi gelir belki (!)

Taşeron işçileri deyince aklımıza kim geliyor? Çoğumuz için ilk önce inşaat işçileri… Sonra, belediyelerin temizlik işçileri, üniversitelerde çalışan temizlik işçileri, maaşlarını alamayan PTT işçileri, kamu kurumlarında temizlikten, bakım işlerine kadar çalışanlar… Tamam da yine yetmedi, daha fazlası aklımıza geliyor, enerji sektöründe sayaç okuyan işçiler, enerji nakil hatlarında çalışan işçiler… Büyük prodüksiyon şirketlerine yalnızca yemek hizmeti verenler değil, ışık, hatta kamera hizmeti sağlayan küçük firmalar ne olacak peki? Şantiyelerden, fabrikalardan, setlerden biraz ofislere gelelim, “outsource” edilen işlerde çalışan yazılımcılar, ha beyaz yakadır, ayrıcalıklıdır mı dediniz, bırakın allah aşkına. Kuralsızlık dediğimizde, kimi zaman şirket merkezi bile olmayan, ellerinde kartvizitlerle iş peşinde koşan işçi simsarlarını, güzel giyimli pazarlamacıları, mafya patroncuklarını ve köle gibi çevresinde taşıdığı işçileri vs. vs. İşin özeti, aklımıza gelmeyen sektör, aklımıza gelmeyen sınıf kesimi kaldı mı?

Taşeron sistemi, kuralsız çalışma rejiminin kilit taşıdır, neredeyse "standart"ıdır! Ve “taşeron sistemi” artık kapitalizmin tali bir unsuru değil ASLİ üretim rejimi, belirleyici unsurudur…

Bu hafta çokça kullandığımız “taşerona hayır” söylemi üzerine bazı şeyler söylemek istiyorum, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle bağlantısını kurarak.

Evet, taşeron sistemi deyince, kuralsızlık, esneklik, güvencesizlik ve benzeri pek çok kavram aklımıza geliyor hepsini kullanıyoruz. Biraz bu kavramlara bakıp yol almaya çalışalım…

Çoğu kez, esnek çalışma olarak kullanıyoruz, özellikle yetmişlerde tohumları atılan, seksenlerde karşı saldırıyla insanoğlunun kazanımlarını yıkan, sosyalizmin çözülüşü sonrası ise insanlık dışı hale gelen çalışma yaşamını. Esnek üretim doğru bir kullanım değil, o yüzden daha çok, özellikle de son yıllarda "güvencesiz" çalışma ifadesi kullanılıyor Türkiye'de. Esnek, İngilizcesi "flexible", ama İngilizce'de bu kavram kullanılmıyor, precarious deniyor. Precarious pek çok anlama geliyor, "dengesiz", "istikrarsız", "tehlikeli", "güvenilmez", "tartışmalı", "esası olmayan", "şüpheli"... Esnek kavramı daha çok çalışma saatleriyle ilgili kullanılıyor. Şimdi esnek sözcüğünü bir yana koyalım ve yanına da hemen yukarıda yazdığımız sözcükleri sıralayalım. İlki çok da tepkimizi çekmezken, diğer ifadeler korkutuyor, sinirlendiriyor, rahatsız ediyor öyle değil mi? Bazı kaynaklarda "eğreti istihdam" (Temiz, 2004: 55) veya "standart dışı istihdam" diye de geçiyor, güvencesiz çalışma denebiliyor (Özuğurlu, 2006), Tucker (2002) ayrıntılı literatür araştırmasında "precarious" sözcüğünün yanısıra "non-standard" ifadesini de kullanıyor, Kutlu (2011) da derleyici yazısında, Tucker (2002), Özuğurlu (2006: 279) ve Savul (2008: 36-37)'dan örnekler vererek güvencesiz istihdam kavramını kullanıyor.

Tartışmayı uzatmak anlamında böyle bir giriş yapmıyorum, yalnızca işçi sağlığı ve iş güvenliğini etkileyen, 70'li yıllarda arayışları görülen, seksenlerde kapitalizmin saldırı çağında giderek kendisini gösteren, özellikle de sosyalizmin çözülüşü sonrasında 90'larda kendisini "arızi" değil neredeyse asli olarak emekçilere dayatan bir istihdam ve üretim biçiminden söz ediyoruz, o yüzden biraz anlamaya ve anlatabilmeye çalışıyorum.

