Söyle(n)mek



21-09-2014 10:17


Barbaros Tantan

Bazen, insan kendini her konuda bir şey söyle(n)mek zorunda hisseder. Bu hemen herkese olur, bazılarında ise çokca olur.

Bürokrasinin üst düzeyinde görev yapanlar için bu durum daha sık yaşanan bir gerçekliktir. Hele ki, bir kenti yöneten bürokratsanız, bu durumla hemen hergün karşılaşırsınız. Yaşadığınız o alanda, gündeme taşınan her konuda mutlaka bir görüşünüz olmalı ve bunu da söylemelisiniz.

‘’Söylemek yapmanın yarısıdır’’ diyerek başlayan, sonra da söylenenin iki katının yapılmasına olanak yaratan bürokrat kimlikleri de var. İşte onlar, söylemek yerine söyle(n)mek tarzını benimseyenlerdir.

Bütün bunları neden söylediğime gelince…

Kocaeli’ni, 4.5 yıl adeta ‘yasaklar kenti’ haline dönüştüren uygulamalarıyla anılacak olan Ercan Topaca, her ne kadar ‘’herkesle diyalog kurmaya özen gösterdiğini’’ söylese de, bu konuda söyledikleri, ‘söyle(n)mek’ten öteye bir anlam ifade etmedi.

Çünkü;

Yaşama ilişkin demokratik talepleri olanlar bunları söyledi, o söylemleri engellemek adına ‘söyle(n)mek’ yolunu tercih etti ve söylemin yerine eylemi uygun gördü. Durum böyle olunca, kentte resmi devlet terörü adeta kalıcı bir hale dönüştü. Sözü olanlar söyle(n)mek için değil söylemek için alana çıktığında, karşısında sadece ‘söyle(nmek’ ile görevli resmi kuvvetleri gördü.

Özcesi, öğrenci, işçi, köylü, gazeteci ve de tüm emekçiler, her sokağa çıkışlarında ‘demokratik haklarını kullanabilecekleri’ söylemi yerine, ‘söyle(n)mek’ten öteye geçmeyen ifadelerin alana ‘yaşamı daraltan uygulamalar’ olarak yansımasıyla karşılaştılar.

Örnekleri o kadar çok ki…

Halkevleri üyeleri, bu ‘söyle(n)mek’ kültürünün sonuçlarından en fazla nasibini alan topluluk oldu. Mesela, 81. kuruluş yıldönümü etkinlikleri için Şubat 2013’te sokağa çıkıp vali beyin ‘yürüyüş yasağı’nı protesto edince, polisin biber gazı ve tazyikli suyu ile karşılaştı.

2012’nin Aralık ayında Maraş ve Roboski katliamını protesto etmek ve ölenleri anmak için düzenlenen yürüyüşe de polis saldırısı oldu.

Aynı günlerde, DİSK, KESK, TMMOB üyelerinin  “İnsanca yaşamaya yetecek asgari ücret” istemiyle yaptıkları yürüyüşe katılanlar da, polisin aralıklı olarak iki kez biber gazı ve tazyikli su saldırısıyla karşılaştı.

Sorun, gerici eğitimin fotrmülü olan 4+4+4 sistemine karşı çıkmaktı o günlerde. Konunun muhatabı olan eğitim emekçileri ve duyarlı bir dolu insan AKP il binasına yürümek isteyince yine bir polis saldırısı yaşandı.

2012 yılı, Newroz kutlamalarının da polis saldırısına uğradığı bir yıl oldu.

Meclis’te tartışılırken gerçekleştirilen karşı çıkışlara saldıran polis, 4+4+4 düzenlemesi yasalaştıktan sonra da eylemleri hep engelledi. Genç Umut’un “AKP’nin karnesini açıklıyoruz, 4+4+4 sistemine hayır” sloganıyla yapmak istediği basın açıklaması, “izinsiz olduğu” gerekçesiyle yasaklandı.

Parasız eğitim talep ettiği için tutuklanan arkadaşlarına destek eylemi yapan Kocaeli Gençlik Derneği üyeleri defalarca polisin saldırısına uğradı. Bu amaçla başlatılan çadır eylemine katılan dernek üyeleri ve destekleyen  demokratik kitle örgütleri ile siyasi partilerin üyelerine polis yine saldırdı.

 

Şimdilerde Hatay’a gidip görevine başlaması beklenen bu zat-ı muhterem, cumhuriyet Türkiye’sinin bir valisi gibi değil, ilkel bir kasabanın yasakçı şerifi zihniyetiyle hareket etti. Bu yüzden de, yaşadığımız bu coğrafya 4.5 yıl boyunca ‘’Yasaklar şehri’’ gibi anıldı.

YÖK protestosuna saldırı,

 “Tecridi, kaldırın ölümleri durdurun”  yürüyüşüne saldırı,

Dönemin Cumhurbaşkanı’nın Kocaeli Üniversitesi’ne gelmesini protesto eden öğrencilere saldırı,

Hakkını arayan işçilere direniş çadırı kurmayı yasaklamak,

Tutuklu gazetecilere destek için açıklama yapan Kocaeli Gazeteciler Platforumu üyesi 13 gazeteci hakkında “yasak yerde basın açıklaması yaptıkları” gerekçesiyle para cezası kesilmesi hep söylemek yerine ‘söyle(n)mek’ tarzını tercih eden Ercan Topaca’nın döneminde yaşandı.

Bütün bunlar yaşanırken, bu saldırgan uygulamalara karşı sözü olması gereken çok sayıda siyasi, meslek odası, demokratik kitle örgütü ve benzeri kurumların yöneticileri ‘söyle(n)mek’ üzerine kurgulanan tarzı tercih etti.

