Suriye’deki son gelişmeler üzerine bir değerlendirme



19-06-2015 08:35


Kamil Tekerek

Geçtiğimiz hafta Kürt sorununa ilişkin ele aldığımız bazı başlıkların üzerine yeni halkalar ekleyerek devam ettireceğimizi dile getirmiştim.

Hafta içerisinde Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) yaşanan gelişmeler ile birlikte doğrudan Türkiye’nin Kürt sorunu bağlamında devam etmesek de, bununla bağlantılı ele alınabilecek Ortadoğu’daki gelişmelere ışık tutmaya çalışmamız faydalı olacak gibi görünüyor. Geçen hafta sormuş olduğum soruları saklı tutarak, önümüzdeki haftalarda bunlara mutlaka döneceğimizin sözünü şimdiden vermiş olayım.

Duymuş ya da takip etmişsinizdir. Hafta içerisinde Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’in kontrolündeki Tel Abyad kenti bölgedeki Kürt siyasi öznesi PYD’nin ordusu YPG, ÖSO’nun içindeki bazı örgütlerin silahlı örgütlenmeleri ve ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin ortak operasyonu ile IŞİD’den temizlendi. Sonuçları itibariyle ağırlıklı olarak Kürt güçlerin siyasi kazanımı gibi görünen Tel Abyad’ı özgürleştirme operasyonu ile Rojava’nın toprak bütünlüğüne işaret eden bir görüntü ortaya çıktı.

AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan açısından da önemli sonuçları olan bu operasyonun öncesi ve sonrası ile ilgili bazı notları şu şekilde sıralamamız mümkün görünüyor.

1-) Stratejik olarak önemli bir nokta olan Tel Abyad’ın doğusunda Cizire, batısında ise Kobane kantonları bulunmaktadır. Rojava açısından buranın alınması ile birlikte bölgede oturmuş bir Kürt egemenliği görüntüsü çıkmıştır.

2-) Operasyon aslında koalisyon güçlerinin yüksek düzeydeki hava desteğinin ötesinde Burkan-el Fırat isimli ortak savaş cephesinin faaliyeti olarak icra edilmiştir. Bu cephe PYD ile ÖSO’nun ittifakıdır. Uzun uzun yazmayalım, geçtiğimiz yıl Eylül ayında oluşturulan bu cephe içerisinde örneğin Müslüman Kardeşler’in silahlı kolu olan Tevhid Tugayı gibi örgütlenmeler de mevcuttur. Hatırlanacağı üzere bu örgüt 2012-2013 yıllarında Suriye’de büyük katliamlara ve acımasızlıklara imza atmıştır. Önümüzdeki süreçte bunların bu tür askeri kazanımlar üzerinden neleri elde edip edemeyeceğini göreceğiz.

3-) Askeri başarı elde edenlerin siyasi egemenliği de elde etmesi savaşın kurallarından bir tanesidir. Rojava’da, Kobane direnişi ile birlikte siyasi bir güç kazanan PYD şimdilik bu ağırlığını korumaya devam etmektedir. Ancak bu kazanımların da nereye kadar uzanacağını zamanla daha fazla değerlendirme şansımız olacak.

4-) Cihatçı terörizme karşı verilen mücadeleden pay kapmaya çalışan bütün unsurların bu tür bir mücadele içerisinde yer alması ve ittifaklara girişmesi karşımızdaki bir gerçekliktir. Ancak sürecin gerek Kürt özneleri, gerekse işbirlikçi Suriye muhalefeti ve emperyalist güçler açısından nereye gideceğini güçler dengesinin ötesinde politik kavganın akacağı mecra belirleyecektir.

5-) Emperyalizm açısından bölgedeki her tür gelişme içinde olunması gereken bir yan barındırmaktadır. Örneğin Suriye politikası çöken, Kürt politikasında nasıl bir yol çizeceği muallakta olan AKP iktidarı bir yanda dururken, emperyalizmle kavgalı olmayan bölgesel bir Rojava yönetimi bulunmaz hint kumaşıdır. Sonrasında da farklı kaynaklarda ifade edildiği üzere ABD’nin Kürtlerin yönetimine geçen, bağımsızlaştığı söylenen bir bölgenin üzerinde hegemonya stratejisi kurması kendileri açısından çok mantıklıdır. Irak Kürdistanı’ndan başlayan topraklar artık yavaş yavaş Akdeniz’e doğru açılmaktadır.

6-) Suriye’deki Esad iktidarı, emperyalist müdahalenin başladığı noktadan itibaren Kürtlerle kavga etmemiş ve kapsayıcı bir strateji izlemiştir. Bilindiği üzere Rojava’nın belli bölgelerinde Esad iktidarı ile yerel Kürt yönetimleri arasında ekonomik ve siyasi işbirliği devam etmektedir. Bunun sonucunda ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır dersek sanırım çok yanılmış olmayacağız. Kobane direnişi öncesinde bölgeyi insansızlaştırarak tampon bölgeye çevirmeye çalışan ve bunun için elinden geleni ardına koymayan AKP iktidarının hayalleri suya düşmüş, Rojava Suriye açısından bir tampon bölge karakteri kazanmıştır.

