Spekülatif bir yazı



21-10-2014 09:31


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’nin bölgedeki bir savaşın aktif tarafı olması ve/ya da ülkenin çok yakın gelecekte bir iç savaşa sürüklenmesi…

Dikkate alınması, daha ötesinde şimdiden alarma ve karşı harekete geçilmesini gerektiren olasılıklardır. Bunlar, günümüz koşullarında “spekülasyon” kategorisine girmez. Spekülasyon, daha çok, henüz işaretleri bile pek görülmeyen olasılıklar konusunda fikir yürütmek, varsayımlarda bulunmaktır.

“Spekülasyon” dedik…

Bu yazıda hemen çok yakın vadedeki olasılıklar üzerinde durmadan, biraz daha orta, hatta uzun vadeye ilişkin “spekülasyonlarda” bulunmamız umarız anlayışla karşılanır. Son yazıda kaldığımız yerden devam edersek, “spekülasyonlar” bir yanıyla stratejiyle, asıl olarak da Türkiye’de bir devrim sürecinin olası dönemeçleriyle, bükülme noktalarıyla ilgilidir.

Hiç mi hiç mümkün görmediğimiz bir “yolu”, peşinen dışarıda kalsın diye hemen özetleyelim: Türkiye giderek demokratikleşiyor… Öyle bir demokratikleşiyor ki, devletin, egemen sınıfların ve onların siyasal partilerinin “sivil toplumdaki” nüfuzu iyice geriliyor… Ve bir noktadan sonra değişim-dönüşüm isteyen ilerici güçler ya da onların “tarihsel bloku” bu toplumda kendi ideolojik hegemonyasını tesis edebiliyor…

Artık iktidar hemen bir kol mesafesindedir…

Burada, modele ve kavramlarına ilişkin teorik düzeyde bir itiraz söz konusu değildir.

İtiraz, “Tamam, ama böyle gitmez, böyle gitmesine izin vermezler” anlamındadır. Hatta daha ilerisini söyleyelim: “İdeolojik hegemonyanın tesisi” bir yana, buraya uzanabilecek sürecin daha ilk evrelerinde ciddi bir kırılma yaşanması çok daha büyük olasılıktır.

Açmaya çalışalım:

“Tarihsel blok” (Gramsci) kavramına ve karşılığına itirazımız yoktur. Düzene karşı, merkezinde işçi sınıfının yer aldığı, toplumun değişim ve dönüşüm isteyen farklı kesimlerinden oluşan bir blok diye tanımlayalım. Uzatmadan Türkiye’ye dönersek, içleri yerleşik tanımların ötesinde doldurulmak üzere, en başta özgürlük, eşitlik ve laiklik temelinde oluşacak bir tarihsel bloktan söz edebiliriz. “Blok” teorik bir adlandırmadır; pratikteki karşılığı “cephe” de olabilir “hareket” de…

Devam edelim: Bu “blok” mücadele ediyor, siyasetiyle ve temsil ettiği ideolojiyle toplumda belirli bir karşılık buluyor, saflarına yeni kesimler kazanarak güçleniyor…

Ya sonrası?

Sonrası için öngörülebilecek olan, yani “spekülasyon” kategorisine giren şudur: Bu “blok”, belirli bir güç eşiğine ulaştığında ya da 60’ların ortasından kalma bir deyim kullanırsak “maya tuttuğunda”, düzenin bastırıcı, ön kesici ve “burjuva-demokratik hukuk” açısından bile gayrı meşru müdahalesiyle karşılaşacaktır…

Darbe? Hukukun iyice zorlanarak, birtakım “sivil” güçlerin ise mobilize edilerek “blokun” üzerine salınması? Adının böyle konmasına artık kimsenin itiraz edemeyeceği bir tür “faşizm”?

Bugünden kestirilemez; ancak, tekrar edelim, artık hangisi olacaksa böyle bir müdahaleye öyle ileri evrelerde değil, şu malum “psikolojik eşik” aşıldığında ya da “maya tuttuğunda” girişilmesi çok büyük olasılıktır. 

Böyle bir durumda, üç “öykü” üzerinde durulabilir. Birincisi: “Blok”, bu uğrağa gelindiğinde henüz çok güçlü olmadığı halde özel bir cevvaliyet sergiler; yanında olmayan, belki de hiç olmayacak kesimleri de harekete geçirerek karşı tarafın müdahalesini daha başlamadan boşa çıkarır. İkincisi:   Karşı tarafın müdahalesi fiilen gerçekleşir; ama “blok” bu müdahale karşısında ciddi bir direnç ortaya koyar. Böylece siyasal parametreler köklü biçimde değişir, yeni saflaşmalar yaşanır. Üçüncüsü: Düzenin müdahalesi başarılı olur ve “blok” net bir yenilgiye uğrar…

“Öykülerden” üçüncüsü üzerinde durmak istemiyoruz. Ancak, birincisi ve ikincisi hakkında kestirimlerde bulunabiliriz. Birincisinin gerçekleşmesi durumunda “blok” eşik aşmanın ötesinde bir sıçrama gerçekleştirir. Artık daha güçlüdür; ama karşı taraf açısından “tam caydırıcı” değildir. Yoluna devam ederken, karşı tarafın yeni müdahalelerine hazırlıklı olmak durumundadır.  İkinci “öykü”: Tünelin ucunda iktidar görünmektedir. İnisiyatif artık sadece karşı tarafta değildir; blok kendi inisiyatifiyle kıran kırana bir mücadele verebilecek durumdadır…

***

İşte, eğer çok afaki gelmiyorsa bu olasılıklar üzerinde duralım; gerekiyorsa tartışalım…

Ve tartışma daha fazla ete kemiğe bürünsün istiyorsak, mutlaka ve mutlaka, aşağıdaki parametreleri de irdeleyelim:

“Blokun” merkezinde durması gereken işçi sınıfı ne âlemde? Bu alanda neler yapılmalı?

Sosyalist örgütler kendi çizgilerinde ilerlerken “acil durum hazırlığı” bağlamında önlemler de alıyor mu?

Ve elbette Kürt hareketi/siyaseti böyle bir tabloda nereye oturacak, ne yapacak?

Düşünmeye ve tartışmaya değmez mi?