"Strateji tartışmaları" üzerine



18-10-2014 09:02


Metin Çulhaoğlu

Erkin Özalp’in “Devrimin ve Sosyalizmin Soyutlaşması” başlıklı yazısı İleri’de 7 Ekim günü yayınlandı. Özalp, solda 60’lı ve 70’li yılların hararetli polemiklerini hatırlatarak “strateji tartışmalarının 2000’li yıllarda gündemden büyük ölçüde düştüğünü” söylüyordu. 

Özalp’in açtığı konuyu biraz daha deşip ileriye taşımaya çalışalım. 

Gerçi Özalp 70’li yılları da katıyor, ama bize göre strateji tartışmalarının gerek solun tüm kesimlerini kapsaması gerekse öğreticiliği açısından asıl canlı olduğu dönem 1960’larla sınırlıdır. Evet, 70’lerde de tartışmalar olmuştur; ama bunlar hem solun belirli öbeklerinin kendi içlerine kapalı kalmış, hem de 1960’lara göre daha şabloncu özellikler taşımıştır.

O zaman ilk soru şu oluyor: Neden 60’lar? Strateji tartışmaları neden bu dönemde özellikle canlılık kazandı ve belirli ölçülerde öğretici de olabildi?

***

60’larda  “sol akıl”, tarihin akışının hızlandığı bir dünyada yaşanıldığını düşünüyordu. “Zamanın ruhu” öyleydi. Soğuk savaşın boğucu ortamı gerilerde kalırken üç kıtada halklar emperyalizme ağır darbeler indiriyor, komünist partiler güçleniyor, geri dönülmez noktaya gelen “Çin-Sovyet çatışmasına” rağmen sosyalist blok inşa sürecine sapasağlam devam ediyordu. 

Türkiye’de ise “sol akıl” tarihin hızlanan akışı algısına bir başka açıdan daha yatkındı: 1923 Cumhuriyeti kendi sınırlarına gelip dayandıktan sonra ülkenin sola açık, “zinde güçleri” 27 Mayıs yapmış, ancak bu çıkış da kısa sürede karşı tarafça geriye itilmişti. Dolayısıyla, zinde güçlerin bir sonraki hamlesi çok daha radikal ve geriye dönüşsüz olacak, ülkeyi ya sola çekecek ya da solun önünü açacaktı…

Kısacası, tarih Türkiye’de de kendi akışını hızlandırmıştı. 

Strateji tartışmalarını besleyen ve canlı kılan bir algı sayılmalıdır.

60’larda strateji tartışmalarını canlı ve öğretici kılan bir başka olgu da tartışma yelpazesinin genişliğidir: ATÜT (Asya Tipi Üretim Tarzı), kapitalist olmayan yol, devrim sürecinde kırların/kentlerin ağırlığı, devrimde temel/ana/öncü gücün hangi sınıf olacağı, halk savaşı, kurtarılmış bölgeler, fokoculuk, şehir gerillası, “suni denge”, “politikleşmiş öncü savaşı”…    

Dahası, tartışmalar departmanlaşmamıştı, kapsayıcıydı. Yani yelpazenin herhangi bir renginde duran akıl, aynı yelpazenin diğer tüm renkleri hakkında bir şeyler söyleme zorunluluğunu duyuyordu.

Hem canlılık katıcı hem de öğreticiydi…

***

Bunları hatırlattıktan sonra günümüze gelelim. 

Günümüzün belki de en “trajik” yanı, kapitalizmin en azından teorik olarak kendi alternatif birikim modellerine, programlarına sahip olduğu bir dönemde sosyalizme giden yol (“strateji”) tartışmaları canlıyken, bugün, kapitalizmin yukarıdaki anlamda soluğu tükettiği bir noktada bu tartışmalara pek tenezzül edilmemesidir… 

Başka bir deyişle, şunu söylemiş oluyoruz: Kuşkusuz, bugün tarihin hızla sola doğru aktığı algısının yerleşmesi öyle ha deyince olacak iş değildir… Kuşkusuz, 1960’ların tartışma yelpazesini bugün aynısıyla alıp üzerinde harala gürele tartışmak abes olacaktır… Hepsine tamam, ama Türkiye’de sol mutlaka “strateji” tartışmalıdır… 

“Strateji” ve bunun tartışılması derken, Türkiye’yi devrime götürecek yolun ya da yolların üzerinde durulmasını; yüklenilecek özel noktalarıyla, ittifaklarıyla, müttefikleriyle vesaire bu yolların tartışılmasını kastediyoruz. 

Hemen ekleyelim: Geleceğin sosyalist Türkiye’sinde istihdam, eğitim, sağlık, konut, sosyal güvenlik, kadın, çevre ve diğer alanlarda nelerin yapılacağı ayrı bir konudur; “strateji tartışmalarına” girmez. Elbette bunlar da olmalıdır; ama alnımızda yazmamalı, cebimizde durmalıdır. Soranı, meraklısı varsa çıkarıp göstermek, belirli alanlarda uzmanlaşmış seçkin kişileri kazanmak ve inşa sürecinin kadrolarını bugünden hazırlamak için…

Yoksa sosyalizm mücadelesinin “biz geldiğimizde şu şu alanlarda şunları şunları yapacağız” propagandasına indirgenmesi, tersinden reformizmdir.

Bir devrimin ve devrimcinin “yıkılacaklar listesi” her zaman “kurulacaklar listesinden” daha kabarık olmalıdır. 

Böylece “strateji tartışmaları” alanını biraz daha daraltmış oluyoruz.

Peki, bu alana neler, ne gibi başlıklar girer ya da girmelidir? 

Bu da bir başka yazının konusu olsun…