Sosyal medya ve apolitik ironi



11-04-2016 09:06


Özgür Dirim Özkan

Sosyal medya iki tür yanılsama yarattı: Ulus devletlerin geçerliliğini yitirmiş olmasına ve sermayenin, otoritenin egemenliğine karşı yeni bir silaha sahip olduğumuza inandık. Elimizde kalan ise apolitik ironiden başka bir şey değil.

Yaklaşık bir buçuk sene önce, bu köşede “Mizah ve Haziran“ başlıklı bir yazı yayınlanmıştı. Farklı bir bağlamda mizahla “goygoyculuk“ arasındaki farkı ortaya koyan yazı mizahın devrimci yönüne vurgu yapıyordu.

Görünen o ki, “Mizah ve Haziran“dan elimizde kalan sadece mizah olmuş. Bu portalı yayınlayan siyasi irade bugünkü duruma engel olabilme, Haziran'la ortaya çıkan siyasi durumun önünü yerinde durarak değil, hamle yaparak açabilme gayesiyle ortaya çıkmıştı.

Ali Şimşek “Yeni Orta Sınıf“ incelemesini 1990'lı yılların Leman dergisini inceleyerek yapar. Solda da hakim olan sinizmin kökenlerini oralarda arar. Artık mizahın yeri dergiler değil, sosyal medya. Devrimci mizahın varolduğu yer, hatta iktidarı rahatsız ettiği yer sosyal medya. Ama toplumsal muhalefeti sinizmin doruklarına ulaştırdığı yer de...  

Geçtiğimiz ay Microsoft bir yapay zeka yazılımı ortaya çıkardı ve Tay adını verdiği chatbot için bir Twitter hesabı açıp sosyal medyaya saldı. Tay insanlarla etkileşime geçtikçe, bu etkileşim sayesinde kendi karakterini de oluşturacaktı. Projenin sonu tam bir felaket oldu: Tay küfür etmeye, Nazi sempatizanlığı yapmaya başladı!

Aslında çok komik! Microsoft'un bu projesinin böyle bir sonuca varması alay konusu oldu. Dalgamızı geçtik ve çok güldük.

Fakat Tay'ın başına gelenler aslında sosyal medyanın nasıl bir alan olduğunu da, sosyal medyadaki hakim ideolojinin de neler olduğunu gözler önüne seriyor.

Yeni milenyumla beraber sosyal medya iki tür yanılsama yarattı. Sosyal medya sayesinde siyaset alanımız genişlemişti ve enternasyonalizmin bayrağını yükseltmek daha da kolay olacaktı. Dahası, internet bir çok sosyal ve kültürel ayrımı da ortadan kaldırarak insanları bu sosyo-kültürel düzlemde eşitleyecekti. Fakat, durumun hiç de böyle olmadığını görüyoruz artık. Dijital bölünme / erişim uçurumu (digital divide) dediğimiz şey, hesapta mekan ve sınıflar üstü diye bildiğimiz dijital dünyayı da yine coğrafi ve sosyo-ekonomik sınırlar içinde tanımlamaya başladı.

Bir diğer yanılsama ise, sosyal medyanın özgürlük vaadiydi. Doğrudur. Bu oldu. Ama baskıcı devlet aparatı sadece oluşturduğu yapılarla bu alanı tutsak etmiyor, aynı zamanda hakim ideoloji de sosyal medya alanının sosyal ve kültürel sınırlarını çiziyor.

Tay'ın başına gelen de bu: Küfür etmeyi öğrenmiş bir de Nazi sempatizanı açıklamalar yapmış. Sosyal medyanın hangi sosyo-kültürel, hangi siyasi otoritenin egemenliğinde olduğu belli. Bu ve benzer vakalar ve olgulardan hareketle ciddi bir şekilde “sosyal medya okuryazalığı“nın eğitiminden bahsedilmeye başlandı.

“Sosyal medya cahilliği“nin vehametini sosyal medya kullanıcıları görüyordur. Hatta birçoğumuz bu tuzağın ağları içinde de bulabiliyoruz kendimizi. Bu tuzağa düşmemizi kolaylaştıran şeylerin biri de dijital dünyanın yarattığı şizofrenik hal.

Örneğin, dikkatimi şu çekiyor: Çok iyi okullarda okumuş, yurtdışında çok iyi yerlerde yüksek lisans ve doktorasını yapmış ve hatta “muhalif“ bir kimliğe sahip olduğunu iddia eden, tez ya da makale yazarken atıf kurallarına çok dikkat eden, internetten bulduğu kaynakların doğruluğunu ve etikliğine önem veren bir akademisyen, saçma sapan, dezenformasyondan başka amacı olmayan bir web sitesinin doğruluğu kesinlikle tartışmalı olan bir haberini paylaşmakta beis görmüyor. Bu ne yaman bir çelişkidir!

Bu şizofrenik durumun başlıca nedenini Zygmunt Bauman gösteriyor: Sosyal medyanın bir tuzak olduğunu söylüyor Bauman. Birçok insanın sosyal medyayı kendilerini, kendi konfor alanlarına kapatmak için kullandığını belirtiyor. (1) Kişinin sosyal medya vasıtasıyla oluşturduğu bu konfor alanı, dışarıdaki acımasız iktidarın yarattığı rahatsızlık alanından uzaklaşmasını sağlıyor. Şizofrenik durum burada başlıyor.

Dışarıda işçiler grev yaparken, halk holdinglere karşı direnirken, üniversiteli gençler faşistlerle çatışırken bu konfor alanından paylaşım yapmak, söz konusu şizofren durumun en açık yansıması. Bauman'ın koltuk aktivizmi (armchair activism) diye tanımladığı şey tam da buraya uyuyor. Oturduğun yerde “aktivist“ olma yanılsaması. Sadece yanılsama olarak nitelendirilebilecek masum bir durum da değil.

Siyasal alanı sadece ve sadece sosyal medyada yaşayan özne, bu alandaki varlığının bedelini canıyla, kanıyla, iktisadi ve sosyal bekaa koşullarını tehlikeye atarak ödeyen öznenin mücadelesinden nemalanarak onursuzca hırsızlık yapmaktadır. Sosyal medyanın mizahi yanı ise sinik öznenin konfor alanını meşrulaştıran en önemli araç. İroni ise sinik öznenin apolitikliğini akladığı aracı olmuş.

Bu makalenin yazıldığı sıralarda“Vodafone Arena“ açıldı ve malumunuz, taraftar içeri alınmadı. RTE ve AD'nin davet edildiği açılışa taraftarın alınmamasından dolayı sosyal medya “yıkılıyor“. Benim merak ettiğim ise: RTE burada, Beşiktaş taraftarı nerede?

Sinik özne konfor alanında hükümete çok iyi yükleniyor abi ya...

Sinik özne konfor alanından çıkıp örgütlü mücadeleye katılırsa, sinizmden ve şizofreniden kurtulacak.

Kesin bilgi yayalım!

1.Zygmunt Bauman'ın söz konusu düşüncelerini özetleyerek iffade ettiği röportajın İngilizcesi için: http://elpais.com/elpais/2016/01/19/inenglish/1453208692_424660.html

http://yugoslavyayazilari.blogspot.ba/