Sosyal deprem, kara öcüler ve beyaz önlüklüler



13-11-2014 09:23


Geçtiğimiz hafta bu köşede Ekim Devrimi’nin 97. yıldönümünü nedeniyle dünyadaki ilk Sosyalist Sağlık Bakanı N.A. Semaşko’yu andığımız sırada, “karşı” cephede başka bir meşguliyet vardı; Anayasa Mahkemesi medyada “Tam Gün Yasası1” adı ile ünlenen kanunun bazı maddelerinin iptali için yapılan başvuruyu karara bağladı.

Hekimlik ve özlük hakları bakımından hocalardan aile hekimlerine pek çok farklı hekim grubu için yıkıcı değişiklikler getiren bu yasa değişikliğinin toplum sağlığı açısından iki vurucu etkisinden bahsedebiliriz: Bunların ilki, her gün onlarca işçiye mezar olan madenlerin, şantiyelerin, tersanelerin, yolların yok sayılarak işyeri hekimliği ve işçi sağlığı hizmetlerinin taşeronlaştırılması, alelade sertifikalara bağlanması, hatta az tehlikeli iş yerlerinde sertifika dahi aranmamasının önünün açılması. İkincisi ve dünya tıp tarihinde bir “ilki” teşkil eden değişiklik ise, “ruhsatsız hekimlik” adı altında yeni bir suç tanımı getirilerek olağanüstü durumlarda insanlık yararına verilen hekimlik hizmetlerinin 3 yıla kadar hapis ve 2 milyon liraya kadar para cezasıyla cezalandırılması.

Gezi’den hıncını alamayan, kimi nasıl cezalandıracağını bilemeyen iktidarın en sonunda ilkyardım uygulanmasını komple yasaklanması noktasına gelmesi akıl almaz bir durum. Peki bu ülkede hekimler yalnızca Haziran’da mı gönüllü hekimlik yaptılar? Örneğin bu yasa Marmara depreminde geçerli olsaydı ne olacaktı? Bakalım.

Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) üye gönüllü hekimler 1999 Marmara Depremi olduktan hemen sonra koordinasyon faaliyetleri başta olmak üzere çeşitli afet programları yürütmek için bölgeye gittiler. Adapazarı, Gölcük ve Kocaeli’de olağandışı durumlarda sağlık hizmetlerinin olmazsa olmazı koordinasyon merkezleri kuruldu. TTB’nin gönüllü hekimleri sağlık, barınma, beslenme, iletişim ve rehabilitasyon konularında ciddi emek harcadılar.

Gerek koruyucu, gerekse tedavi edici sağlık hizmetleri gönüllü hekimler tarafından aksatılmadan verilmeye çalışıldı. Üstelik enkaz haline gelmiş kentlerde, artçı sarsıntılar devam ederken canı pahasına, gece gündüz ve depremde on binlerce yurttaşımız ve yedi meslektaşın acısıyla... Bu hizmetler verilirken hekimlerin hiç birinin ve sağlık hizmeti verilen hiç bir yerin ticarethane “ruhsatı” yoktu. Tüm çabalar insanlık için, insanlarımız içindi; binlerce yıldır olduğu ve olması gerektiği gibi...

Öcüler fırsatçıdır, Marmara Depreminde de yine iş başındalardı; çimentolardan çalan müteahhitlerin, olmadık yerlere imar izni çıkaran rüşvetçi kamu görevlilerinin adını anmıyorlar, depremin “suçunu” Gölcük’te içki içen askerlere atıyorlardı. Ülkenin gönüllü hekimleri gece gündüz demeden sağlık hizmeti verirken, onlar bu zehirli iddiaları örgütlemekle meşgullerdi. İşte tam olarak bu zehir yumağındandır Türk Tabipleri Birliği’nin Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Raporu’nda Marmara Depremi’nin “öncesi, anı ve sonuçları ile birlikte düşünüldüğünde ülkemizi her yönüyle etkileyen, tüm taşları yerinden oynatan, oldukça uzun bir süre sonuçlarını yaşayacağımız bir ‘sosyal deprem’” olarak tanımlanması. Bugün o “sosyal deprem” uzun süren etkileri ve artçı sarsıntıları ile hala devam ediyor.