Bu konudaki tartışmaların 90'lardan sonra yoğunlaşması, dünya üzerinde sosyalizmin varlığının işçiler için "dengeli", "güvenilir", "güvenceli", "tehlikesiz", "istikrarlı" ... bir emek rejiminin güvencesi olduğunu da gözümüzün içine sokuyor. Bu istihdam biçimi son yıllarda hep taşeron sistemiyle birlikte anılıyor ve tartışılıyor siyasal mücadelelerde.

"Güvencesiz çalışma" ifadesini de kişisel bir tercih olarak kullanmıyorum, güvencesizlik, örgütsüzlüğe, sigortasız çalışmaya, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki risklere işaret ediyor evet doğru. Ama genel olarak kuralsızlığın, zorbalığın hakim olduğu son 20-30 yıl için "kuralsız istihdam" ifadesinin daha kapsayıcı olduğunu düşünüyor, daha derleyici olduğundan hareketle bu kavramla devam etmek istiyorum.

İlk önce bu kuralsız çalışma derken neyi kastediyoruz, onu ortaya koyalım, ardından bu çalışmanın özelliklerini sıralayalım ve esas söylemek istediğimiz noktaya ulaşmaya çalışalım. Bu istihdam biçimi ile işçi sağlığı ve iş güvenliği arasında nasıl bir ilişki var?

Kuralsız çalışma dediğimizde, Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu (International Metal Workers Federation, 2007: 5), Quinlan ve Mayhew (1999:491) ve Whatman'dan (1994:356) özetlersek şu biçimleri görmekteyiz: 

- Sabit veya sınırlı süreli ya da sabit görevler için geçici iş sözleşmeleri ile çalışma,

- Emek simsarları (brokerleri) ya da özel istihdam büroları aracılığıyla işçi kiralama,

- İşlevleri diğer firmalara işyeri ya da işyeri dışında devretme,

- Sahte “serbest meslek” işçileri şeklinde yapılan bireysel iş sözleşmeleri (kendi hesabına çalışmanın bu şekilde ifade edilmesi son derece uygundur)

- Kötü niyetli deneme süreleri kapsamında çalışma,

- Gizli mesleki eğitim sözleşmeleri,

- Gündelik çalışma

- Yarı zamanlı çalışma,

- Çağrı üzerine düzensiz çalışma,

- Yasadışı ya da zorla kısmî süreli çalışma

- Evde çalışma”

Üretim ve hizmet süreçlerinin merkezi olarak planlanmadığı (büyük ölçekli üretim yapan ve tek bir işletmeye bağlı kamu veya özel sektör işçilerini düşünelim), eşgüdümün ortadan kalktığı bir ortamda da, zaten merkezi olarak planlanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliğinden de söz etmek imkansız hale geliyor.

Güvensiz Çalışmanın Özellikleri

Bu çalışma rejimindeki en kilit kavramlardan birisi de güvencesizlik. Kuralsız üretim rejimi, güvencesizliği de kapsıyor, güvencesizlik sonrasında “güvenliğin ve sağlığın” da ortadan kalkmasını getiriyor. Güvencesiz çalışmanın özelliklerini ise Tucker (2002: 25) şu şekilde özetliyor:

1. İstihdam güvencesizliği; işveren işçileri herhangi bir zorluk olmadan ve kendisine maliyet oluşturmadan, işten çıkarabilir, kısa süreliğine çalıştırmayabilir veya ücretsiz olarak izne ayırabilir.

2. Fonksiyonel güvencesizlik; işveren işçileri bir işten diğerine istediği gibi atayabilir, işin yapısını ve içeriğini değiştirebilir, yeniden tanımlayabilir.

3. İş güvencesizliği; çalışma ortamı düzensiz, kirli veya tehlikeli olabilir, işe bu şekilde devam etmek riskli olsa da devam edilir.

4. Gelir güvencesizliği; ücretler istikrarsızdır, ödemeler garanti değildir veya işveren uygun olduğunda ödeme yapar, işçilerin kazanımları yoksulluk sınırına yakındır.