Bu yüzden de, zat-ı muhterem, bu kentte kaldığı sürece ‘kasabanın şerifi’ tavrını fütursuzca devam ettirdi. Bunu yaparken, AKP’nin tercihlerini harfiyen yerine getirmek konusunda hiçbir şeyi de gizleme gereği duymadı.

Aslında, söylemek ile ‘söyle(n)mek’ arasındaki ince çizgide gidip gelenlerin dikkatini çekecek başka uygulamaları da vardı.

Mesela, basın mensuplarıyla olan ilişkileri…

Bütün kamu kurum ve kuruluşlarının basına bilgi, demeç vermesini, göreve başladığı gün yasaklamış, her türlü yetkiyi kendisinde toplamıştı.

Mesela doğa düşmanlığı…

Köylülerin “doğamızı katletmenize izin vermeyeceğiz” diyerek karşı çıktıkları Maşukiye’deki taş ocağını, ‘’Yüksek Hızlı Tren Yolu İnşaatı Projesi milli bir projedir, aksamaması için Maşukiye’de taş ocağı kurmaktan başka çaremiz yok” demiştir. Oysa, Kocaeli’nde 56’sı aktif olmak üzere 71 tane taş ve maden ocağı var.

Çok sayıda insan, bu konularda yaşananlara da söyleyecek bir sözünü paylaşmak yerine ‘söyle(n)mek’ tarzını sürdürdü.

Bu yüzden de, demografik gelenekleri açısından son derece gelişkin bir kent olan Kocaeli’ni ‘kasabanın şerifi’ edasıyla 4.5 yıl yöneten Ercan Topaca, kendisine yöneltilen eleştirilere meydan okur cinsten açıklamalarla yanıt veriyordu.

Sanki, sokaklar polisin saldırılarıyla karşılaşan insanlara tanık olmamış gibi, kendisini şu sözlerle savunmaya da çalışıyordu.

‘’2012 yılında 65 toplantı ya da yürüyüş ve 597 basın açıklaması yapıldı. Bu eylemlerin 4’ünün jandarma bölgesinde yapıldı. Bu etkinliklerden 7’sine izin verildi. İzin istenmeyen etkinliklerin 14’üe polis “müdahale” etti. 39 etkinlik ise izin istenmemesine rağmen yapıldı ve “müdahale” olmadı.’’

Sadece sol görüşlülere müdahale edildiği eleştirilerini de, şu sözlerle bertaraf etmeye çalışıyordu:

 “Devlet, insan ayırt etmez. Ancak siz de takdir edersiniz ki, eylemler, yürüyüşler daha çok sol görüşlüler tarafından yapılıyor. Bu nedenle onlara daha çok müdahale ediliyormuş gibi bir izlenim oluşuyor.”

Bütün bunlar, kentin 4.5 yıl süreyle nasıl yönetildiğine, nasıl bir anlayışın kent insanı üzerinde baskı kurulmasına birinci dereceden öncülük ettiğine tanık olunması için yeterli veriler.

Asıl önemli olan bu uygulamalarla karşılaşmış olmak değil…

Elbette ki, kapitalist düzenin devamını savunan bürokratlar ve onların baskı aygıtı konumundaki kolluk kuvvetleri bu yolu tercih edecek.

Peki ya ‘sözde’ muhaliflere ya da muhalif olduğunu söyleyenler ne demeli ?

Anılan 4.5 yıllık sürede, AKP’nin ve onun bu düzeydeki bürokratlarının, özgürlükler kenti’’ olarak anılan Kocaeli’ni ‘’yasaklar şehri’’ haline dönüştürmesi projesi karşısında sözünü ‘söylemek’ yerine ‘söyle(n)mek’ yolunu neden tercih ederler dersiniz ?

Söyle(n)mek ya da ‘mış’ gibi yapmak daha kolay olduğu için tabi ki…

Birileri her şeyi göze alarak mücadele eder, pozitif çıktılarından söyle(n)metken öte hiçbir şey yapmayan herkes de bundan yararlanır. Bu durum, uzunca yıllar böyle olmuştur. Ama, artık olmayacaktır. Çünkü, AKP bu psikolojiyi iyi tespit etmiş, toplumsal alanda bunun yerine yarılma yaratıp korku psikolojisini yerleştirmiştir. Dolayısıyla, artık hiç kimse söylemek yerine ‘söyle(n)mek’ ya da yapmak yerine yap’mış’ gibi görünmek yolunu tercih ederek yaşayamayacak.

Bu görünen tablo karşısında yeni bir yaşamı örgütlemek zorunluluğu vardır. Bu kent açısından da, bu görev önceliklerimiz arasında yer almaktadır. Artık, daha fazla mücadele eden, ‘söyle(n)mek’ten kurtulup yüksek sesle söyleyen, mücadeleyi ediyor’muş’ gibi yapmak yerine göğüs göğse mücadele etmeyi göze alanların çoğalması gerekmektedir.

Yoksa, tekerlemede olduğu gibi ‘gelen, gideni aratır’ söyleminin arkasına sığınan kaderci bir anlayışla yaşamı sürdürüp, zaman zaman yaratılan boşluklara sızarak siyaset yapmayı sürdürmek zorunluluğu doğar.

Bunu tercih edenler de, ‘söyle(n)mek’ konusundaki etkilerini artırır, uzun vadede boyun eğenlerin çoğaldığı bir kent ya da ülke yaratılmasına hizmet eder.

Daha fazla aydınlık için yeni pencereler açan bir anlayışın egemen olacağı bir kentte yaşamak için, BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM sloganının altının doldurulması gerekmektedir.

Haydi, bir adım daha İLERİ…

brbrstantan@gmail.com