Strateji meseleleri



29-09-2014 12:39


Yavuz Alogan

“Kontrollü kaos”  aslında  bir “dolaylı tutum stratejisi”dir. Gerçek anlamda ilk kez Hannibal tarafından içgüdüsel olarak uygulandığı kabul edilir (II. Pön Savaşı sırasında Pireneler’i aşıp Roma Ordusu’ndan önce Rhone vadisine ulaşmıştır). Biraz deneysel bir doktrindir.  Nitekim Hannibal da,  çok sık kullandığımız, “Ya  bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız” sözüyle bu deneyselliği ortaya koymuştur. Modern zamanlarda doktrin, Alman panzer birliklerinin II. Dünya Savaşı sırasındaki harekâtlarını kendi hipotezlerini doğrulamak için değerlendiren İngiliz  askeri uzman Basil Liddell Hart tarafından geliştirilmiştir (bkz., Strateji-Dolaylı Tutum, GKB, Stratejik Etütler D. Yayınları, çev. Em. Korg. Cemal Enginsoy, 1973).

I.Körfez Savaşı sonrasında Pentagon bu “kontrollü kaos” stratejisine kafayı taktı,  muazzam bir etnik ve dini grup  çeşitliliği gösteren Ortadoğu halklarını  “dolaylı savaş”larla yönlendirerek ulus-devletleri parçalamaya, bölgenin siyasi coğrafyasını değiştirmeye  başladı.       

Ancak  ABD’nin bütün ipleri elinde tutarak kaosu yöneten bir kuklacı olmadığını unutmamak gerekir. Burada hem canlı kuklalar hem de canhıraş bir durum, vahim bir insani felaket söz konusu. Kuklalardan bazılarının ipleri kesip kendi başına hareket etmesi  mümkün.  Sovyetler Birliği’ne karşı silahlandırılıp örgütlenen El-Kaide ipleri  kesen kuklalardan biriydi. ABD’nin denetiminde Katar, Suudiler ve Türkiye’nin  yol verdiği IŞİD de bu role aday görünüyor.  Her şeyden önce Batı’nın  zulmüne karşı, ifadesini hınç dolu bir vahşette bulan muazzam bir  gerici/nihilist tepkiyi ifade ediyor.

Bunları “deli” diye küçümsemek de yanlış. Belirli bir eğitim ve lojistik  doktrinine sahip oldukları, hava taarruzu altında bile çok hızlı ve sonuç alıcı biçimde hareket ettikleri görülüyor. Pusu, baskın ve küçük ölçekli gerilla taktikleri uygulayan PKK/PYD gibi güçlerin başka ülkelerden silah ve askeri uzmanlık sağlamadıkça, cephe savaşıyla gerilla yöntemlerini birleştiren ve geniş alanlarda manevra yaparak  kuşatma taktikleri uygulayabilen bu güç karşısında tutunma şansı yoktur.  Ayrıca IŞİD’in   çok geniş bir kitle tabanı var. Mesela, gazeteci Hüsnü Mahalli, Ortadoğu bölgesinde aynen IŞİD gibi düşünen 150 milyon Müslüman olduğunu söyledi. Örgüt  şiddeti bilinçli bir propaganda yöntemi olarak kullanıyor ve çatışmayı bütün bölgeye yaymaya çalışıyor. Çatışma yayıldıkça ABD’nin “kontrollü kaos” alanı da kontrolden çıkacak ölçüde genişliyor.

Türkiye’nin ABD’yle vardığı anlaşmayı  bilemeyiz (böyle şeyler gizlidir ve basına sızan bütün haberler (hepsi!) manipülatiftir). AKP’nin bu anlaşmaya hangi ölçüde ve ne süreyle uyabileceğini de bilemeyiz.

Ancak, tarafların ne düşündüklerini   anlamak her zaman mümkündür. ABD’nin kararsız ve aceleci olduğu, zaman zaman panik benzeri tutumlar sergilediği, bölge ülkelerini, özellikle Türkiye’yi suçladığı görülüyor. Kurduğu/kuracağı koalisyon yoksul Sünnileri savaşa süreceği için, bunlara sonuna kadar güvenilemeyeceğini  de biliyor. Bölgede bataklığa saplanması halinde Avrupalı potansiyel askeri müttefiklerini   kaybedeceğini ve Rusya’ya uyguladığı çevreleme/containment taktiğinin zarar göreceğini hesaplıyor. Ayrıca Kürt ve Arap orduları kurmak, onları yeni silahlar, savaş taktikleri vs ile donatmak zaman alır. TSK’nin PKK ya da peşmergeyle birleşip IŞİD’le savaşması da pek mümkün görünmüyor. Pentagon, Amerikan kamuoyuna ters düşmemek için  kendi Conileri’ni   karada kullanamıyor. Bu yüzden ABD çok telaşlı. Öte yanda, Ortadoğu’da “insan haklarını savunma” vs gibi Amerikan tezlerini şu yeryüzünde yutacak, bu türden palavralara inanacak tek bir kişi bile kalmadı.

Türkiye ise şaşkın vaziyette. BM’de boş sıralara esip gürlemesine rağmen  RTE’nin Amerikalılar tarafından üzerine limon sıkılmış helva gibi yumuşatıldığı gözle görülebiliyor. Fakat hegemon rolü oynayanın böyle durumlarda tutum değiştirmesi ve değiştirdiği tutumu tabanına kabul ettirmesi çok zordur. Dolayısıyla, “üzerine limon sıkılmış helva” halinin sürdürülebilirliği kuşkuludur. Dağılabilir ya da  iyice pekişebilir.

Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi hükûmetin fiiliyatta henüz değişmeyen  resmi tutumunu şöyle açıkladı: “IŞİD’in panzehiri savaş uçakları değil. Bu düzen devam ettiği sürece IŞİD’i yok edersiniz, daha radikal örgütler ortaya çıkar. Bu işin panzehiri Türkiye’de AKP iktidarı, Arap dünyasında ise Müslüman Kardeşler” (agy, 27 Eylül 2014)

Bu tutum deklarasyonundan beş gün önce, Emekli Org. Edip Başer Hürriyet gazetesine bir  mülakat verdi. Samimi bir mülakat. Orgeneral bir yerde şöyle diyor: “Şu anda mesela Genelkurmay İkinci Başkanı emrimde görev yapmış bir arkadaşım, Ankara’ya gittiğimde uğruyorum. Şu anki Genelkurmay Başkanı benim kurmay başkanımdı, ona da uğrarım, konuşuruz dertleşiriz.”

Mülakat uzun, fakat şu cümleleri söylemek için verildiğini anlamak durumundayız: “Büyük Kürdistan’a doğru gidiyoruz, evet. Biliyorsunuz, Büyük Kürdistan dedikleri, Kars’tan başlıyor, Erzurum-Erzincan, Sivas ve Malatya’yı içine alıyor, Mersin’e iniyor. Mersin de dahil olmak üzere bir harita. (…)  Kuzey Kürdistan’ı, yani Türkiye ile ilgili bölümünü oluşturmak için PKK’ya çok önemli görevler verildiği kanısındayım” (Hürriyet, 22 Eylül 2014).

ABD’nin dengesi bozulan “kontrollü kaos” stratejisinin birkaç noktadan delinme potansiyeli taşıdığı görülüyor. Demek ki herkes kendi stratejik konseptini oluşturuyor ya da oluşturmak zorunda kalacak. Ülkemizin de içinde yer aldığı  bölge iç ve dış savaşlara sürükleniyor. Strateji meselelerinde en önemli nokta duygusallığa, hatta duygulara bile yer olmamasıdır. yalogan@gmail.com