5. Sosyal haklardaki güvencesizlik; hastalık izni, tatiller, emeklilik gibi haklara erişim ya sınırlıdır ya da hiç yoktur.

6. Çalışma saati güvencesizliği; çalışma saatleri düzensizdir, işverenin takdirine bağlıdır veya çalışma saatleri en az yaşanabilir geliri yaratabilmek için yetersizdir (örneğin part time işler).

7. Temsiliyet güvencesizliği; işveren işle ilgili süreçleri empoze edebilir veya sendikalarla veya işçilerin toplu çıkarlarını savunan herhangi bir örgütle tartışmayı reddeder.

8. Ustalaşma, ustalık kazanma güvencesizliği; çalışma süresince eğitim, öğretim ve alıştırmalar yoluyla yeni yetenekler/ustalıklar kazanma veya varolan yetenekleri/ustalıkları kaybetmeme/sürdürme süreci (sürekli işten çıkarmalar, görev yeri değiştirmeler vb. etkisiyle; y.n) sakatlanır.

Kısacası, ortada bir fabrika yok, fabrikada bir arada giriş ve çıkış saati belli olan işçiler yok, ailesine vakit ayırabilen, haftasonu izin yapan, yılda en az 15 gün izin yapıp çalışan, sendikalı, güvenceli, iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri alınmış işyerlerinde çalışan, dayanışan, ortaklaşa hareket eden, kendisini bir sınıf gibi hisseden, işçi sınıfı kültürünü yeniden üreten bir işçi sınıfı yok.

"Gelişmekte olan ülkeler" veya "sanayileşmekte olan ülkeler" diye kodlanan ülkelerde (nedense yüz yıldır bir türlü gelişememekte, sanayileşememektedir, burjuva ideolojisinin söylemleri de bir harika doğrusu(!) ), genel itibariyle kuralsız çalışma rejimi tali değil asli unsur olagelmiş, sosyalist sistemin varlığı ve sınıf mücadelelerinin bazı ülkelerde elde ettiği kazanımlarla "geleneksel, toplu (büyük işyerleri anlamında), güvenceli, örgütlü..." çalışma kimi ülkelerde ağırlık kazanabilmiş, kimi ülkelerde de en azından asli olamasa da sınıfı belirleyici unsur haline gelebilmiştir.

Burada sorduğu sorular ve sorulara tarih ve mekan bağlamında yanıt veren, üretim ilişkilerine ait olguları, süreçleri ve mekanizmaları açığa çıkaran Akdemir'in vurgularına dikkat çekelim. Gündelik yaşamda "kuralsızlığı" daha iyi anlayabilmek için sıkça kullanılan “altsözleşme”, “fason”, “taşeron” ve “yan sanayi” kavramlarının gerçek anlamlarını, (hatta daha kulağa hoş gelen “çözüm ortağı” kavramını) ortaya koyan Akdemir'e göre (Akdemir, 2008) “formellik” ve “enformellik” birbirinden ayrı yapılar değil, birbirini içeren ve aynı zamanda dönüştüren yapılardır. (Yeri gelmişken arkadaşımın yazılarını da tüm okuyuculara öneriyorum)

Sermaye düzeninin bugünkü üretim ilişkileri yapısı içinde, sermaye birikimi üretim sürecinin parçalanmasını, dağılmasını getirmekte, küçük veya büyük boyutlarda olsun, formel-enformel olsun, fason-taşeron yapılara sahip sermayelerin birbirleri ile kurdukları eşitsiz ilişkiyle olsun, yeni birikim biçiminin sonuçlarından birisi olarak artan işçi ölümleri karşımızda durmaktadır ve Akdemir bu sayılan sürecin açığa çıkardığı bir olgu olarak "emek sürecinin denetim ve kontrol mekanizmasının yoğunlaştırılması ve 'ölümüne' sıkıştırılması" olgusunu ortaya koyar, sonuç açıktır, en az maliyet ve daha fazla üretim dürtüsü, kötü düzenlenmiş çalışma koşulları ve yaşam alanları; çıktı olarak ölümler, yaralanmalar, sakat kalmalar, hastalıklar... Burada Akdemir tarafından yapılan vurgunun bir kez daha altı çizilmeli, bu acımasız çalışma ve yaşama koşulları ile hayatta kalma çabaları sermaye birikiminin ana unsurlarıdır, tali değil!

