Suriye operasyonu üzerine...

Geçen haftaki yazımda, olası AKP-MHP koalisyonu üzerine değerlendirmelerde bulunmuştum. 

Yazıda, bu seçeneğin gerçekleşme ihtimalinin diğerlerine göre daha yüksek olduğunu ifade etmiş ve özellikle Suriye'de yaşananlara dikkat çekmiştim.
Yazının ilgili bölümünü bir kez daha hatırlatmak isterim:

"Suriye'nin kuzeyinde yaşananlar, Kürt koridoru vb. tartışmaları, IŞİD'in ABD desteğiyle Tel Abyad'dan süpürülmesi gibi gelişmeler dikkatle takip edilmeli. Anlaşılan o ki, -kurulabilirse- yeni hükümetin ajandasındaki ilk gündemlerden biri Kuzey Suriye'deki Kürt oluşumu ve Suriye'ye asker göndermek olacak.
AKP Türkiyesi'nin hem Esad'la ilgili, hem de PYD ile IŞİD'i eşitleyerek IŞİD'e arka çıkmak şeklinde özetlenebilecek pozisyonunun askeri bir karara yetip yetmeyeceği; burada verilecek tavizin, ne tür iç-dış hamlelerle dengelenmeye çalışılacağını izleyeceğiz. İç politikaya, otoriter tonu ağır basan bir iktidar dönemi olarak yansıyacağı kesin gibidir.
Buraya bir ek daha yapmalıyız...
Bölgede uzun bir süredir yaşanan gelişmeler, Suriye'de Kürtlerle ABD arasında güncel bir işbirliği olduğunu gösteriyor. Bunun ne kadar kalıcı ne kadar dönemsel olacağı konusunda elbette bu bölgedeki emekçilerin ve ilerici güçlerin mücadelesi belirleyici olacak. Ancak unutulmaması gereken bir şey daha var: ABD ile Türkiye ve özellikle de TSK arasındaki ilişki.
Türkiye ve TSK gözden çıkarılabilir hacimlere sahip değildir. Bunun yansıması ise iki türlü olacaktır. 
- Suriye'de oluşacak duruma göre, Türkiye'ye biçilecek ikna edici yeni misyonlar...
- Kürt oluşumuna karşı tehditkar ve ABD tarafından desteklenen bir devlet politikası..."

Bu değerlendirmelerin ardından Kobani'de IŞİD bir katliam gerçekleştirdi, Fransa'da ise bir terör eylemi yaşandı.

Erdoğan, “Suriye’nin kuzeyinde bir koridor açılmasına ve yanı başımızda bir Kürt devletinin kurulmasına asla izin vermeyeceğiz” dedi ve bugün MGK, Suriye'ye asker gönderme ve Türkiye için "güvenlikli bölge oluşturma" gündemiyle toplanacak.

Bu noktada akla bir dizi soru gelecektir. 

- Birincisi, ulusalcıların iddia ettiği gibi, Türk askerinin Suriye'ye girmesi, Türkiye'nin fiilen ABD ile karşı karşıya gelmesi anlamına mı gelecektir?

Cevap kısa ve nettir: Hayır!

Türkiye egemen güçlerinin ABD ile bölgesel ve stratejik ilişkileri an itibariyle çift taraflı vazgeçilmezlik ilkesine dayanıyor. Burada terbiye mekanizması elbette işletilecektir ancak bu, hemen yanı başındaki gelişmelere ilişkin Türkiye'ye yeni görevler ve oyun alanları yaratılması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Geçen haftaki yazımın bir bölümünde de AKP'nin bu süreçte ancak MHP ile organik bir eklemlenme içine girerek kendine bir yol açabileceğini belirtmiştim.

Söz konusu eklemlenme ilişkisi, ABD ile yapılacak pazarlıkta eli güçlendirmek için kaçınılmazdır. 

- Ya bu sürecin sonunda AKP-CHP koalisyonu olursa?

Olabilir.

Ancak, Erdoğan AKP'si için yukarıda belirttiğimiz denklem yine de değişmeyecektir. 

- Erdoğan'sız AKP için koşullar uygun mudur?

Bugün için çok zor...

Yazıyı yalnız bir analiz yazısı olmaktan çıkarmakta fayda var. 

Sonuçta savaş ve çatışma ihtimalinden bahsediyoruz. 

Türkiye'nin Suriye'ye asker göndermesi hem bölge halkları hem de Türkiye  halkı için yeni bir felaketten öte bir anlam taşımayacaktır. Dahası, küçük bir ihtimal de olsa, bu koşullarda Türk askerinin alacağı görev, ABD karşıtı bir eksene yerleşmeyecek aksine tamamlayıcı bir misyon olacaktır. 

Bu durumda, dün sosyal medyada popülerleşmiş bir slogan uygun görünüyor: "Bilal gitsin savaşa!"