Sosyalist düşüncede yapılanma dönemi



25-02-2017 07:56


Metin Çulhaoğlu

Referandumdan “Hayır” çıkarsa ülke solunun yakın dönemdeki görevleri neler olmalıdır?

“Evet” çıkarsa nelere hazır olunmalı, neler yapılmalıdır? 

Kuşkusuz önemli sorulardır. 

Sol, bu soruların üzerinde duracak, yanıtlar arayacaktır. Ancak, böylesine yakıcı bir ortamda bile es geçilemeyecek “yan” bir gündem daha vardır. 

Özetle şöyle: Bu ülkede sosyalist düşünce (hareket ve örgüt boyutlarından ayırmak için altını çiziyoruz) üç temel yapılanma dönemi yaşamıştır. Bunlardan üçüncüsü ve sonuncusu geride büyük boşluklar bırakarak bitmiştir ve referandum nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın sosyalist düşünceyi önümüzdeki yakın gelecekte yeni bir yapılanma dönemi beklemektedir. 

Biz pek yanaşmasak bile bu gündem kendini en azından “hissettirecektir”. 

***

Sosyalist düşünce birinci yapılanma dönemini 1920 ile 1940 arasında, kendini Cumhuriyet ve Kemalizm’e göre belirli bir yere oturtmaya çalışarak yaşamıştır. Sonuçta bir oturmadan söz edilebilir; ancak Kemalizm’e çok fire verilmiş, oturmuşluğun ürünleri çok sınırlı kalmıştır. 

İkinci yapılanma dönemi 1960’larla gelmiştir. Bu dönemde gündemde olan, sosyalist düşüncenin kendini bir kez daha Kemalizm’e,  bu arada sosyalizmin klasiklerine ve “kalkınma paradigmasına” göre bir yere oturtmasıdır. Ortaya çıkan örgütsel vb. ayrışmalara rağmen sosyalist düşüncenin gelişimindeki en verimli dönem olmuştur. Gerçekten bir “oturma” olmuştur ki sosyalist düşünce (ve pratik) bu dönemin birikimini daha sonraki dönemlere de aktarabilmiştir. 

Üçüncü dönem için söyleyeceklerimiz biraz daha “farklı” olacaktır. 

12 Eylül’ü izleyen bu uzunca (çeyrek yüzyıl) dönemde sosyalist düşünce alanında ağır basan ve geniş yayılma alanı bulan yapılanma, liberalizm olmuştur.  İlk dönemde yaşanan Kemalizm’e fire verme ve oraya eklemlenme, üçüncü dönemde bu kez liberalizme fire vermeye ve oraya eklemlenmeye dönüşmüştür. 

Denecektir ki “Ama bu bir çürümeydi…” 

Doğrudur.

Sorulacaktır: “Liberal yönelimlere kimse karşı çıkmadı mı, başka damar yok muydu?” 

Vardı. 

Ancak, kabul etmek zorundayız: Geçmişten gelen sağlıklı damar bu liberal yapılanma karşısında savunmada kalmış, karşıt bir yeniden yapılanmaya gidemeden mevzi savaşı verebilmiştir.  

Devam edelim.

Sosyalist düşünce Türkiye’de dört ayak üzerinden yürür ve kendi yapılanmasını buralarda gerçekleştirir: Akademi, öğrenci, medya ve sanat… 

Yaşanmış olan üçüncü dönemde akademide liberal kesimin sesi daha çok çıkmış ve daha etkili olmuşsa; üniversiteye giden öğrenciler kantine Taraf gazetesi taşımışsa; 60’larda “baba” Altan’a meraklı olan gazete okurları yeni dönemde o babanın mahdumlarını izlemişse ve özellikle edebiyat dalında Pamuk ve Şafak gibiler bu kadar konu olmuşsa, hepsini birden “şişirmeye” bağlayamayız. 

Bu, adıyla sanıyla bir yapılanmadır; solun bütününü etkileyip oradan insan devşirebildiğine göre bir tür “yeniden yapılanma” demekte sakınca yoktur. 

Geliyoruz yeni, dördüncü döneme.

***

Yukarıda üçüncü döneme ilişkin olarak söylenenler, yeniden yapılanması önerilen sosyalist düşüncenin bu yapılanmayı salt liberalizm eleştirisi ve karşıtlığı üzerinden gerçekleştirmesi gerektiği sonucuna mı işaret ediyor? 

“Salt” sözcüğü varsa, yanıtımız hayır olacaktır. 

Sosyalist düşüncenin kendini salt devletçilik-Kemalizm, salt sosyal demokrasi, salt faşizm, günümüze doğru gelirsek salt “neofaşizm”, salt Kürt hareketi, salt “yeni sol”, salt “kimlik politikaları”, salt “popülizm” vb. eleştirisi ve karşıtlığı üzerinden yapılandırması düşünsel gelişkinlik ve bütünsellik açısından ne kadar eksikli olacaksa liberalizmde de öyle olacaktır.  

Sosyalist düşüncenin kapsamı ve derinliği ile güncel siyasetin öne çıkardığı özel gündemler arasında her zaman bir açı olmuştur ve olması gerekir. 

Özel gündemler sosyalist düşüncenin gelişmesine ve yetkinleşmesine kuşkusuz katkıda bulunur; ama asıl olan, halen mevcut ve sonra ortaya çıkabilecek her gündemi başında kapsayıp yerine oturtabilecek bir düşünsel sistemin varlığıdır. 

Öbür türlüsü, “kelliğe çare” diye kafanın saç olmayan kısımlarının kesilip atılmasına benzer (bakınız, “Livant’ın Kellik İlacı”, Yeni Yüzyılda Diyalektik içinde, Çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap 2013. s.328).