Burada bir genel kanıya da karşı durmak gerekmektedir. Bu genel kanı "gelişkin kapitalist ülkeler, kapitalist hiyerarşinin altlarında yer alan ülkelere üretim süreçlerini taşıdıkları için, kuralsız çalışma, işle ilgili tehlikeler ve tehlikeli prosesler de bu ülkelere taşınır" demektedir. Bu oldukça tartışmalıdır, sadece bazı sektörlerde, o da artan kamuoyu baskısı, sınıf mücadelelerinin ulaştığı boyut veya yasadışı yollarla tehlikeli maddeler, tehlikeli üretim teknikleri az gelişkinlikteki kapitalist ülkelere taşınmaktadır (gemilerde asbest sökümü, nükleer atıkların depolanması gibi). Ama bunu genelleştirmek ve gelişkin kapitalist ülkeler kendi işçi sınıflarına belli bir refahı, sağlıklı ve güvenli, tehlikesiz çalışma ortamını sağladı, çünkü tüm tehlikeli süreçleri ihraç etti demek son derece yanlıştır. Hele ki, bunu "kuralsız çalışma" biçimlerinin ihracı olarak düşünmek daha da yanlıştır. Örneğin bugün Hollanda'da istihdamın neredeyse yarısı yarı-zamanlı hale gelmiştir, en gelişkin kapitalist ülke ABD'de güvencesizlik ve kuralsızlık biçimlerinin hepsi her geçen gün daha da artarak yaşanmakta "Mc Donalds tipi üretim" ABD'li emekçilere dönük de bir saldırı halini almakta, Fransa'da devlet tarafından işletilen nükleer enerji santrallerinin temizlik işleri dahi taşeronlaştırılmaktadır.

Özetle, üretim "taşeronlaştırılmakta", "taşeron işçiler" ise daha fazla hasta olmakta, sakatlanmakta ve ölmektedir. İstatistiklerle ne kadar oynanırsa oynansın, yaşanmakta olan budur. Taşeron işçiler zaten pek istatistiklere de girmemekte, işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu "görünmez" hale gelmektedir...


Kaynaklar

Akdemir, N. ve Odman, A, 2008. Tuzla neyin sembolü oldu?, 15 Haziran 2008 / Radikal 2

Akdemir, N., 2008. Taşeronlu birikim: Tuzla tersaneler bölgesinde üretim ilişkilerinde enformelleşme, Sosyal Araştırmalar Vakfı Yayınları

Özuğurlu, M. 2006. “Türkiye’den Güvencesiz Çalışma ve Sınıflar Mücadelesinin Yeni Gündemi”, Küreselleşmeye Güney’den Tepkiler, Der. Ceyhun Gürkan, Özlem Taştan, Oktar Türel, Ankara: Dipnot Kitabevi

Quinlan M. ve Mayhew C. 1999. Precarious Employment and Workers’ Compensation, International Journal of Law and Psychiatry 22(5–6): 491–520;

Quinlan M., Mayhew C., Bohle P., 2001. The Global Expansion of Precarious Employment, Work Disorganisation and Occupational Health: Placing the Debate in a Comparative Historical Context,” International Journal of Health Services 31(3) (2001): 507–536

Savul, G., 2008. Güvencesiz İstihdam, Örgütsel Dönüşüm ve Çalışma Üzerine Etkileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara

Temiz, H.E. 2004. Eğreti İstihdam: İşgücü Piyasasında Güvencesizliğin ve İstikrarsızlığın Yeni Yapılanması, Çalışma ve Toplum, Sayı 2: 55-80

Tucker, E., 1983. The determination of occupational health and safety standards in Ontario, 1860–1982, McGill law Journal 29 (1983/84): 260–311

Tucker, D., 2002, ‘Precarious’ Non-Standard Employment – A Review of the Literature Labour Market Policy Group, Department of Labour (Bu adresten de erişilebilir: http://www.dol.govt.nz/pdfs/PrecariousNSWorkLitReview.pdf, Erişim Tarihi: 12.04.2013)

 

Whatman, Richard (1994) ‘Non-Standard’ Work in New Zealand – What We Know’,

Labour, Employment and Work in New Zealand, Victoria University of Wellington,

p356-366.