7-) AKP iktidarı bu dengeyi bozmak için elinden geleni yapacaktır. Ancak iş artık o kadar kolay görünmemektedir. Şimdi bölgede lojistik desteği sınırlanmış bir IŞİD vardır. Eğer önümüzdeki günlerde çok büyük bir terslik olmazsa Esad’ın bölgede zaferler kazanacağı bir döneme girilecektir. Bunlar emperyalizmin çıkarları ile çelişen gelişmeler olabileceği gibi Suriye savaşının artık bir noktaya bağlanacağına da işaret edebilir.

8-) Bu çelişme noktalarında bölgedeki Kürt örgütlenmelerinin önüne bir yol ayrımı gelmesi kaçınılmazdır. Bu yol ayrımı özgürlük mücadelesinin anti-emperyalist bir zeminde yeniden üretilmesini mutlak olarak gerektirecektir. Her ne kadar Rojava’daki kanton tipi yönetim biçimleri ulus devlet olarak tanımlanmasa da, demokratik ulusun inşası gibi tanımlar geliştirilse de geçtiğimiz hafta Türkiye üzerinden de tanımladığımız üzere ortada bir devletleşme süreci bulunmaktadır. Bu devletleşmenin işbirlikçi bir iktidara mı, yoksa Araplarla birlikte kurulacak devrimci bir iktidara mı taşınacağı ise pratik mücadelenin konusudur.

9-) Tel Abyad’ın hemen ertesinde PYD tarafından yapılan açıklamada yer alan “Tel Abyad’ın kurtuluşu cihadist terörizmden ve Baas terörizminden kurtuluşun başlangıcı” ifadesi, doğal olarak Ortadoğu’da emekçi halkların kurtuluş mücadelesi ile dayanışma içerisinde olanların kafalarında soru işaretleri oluşturmaktadır. Bu soru işaretlerinin silinebilmesinin yolu da bir önceki maddede bahsettiğimiz başlıkta ikirciksiz tutum alınmasında yatmaktadır.

10-) Ortadoğu’dan emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kovulması şarttır. 2002 yılından beri bölgedeki tüm çatışma, savaş ve katliamların birinci elden sorumlusu emperyalizm, daha da net haliyle ABD’dir.

11-) Emperyalizm bölgede doktrin değişikliğine gidebilir. Ancak bu değişikliğin daha fazla saldırganlaşmaktan başka çıkar yolu yoktur. Dolayısıyla Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan’ı kapsayan geniş coğrafyada Türk, Arap ve Kürt halklarının anti-Amerikancı bir dalga yaratması için tüm devrimci güçler seferber olmalıdır.

12-) Dönemsel olarak mücadelenin gericiliğe/cihatçılığa karşı verilmesi gerektiğini, bu noktada anti-emperyalist görevlerin ihmal edilebileceğini vaaz eden görüş yavaş yavaş yolun sonuna gelmektedir. Bir ayağı zaten boşta olan bu görüş yaklaşık beş yıldır şeriatçı teröre ve emperyalizme karşı mücadele eden Suriye direnişini görmezden gelmiş olamazdı. Eğer bunu görmezden gelmeye devam edeceksek bir adım sonrasında bizleri bekleyen sonuç, mezhep ve ulus savaşlarına bir şekilde onay vermek olacaktır. Tersini söylemek ise doğru olmayacaktır. Emperyalizmin, uluslararası gericiliğin tüm biçimlerini bağrında taşıdığını hepimiz biliyoruz ve ülkemiz açısından da bu mücadelenin ne kadar gerekli olduğuna dair tarihsel bir bilincimiz mevcut.

13-) Üzerinde kavga verilmesi gereken başlıklardan biri de “halklara özgürlük ve demokrasi” olacaktır. Büyük ihtimalle emperyalizm bütün bölgede bunu pompalamak için elinden geleni yapacaktır. Örneğin ÖSO ve PYD işbirliğinin devam etmesinin yolu buradan geçmektedir. Emperyalizm bizler açısından sadece askeri süreçleri yönetmek, dünyanın herhangi bir yerinde siyasi manipülasyonlar yapmak, istihbarat faaliyetleri yürütmek gibi anlam taşımıyorsa, kapitalizmin çölün içinde bir damla sudan kâr etme güdüsü sona ermez. Sermayenin ihraç edileceği uygun düzlemler oluştuğu anda istikrar sağlanır. Buna da adlı adınca halkların özgürleşmesi ve ülkelerimize demokrasi gelmesi adı verilir.

Önümüzdeki dönem tüm bu başlıkları ve belki de burada ele alamadığımız birtakım meseleleri ele almamızı gerektirecek bir zaman dilimi olacak.

Hep Ortadoğu’dan bahsettin peki ülkemizde ne yapacağız diye sorabilirsiniz. Haklısınız.

O zaman şuradan başlayacağız gibi görünüyor:

“Komünistler, öteki işçi sınıfı partilerinden yalnızca şunlarla ayrılırlar: 1-) Farklı ülke proleterlerinin ulusal savaşımlarında her türlü milliyetten bağımsız olarak, tüm proletaryanın ortak çıkarlarına işaret eder ve bunları öne sürerler, 2-) İşçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımının geçmek zorunda olduğu çeşitli gelişme aşamalarında, her zaman ve her yerde, bir bütün olarak hareketin çıkarlarını temsil ederler” (Karl Marx, Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu)