Sosis Partisi: Hiciv eksenli, 'yetişkinler için' bir canladırma filmi



18-02-2017 13:32


Kaya Özkaracalar

Yeni Recep İvedik filminin dört yüze yakın salonda gösterime girerek sinemaları adeta kapattığı bu hafta Recep İvedik 5’in dışında yalnızca iki yeni film vizyona girebildi: Hollywood’un yıldız yönetmenlerinden Night Shyamalan’ın yeni korku filmi Parçalanmış (Split, 2016) ve bu yılki Oscar adaylarından, bağımsız Amerikan yapımı Ay Işığı (Moonlight, 2016). Kişilik bölünmesinden muzdarip bir erkeğin üç kız çocuğunu kaçırıp esir tutmasını konu alan Parçalanmış kalburüstü bir korku filmi, eşcinsel yönelimli siyahi bir çocuğun büyüme öyküsünü perdeye getiren Ay Işığı ise bu yılın Oscar adayları içinde Yaşamın Kıyısında’dan (Manchester by the Sea, 2016) sonra şu ana dek izlediğimiz en iyi film olsa da bu haftanın sinema açısından esas önemi Perşembe günü başlamış olan 16. !f Istanbul Bağımsız Filmler Festivali. Ülkemizde otoriterleşmenin ve İslamcı hegemonyanın ivmelenmesinin sinemadaki tezahürlerinden biri olarak sansürün gittikçe başını kaldırdığı günümüzde sinema mecrasında sansür tehdidinden muaf tek alan olarak festivallerdeki yabancı film gösterimleri kaldı (festivallerdeki yerli film gösterimleri ise “kayıt-tescil belgesi” kumpası üzerinden sansürün pençesi altında iki yıldır). !f’te sansürden muaf biçimde kimi sıradışı filmleri izlerken bu sınırlı zaman ve dar alandaki özgürlüğün “keyfini çıkarma” hissiyatı ile böylesi filmleri bilahare vizyonda izleyebilmenin de aslında doğal hakkımız olmasına karşın bunun sözkonusu olamayacağını duyumsamanın öfkesi, hüznü birarada yaşanıyor.

Örneğin bu yılki !f programında yeralan Amerikan canlandırma filmi Sosis Partisi (Sausage Party, 2016) böylesi sıradışı bir film. Sosis Partisi’nin açılışında Hollywood’un majörlerinden Columbia’nın logosunu dağıtımcı olarak gördüğünüzde bu filmin bir “bağımsız” filmler festivalinde ne aradığını haklı olarak sorgulasanız da –ve Columbia’nın sahibi Sony ile bağımsız iki yapımcının ortak yapımı olan filmin mülkiyet yapısı açısından ne kadar bağımsız bir yapım sayılması gerektiği gerçekten de tartışmaya açık olsa da- Sosis Partisi anaakım sinemanın fersah fersah dışında ve hatta ötesinde bir “yetişkinler için” canlandırma filmi. Sosis Partisi başlangıçta, insanların yiyeceklerinin kendi duygu ve düşünceleri olsaydı ne olurdu sorusundan hareketle tasarlanmış bir proje ancak o kadarla kalsa anca muzip bir kısa metraja yetecek olan bu fikir geliştirilerek “din, halkın afyonudur” düsturunun sergilendiği bir taşlamaya dönüşmüş. Geçen Aralık ayında ülkemizde vizyona girmesi planlanmış olan Sosis Partisi’nin vizyonunun neden gerçekleşmediğini tahmin etmek zor değil: şayet bunun sebebi filmin vizyon tarihinden önce korsana düşmüş olması değilse, dinci yobazların tepkisinden çekinilmiş olması olsa gerek. Sosis Partisi, bir süpermarketteki gıda maddelerinin sabah marketin açılış saatini sabırsızca beklerken neşe içinde şarkı söylemeye başlamaları ile açılıyor; bu şarkının sözlerine dikkat ettiğinizde yiyeceklerin kendilerini satın alıp market dışındaki “Öte Tarafa” götürecek insanlara “tanrılar” diye hitap ederek onlara minnet duygularını ifade ettikleri bir şükran şarkısı olduğu anlaşılıyor. Marketin reyonunda satın alınmayı beklemekten ibaret yeknesak bir yaşamları olan gıdalar, satın alınıp dışarıya çıkarıldıktan sonra “Öte Tarafta” kendilerini mesut bir başka hayatın beklediği ilüzyonu içerisindeler. Yanlışlıkla satın alınıp akabinde değiştirilmek üzere geri getirilen bir kavanoz ballı hardal, insanların mutfağında tanık olduklarını anlatmaya çalışsa da pek kimse tarafından ciddiye alınmıyor ve zaten bir kazaya kurban gidiyor. Velhasıl kelam, bir dilim sosis, aynı poşetteki arkadaşlarıyla birlikte satın alınıp korkunç gerçeği kendi gözleriyle gördükten sonra kaçmayı başarıyor ve markette satın alınmayı hevesle bekleyenleri uyarmak üzere geri dönüş yoluna koyuluyor.


