Strauss ve Yarasa



15-03-2015 08:22


Can Aksel Akın

Johann Strauss II. (oğul), Viyana operetini, farklı bir noktaya ulaştırdığı için de tanınan bir vals bestecisidir ve orkestra şefidir. Eserleri yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de, dünyadaki çeşitli operaların programlarında yer bulmaktadır. Yeni yıl konserlerinde, Johann Strauss II. (oğul) valsleri, polkaları seslendirilmesi gelenekselleşmiştir. Tüm dünyaya Avusturya-Macaristan İmparatorluğu “sanat”ı olarak günümüzde de beğeni toplamaktadır. Birçok, orkestra şefi ve besteci çıkartan bir aile olarak Strauss ailesi, bu açıdan önemli bir ailedir. Burjuva sanatçısı olarak, köklü bir aileden geldiklerini belirtmek için, aristokrat ailelerindeki gibi isimlerinin yanına konan sayılarla da ayırt edilirler.

Operet bestecisi olarak Johann Strauss II. (oğul), bugünkü yazımız için önemlidir. Ancak isim benzerlikleri ile ilgili karışıklıkları engellemek için, yüzyılı aşkın bir süre boyunca müzikal üretimde bulunmuş ailenin müzikle uğraşan üyelerine bakalım öncelikle: Baba, Johann Strauss I. (1804-1849), oğulları Johann Strauss II. (1825-1899), Joseph Strauss (1827-1870), Eduard Strauss I. (1835-1916) ve torunu Johann Strauss III. (1866-1939). Gerek Strauss ailesindeki bestecilerin çokluğu gerekse, soyadı benzerliği sonucu yine Avusturyalı ünlü bir besteci olan Richard Strauss, (1864-1949) ile karıştırılmaktadır.

Paris’ten sonra, Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti olan Viyana’daki yaşantıyı, aşkları ve tabusuz ilişkileri, Viyana Vals’inin “kralı” Johann Strauss II., müzikal olarak gözler önüne sermektedir. “İmparator” döneminin son müzikal temsilcilerinin “operetleri” monarşi ile bağlantıları büyük aydınlanmacı besteci Beethoven gibi değildir. Aydınlanmacı, sanatçı dük duruşunun aksine, bir sonraki kuşağın monarşi’den beslendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Operet, italyanca’da küçük opera olarak geçen “Operetta” sözcüğünden dilimizde geçmiştir. 17. yüzyıl’dan 20. yüzyıla gelene dek çeşitli evrelerden geçirmiştir. Anlaşılması, takip edilmesi kolay bir müzik türü olarak varlığı belirleyicidir. İspanya’daki “Zarzuela”da operet düşüncesinden yola çıkmıştır. 19. yüzyılda, Fransızca’nın aristokrasinin ana dili olarak kullanıldığı dönemde, Almanca opera’lar ve operet’ler, İtalyanca ya da Fransızca müziklere göre daha değersiz görülüyordu. Yine de Avusturya monarşisinin, Fransa’daki özgürlükçü cumhuriyet karşısında varlığını güçlükle sürdürmeye çalıştığı dönemde, ona bir süre için, sanat yaşantısını canlı tutarak hayat öpücüğü verdiği söylenebilir.

Johann Strauss’un, “Vals Kralı” olarak dans müziği alanındaki başarısı bilinmektedir. Paris, Londra ve esas olarak yaşadığı, üretimde bulunduğu şehir olan Viyana’da birçok başarı kazanmıştır. 1860’lı yıllarda, “Paris operet”i tüm Avrupa’da kendisini gösteriyordu. Rossini ve Paris’in ünlü bulvarı “Champ-Elyséés”nin Mozart’ı olarak da adlandırılan Jacques Offenbach gibi besteciler, operet türünü öne çıkarıyorlardı. Offenbach’ın, Londra’da, Viktoryen İngiltere’nin bir tür komik operası olan Savoy Operası için Gilbert ve Sullivan librettoları üzerine bestelediği müzikler büyük beğeni topluyordu. Offenbach’ın eserleri Viyana’da da oldukça sıklıkla seslendiriliyordu.

1863 yılında Offenbach, öncelikle başyapıtı olan “Orpheus in der Unterwelt” (Orpheus Yeraltı Dünyasında) ve diğer operetlerinin sahnelenişini izlemek için Viyana’yı ziyaret etti. Strauss ve Offenbach burada, günümüzde de düzenlenmekte olan Presseverband (Gazeteciler Cemiyeti) balosu olan Concordia-Balosu’nda ilk kez bir araya geldiler. Öncesinde gecenin olayı olarak her iki besteci’ye, birer vals sipariş edilmişti. Bu şekilde eserler, besteciler arasında bir yarışma düzenlendi. Bu yarışmayı Offenbach kazandı, gazetecilerin daha çok beğendikleri eserinin adı “Akşam Yaprakları”dır, Strauss’un daha az beğenilen eseri ise “Sabah Yaprakları”dır.

Bu karar sonradan düzeltilmiş de olsa, Strauss için kendi şehri ve kendi müziğinin yenilgisi pek de kolay olmamış hatta Strauss’un sahne müziğine geçişi bu yenilgiyle ilişkilendirilmiştir.Yine de Strauss için sahne müziğindeki başarı da hemen gelmemiştir. Başarılı bir Viyana’lı primadonna olan Josefine Gallmeyer  için bestelediği “Die lustigen Weiber von Wien” (Viyana’lı Şen Kadınlar) opereti, henüz sahnelenmeden premiere’i (ilk temsil) iptal edilmek zorunda kalmıştır. Ardından 1871 yılında bestelediği “Indigo und die vierzig Raeuber” (İndigo ve 40 Harami), “Carneval in Rom” (Roma’da Karnaval) operetleri ise büyük başarılar kazanmamışlardır.

1874 yılına gelindiğinde ise, Strauss “Fledermaus” (Yarasa) operetiyle bir başyapıt ortaya çıkartmıştır. Aynı zamanda operet türünün de en önemli eseridir bu eser. Besteci’nin sadece bir opereti daha “Yarasa”nın başarısını yakalayabilmiştir. “Der Zigeunerbaron” (Çingene Baron) ile Strauss, Macaristan-Roma ezgilerini, koro parçaları ve Macar-romantizm’ini tek bir eserde buluşturmuşdur.

Johann Strauss’ın önündeki metne uygun beste yapma konusundaki isteksizliğinden bahsedilmekte, bir libretto’nun değerlendirilmesi konusunda da kendine güvenmemesi sebebi ile, operet’lerinde, metin her zaman birinci sırada gelmemektedir. Bir sinopsis (konu metni) doğrultusunda, hiç bir kelime geçmeden tüm bir sahneyi besteleyebildiği söylenmektedir. Ardından librettistler (opera’daki metin yazarları) metni müzikler üzerine yazmak zorundadır. Bu farklı temsillerde, farklı metinlerle söylenmesini de açıklamaktadır.

Johann Strauss II. (oğul)’un “Yarasa” opereti, birçok müziksever’in ilk dinlediği sahne eserlerinden biridir. Dünyanın neresinde olursa olsun karşımıza çıkabilecek eser, dönemin duygu ve sınıfsal yaşantısını canlı olarak yansıtmasıyla da gerçek ve önemli bir “ayna” konumundadır.