Adana, Marmara, Van Depremleri, Haziran Direnişi ve bugün IŞİD teröründen kaçan binlerce Suriyeli ve Iraklı sığınmacının yaşamaya çalıştığı bölgelerde gerek koordinasyon gerekse hizmet sunumu açısından son derece etkili, uluslararası çapta saygı uyandıran işler yapmış olan Türkiyeli hekimlerin gönüllü hekimlik yapmaları artık yasak. Bu işin yapılabilmesi için illa ticarethane ruhsatı aranacak. Buna uygun davranmayanları; örneğin yolda yürürken temizlik yaptığı evin camından aşağı düşen ev emekçisi bir kadına rastgelen ve ilk yardım uygulayan hekimleri bekleyen ceza 3 yıla kadar hapis ve 2 milyon liraya kadar para cezası. İşte o “sosyal deprem”in, örgütlü cehaletin, bilim düşmanlığının, tarihsel birikim tanımazlığın, gericiliğin geldiği son nokta... Üstelik hekimlere mesleğini icra ederken ruhsat soranlar, askere polise tıbbi müdahalede bulunma yetkisi verebiliyor3.

Vaziyet kapkaranlık; ama camdan düşme tehlikesi olan ev emekçisi kadınlarımız, kalp hastası olan yaşlılarımız, haklı talepleri ile sokağa çıkan ve eline verilmiş coptan-biber gazından başka hiç bir şeyi olmayan robokoplardan korkmayan gençlerimiz, afet bölgelerinde yaşayan yurttaşlarımız, kafa kesicilerden kaçan sığınmacılarımız... korkmasınlar. Biz hep vardık, hep de olacağız; çoğala çoğala, büyüye büyüye, birleşe birleşe koşacağız yardımınıza. Ve hep beraber kafa tutacağız bu zehirli karanlığa...

 

ÇAĞRI 1: Birleşik Haziran Hareketi yola çıktı. Bu vesile ile sağlıktaki gericileşmeye, bilim düşmanlığına, piyasacılığa, emek sömürüsüne karşı mücadeleyi güçlendirmek için tüm sağlık emekçisi dostlarımızı Birleşik Haziran Hareketi saflarına davet etmiş olalım.

 

ÇAĞRI 2: 14 Kasım Cuma günü saat 09.00’da Çağlayan Adliyesi’nde Dolmabahçe Camii’nde yaralıları tedavi eden iki hekim arkadaşımız  “göstericilere ilk yardım hizmeti vererek suçluyu kayırmak” ve “yaralılara sağlık hizmeti verirken ibadethaneyi kirletmek suretiyle zarar vermek” gerekçeleri ile yargılanıyorlar4. Uluslararası kamuoyunda şiddetle kınanan bu davada genç hekim arkadaşlarımıza destek vermek için herkesi Çağlayan Adliyesi’ne bekliyoruz...

 

Dipnot ve Kaynaklar

1.     6514 Sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

2.     Türk Tabipleri Birliği Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Raporu http://www.ttb.org.tr/odd/index.php?1534-D83A_1933715A=8fb3365958bf0a4396f4bdb722a245858c7831c3&id=29&Itemid=46&option=com_content&task=view

3.     Türk Tabipleri Birliği Basın Açıklaması: Hekimler Hasta Yararını Gözetir Biçimde Mesleklerini İcra Etmeye Devam Edecekler!

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/aym-4906.html

4.     Gezi Protestolarında Yaralanan Yurttaşlara Yardım Eden Genç Hekimlerin Davası Hakkında Bilgi Notu: “Cami Davası”

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/gezi-4866.html