Sosis Partisi’nin Türkiye özelinde malum “duyarlılıkları” kaşıyacak spesifik bir özelliği de yan karakterlerden biri olan Müslüman Arap tiplemesindeki lavaş ekmeği. Bu karakter, çevresindeki dişi gıdaların “açık saçık” giyiminden rahatsızlığını ifade ediyor ve Öte Taraf’ta saf/bakire zeytinyağlarıyla biraraya gelme beklentisi taşıyor! Sözkonusu lavaş ekmeğinin bir çörekle raf yeri paylaşma anlaşmazlığı yaşamış olması da bariz biçimde İsrail-Filistin sorununa gönderme ve bu bağlamda Yahudi tiplemesindeki çöreğin daha munis bir karakter olarak temsilinin ise gerçekten de en hafif ifadeyle çok sorunlu bir dikotomik temsil olduğunu kaydetmek gerek. Ancak Sosis Partisi’nden rahatsız olacaklar muhtemelen bu gerçekten de rahatsız edici siyasi-kültürel dikotomik temsilden ziyade bu iki karakterin sonuçta eşcinsel bir ilişki içinde biraraya gelecek olmalarını hazmedemeyeceklerdir.

Evet, Sosis Partisi’nin “yetişkinler için” bir canlandırma filmi olmasının tek ve asıl sebebi, dini hedef alan bir taşlama olması değil, ayrıca yüksek dozda ve yoğun biçimde belden aşağı espriler dahil cinsellik içermesi. Filmdeki cinsellik yalnızca sözel espriler üzerinden de yürümüyor: finale doğru gıdalar kendi aralarında tam bir orji gerçekleştiriyorlar. Ancak Sosis Partisi’nin mizah düzeyi yalnızca “müstehcenlik” eksenli değil, örneğin Stephen Hawking tiplemesindeki sakız karakteri, görünümünden repliklerine dek her açıdan akılalmaz bir yaratıcılıkta tasarlanmış, unutulmaz bir tipleme. Filmin tek zayıf yönü ise senaristlerin böyle absürd bir öyküyü nasıl noktalayacaklarında besbelli zorlanınca belki kendilerine zeki bir buluş gibi gelen ama açıkçası anlatının genel düzeyi yanında yavan kalan finali.


Öte yandan Sosis Partisi’nin yapım öyküsü ise hiç de “sevimli” ve takdir edilesi görünmüyor. Resmen teyit edilmeyen ama yaygın biçimde dolaşımda olan duyum ve/veya iddialara göre yapım esnasında çok sayıda animatör fazla mesai ücreti almadan fazla mesai yapmaya zorlanmışlar ve bu durumdan şikayet edenlerin isimleri filmin jeneriğindeki künyeden çıkartılmış…

Rocco

Bu yılki !f programında yeralan bir diğer dikkate değer ama “herkese göre olmayan” (!) film ise İtalyan porno yıldızı Rocco Siffredi hakkındaki belgesel Rocco (2016). Siffredi’nin başrolde oynadığı ve video mecrası için o formatta değil de sinema mecrası için 35 mm film formatıyla çekilen son “klasik” pornolardan Joe D’Amato imzalı Tarzan-X’in (1995) alternatif “soft” kurgusu Türkiye’de vizyona girmiş, Siffredi’yi daha sonra her filmi tartışma yaratan feminist yönetmen Catherine Breillat’nın iki filminde de izlemiştik. Dünya prömiyerini  geçen yıl Venedik Film Festivali’nde yapmış olan Rocco ise bu yıldızın kariyerini başlangıcından günümüze böylesi farklı uğraklarını da kapsayan bir süreç içinde aktarmıyor, Siffredi’nin kariyerinin tarihsel öyküsünü değil, günümüze odaklanarak onyıllardır bu mesleği sürdürmekte olan bir profesyönel olarak onun cinselliğe bakışı dahil kişiliğini ve yaşamını tanıtmayı amaçlıyor ve bu arada günümüz porno yapım pratiklerini de perdeye yansıtıyor (bu bahisten kastım, bu filmlerin yapım sürecinin kamera arkasını yansıtması, yoksa belgeselin kendisinde “hardcore” sekanslar tam kadraj olarak yok, cinsel ilişki anlarının çekim aşamaları, kadraj oyuncuların yüzlerine odaklanmış halde perdeye geliyor). Rocco,  hem Siffredi’yi, hem de günümüz porno yapım pratiklerini bir hayli yakından ve içeriden tanıtmayı başarıyor ve bu vesileyle cinsellik üzerine konvansiyonel bakış açılarını yeniden ele almayı teşvik eden, hatta zorlayan doneler sunuyor, en azından insan cinselliğinin tüm zenginliğinin cinselliğe konvansiyonel bakışlarla kavranmasının zorluğunu sergiliyor ve belki de filmin en büyük artısı bu yönü. 


Rocco’ya dair düşülebilecek bir şerh ise Siffredi’nin kariyerinin geçmişinin belgeselin ilgi odağı dışında kalmasının bir sonucu olarak Siffredi’nin belgeselde kaydadeğer bir yer tutan eşiyle ilişkisine dair aslında önemsiz sayılamayacak bir verinin izleyiciyle paylaşılmaması: Rocco’nun 20 yıldan uzun süredir evli olduğu eşinin de geçmişte bir dönem porno filmlerde Rocco’yla birlikte oynamış olması (örneğin Tarzan-X’te Jane’i o canlandırıyordu). Kimbilir belki de belgeselin yönetmenleri Rocco hakkında bir belgesel izlemeye yöneleceklerin bu bilgiye zaten haiz olduğunu varsaymışlardır.