Solda arayışlar ve TKP



05-09-2014 09:31


Kurtuluş Kılçer

Geçen haftaki yazıda Türkiye solunun denediği bazı yollara değinmiştim. Bu yollardan geçilerek bugünlere gelindi. Türkiye’nin geleceğinde önemli bir iddiaya sahip solun, bugünkü verili durumu konusunda ise parlak bir tablonunun olmadığını söylemiştik.

Ancak solun önünün açık ve muazzam olanaklara sahip olduğunu yinelemek lazım. Bugün boşluk buradadır ve arayış bu yüzdendir.

Geçen haftaki yazımda öne çıkarılan olgulara başka ekler de yapılmalı. Bunlardan biri de özellikle 90 sonrası moda olan liberalizmden umut beklemek. Bu havadan inmedi elbette. 2. Cumhuriyetçiliğin gıdasını verdiği bir ideolojik atmosfer yabana atılmamalı. 2. Cumhuriyetçilik pratik karşılığını AKP ile buldu. Bunu da zaten hiç saklamadılar ve açıktan AKP'cilik yapmaktan geri durmadılar.

Konumuz bu değil. Konumuz, sonu AKP'cilikle biten liberalizmin sola verdiği zarar.

Liberalizm, ister sol liberalizm deyin isterseniz “özgürlükçü sosyalizm” bazı reddiyeler üzerinden sola musallat olmuştu. 12 Eylül'de yenilen sol, 80 öncesi için kendisini acımasız eleştirmiş, Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte reel sosyalizm eleştirisi üzerinden sol değerlere karşı bir kampanya yürütülmüştü. Bu ideolojik kuşatma, solu teslim almış, 80 öncesi sola dayanmış liberalizm, 80 sonrası solu likidasyona götürmüştü. Böyle bir tabloda “tutunmanın” aracının ise “birlikçilik” olması aslında şaşırtıcı olmamalı, hem de hiç.

Gelenek-SİP-TKP çizgisinin başat karakteri böylesi bir eğik düzlemde dik durmayı ve bu gidişe direnebilmeyi başarabilmesidir.

Sovyetlerin yıkılması basit bir tarihsel olay değil. Koca bir geleneksel çizginin çözüldüğü bir tabloda TKP’nin liberalizme prim vermemesi tersine buna karşı büyük bir mücadele vermesi bugüne taşıdığı en önemli niteliklerinden biridir.

Bu ideolojik çizgi, örneğin Avrupa Birliği’nin ya da AKP’nin “ileri demokrasi” getireceği gibi okunan mavallara karşı sağlıklı bir konumun tohumları olmuştur.

12 Eylül'den bugüne Türkiye solunun denediği ve siyasal hattının alâmet-i fârikası olan ulusalcılık, liberalizm veya “Kürt siyasi hareketine dayanmak” seçenekleri dışında bizzat sosyalizmin temsiliyetini üstlenme iddiası tutulması gereken ana halkadır. Yazımız, Türkiye solunda TKP güzellemesi yapmak değil. Tersine bugün solda bir adım öne çıkan TKP çizgisinin bu verili durumunu anlamaya çalışmak. 90'lı yıllara ve 2000'li yıllara genel olarak baktığımzda TKP’nin alâmet-i fârikası, sosyalizmi dillendirmesi, bunu kendi başına bir seçenek olarak gündeme getirmesidir.

Bununla birlikte ayrıca üzerinde durulması gereken bir diğer olgu ise örgütlülük olmalı. Türkiye solunun diğer kesimleriyle mukayase edildiğinde TKP’nin örgütlü yapısı en önemli kazanımlarından biriydi.

Sosyalizm ve sağlam örgütlülük.

Solun bugün arayış içinde olduğu bir dönemde, Haziran direnişi sonrası toplumsal ve siyasal olanakların açık olarak belirdiği bir zamanda işte bu iki olgunun altının çizilmesi çok önemli.

İkisinden asla geri düşmek yok. Kırmızı çizgi bu olmalıdır.

Haziran direnişinde sokağa çıkan milyonlarca insanın boyun eğmediği bir siyasal kesitten geçtik. Sermayenin, emperyalizmin, AKP’nin, gericiliğin her türlü baskısı, ideolojik kuşatması ve siyasi gücüne rağmen direnen ve örneğin cumhurbaşkanı seçimlerinde bile teslim olmayacağını açık olarak gösteren bir toplumsal-siyasal tabloda umutsuzluk değil umut görüyorsak eğer ne aradığımızı iyi bilmemiz lazım.

Türkiye’de sol, yeni bir arayış içindeyse eğer, Haziran direnişi sonrası memleketi iyi okumalı. 12 Eylül yenilgisini, Sovyetlerin çökmesini, liberalizmin kuşatmasını yaşarken gördükleri ile bugün görünenler farklı. Tablo aynı tablo değil.

İşte tam da bu yüzden, dünden bugüne geldiği gelişim çizgisini de masaya yatırarak sol ne aradığını çok ama çok net ortaya koymalıdır.

Yeni Türkiye iddiasının içi boştur. Bugün İkinci cumhuriyet tezi bir ideolojik kriz içindedir. Gerçek, somut, elle tutulur ve emekçi halka anlatılabilecek bir toplumsal ve siyasal proje gündeme getirilmelidir. Üçüncü bir cumhuriyetin, sosyalist cumhuriyetin çağrısı olmalıdır bu.

Sosyalizm, toplumsal bir güç haline gelebilir. Bu olanak halkın örgütlü kılınmasıyla mümkün.

Peki bunca sözden sonra neden bölündü diye soruların akıldan geçtiğini tahmin edebiliriz. 30 yıllık siyasal ve örgütsel birikim yeni bir düzleme taşınamadı. Özcesi, felsefi deyimle “nicel birikme nitel sıçramaya” taşınamadı. Bu çok başka bir değerlendirmenin konusu.

Bugün bakılması gereken solun geleceği ve yoludur…