Solcunun bir tüketici olarak portresi



03-10-2017 01:05


Metin Çulhaoğlu

Önceki yazımızda ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunun “teorik boyuta ve derinliğe sahip olmadığını” söylemiştik.

Bu söylediğimiz,konuyu “küçümsediğimiz” anlamına mı gelir?

Kuşkusuz gelmez. Sonuçlarıyla gerçekten büyük önem taşıyan, giderek ülkelerin, hatta dünyanın gidişatını değiştirecek olgulardan söz edebiliriz. Ancak bu özellikler, olgulardan herhangi birinin kendi başına mutlaka teorik bir derinlik taşıması gerektiği anlamına gelmez. Yalnızca UKKTH’ye özgü bir durum değildir.  Örneğin, “enternasyonalizm” de böyledir. Onun da kendi başına “teorik derinlik” taşıdığını söyleyemeyiz.

Örneklerle açıklamaya çalışalım.

Kendisinden istendiğini varsayarsak, bir Marksist sözgelimi “ideoloji” ya da “devlet” gibi başlıklarda herhangi bir ülkeye ve özel bir tarihsel döneme atıfta bulunmadan en kısası 3-4 sayfalık bir yazı yazabilir. Aynı Marksistten gene özel bir ülkeye ve tarihsel döneme atıfta bulunmadan bu kez UKKTH ya da enternasyonalizm konusunda yazması istense, yazabileceği, birkaç paragrafı geçmeyecektir.

Nedeni şudur: İlk iki başlık, belirli bir soyutluk düzeyinde çok sayıda kavramla teorik model inşa etmeye elverişlidir; diğer iki başlıkta ise kavramlar bu açıdan yeterli zenginlikte ve soyutlukta değildir.

İsteyen deneyebilir.

İsteyen, Kapital’in “Meta ve Para” başlığını taşıyan birinci kısmında zaman ve mekân atıflarının neden yok denecek kadar az olduğunu da düşünebilir.

***

“Her iş bitti de bu mu kaldı” demeyin, bir yere bağlamaya çalışacağız.

Türkiye’de sosyalistler olarak hepimizin neyin gerçekten teorik temelli ve kalıcı, neyinse ikincil, türev ya da gelip geçici olduğunu yeterince ayırt edememe gibi bir sorunumuz var. Böyle olunca da güncel konulardaki ilkesel tutumları, ak-kara ayrımlarını, doğru-yanlış tercihlerini vb. teorik planda sağlam duruşun doğrudan göstergeleri sayabiliyoruz.

Kimi konularda net ve kesin tercihlerde bulunmak elbette gereklidir; ancak böyle yapılmasının her durumda gelişkin bir formasyona işaret ettiğini söyleyemeyiz. Daha kötüsü, gündelik siyasal yaşamın karşımıza çıkardığı olgularda, bir şeyler üretmeye hiç çalışmadan salt doğru tercihte bulunmanın verdiği gönül rahatlığı bizleri sıradan tüketiciler konumuna da sürükleyebiliyor.

“Şu manavın kavunları hep iyi çıkıyor…”

“(…) siyasetinin ulusal sorun konusundaki tutumu çok sağlam…”

“Evime (…)’den başka marka sucuk sokmam…”

“Ben önce enternasyonalist mi değil mi ona bakarım, değilse…”

“Bir daha aynı tatil köyü mü, asla…”

“Seçimlerde o partiye oy verilmesini destekleyenlerden ne beklenir ki…”

***

Bunları söylerken bir yerde akıntıya kürek çektiğimizin farkındayız. Solun, güncel siyasal pratiğe yol gösteren, geleceğe ilişkin ipuçları veren, ama aynı zamanda teorik boyutu ve derinliği de olan tartışmalara yönelmesinin koşulları yok gibi…

İlerde olup olmayacağı da kuşkuludur.

Kim bilir, belki peş peşe gelen kuşakların “çoktan seçmeli soru” ağırlıklı sınavlarda yetişmesinin de bu durumda payı vardır.

Altı ay kadar önce şöyle demişiz:

“Günümüzün iletişim teknolojileri ve olanakları düşünüldüğünde güncel olana, sadece bugüne ilişkin malumat (enformasyon), tarihsel boyuta sahip bilgiye duyulan ihtiyacı köreltmektedir. Açık konuşmak gerekirse bu ‘teknolojik cehalet’ sol için hiç de hayırlı değildir ve üzerine üzerine gidilmesi gerekir.” (Sandık yorgunu kuşak ve ötesi, İleri 11 Nisan 2017)

Sonuçta, kendi çapımızda “üzerine üzerine gitmeye” devam ederiz…

Belki diplerde yarın lazım olacak bir çökelti oluşur…

Kim bilir, belki solun o malum eşiği atlayıp süreçlere ağırlığını koyduğu dönem gelip çattığında tablo da değişir, üreticilik tüketiciliğe baskın çıkar, malumattan çok bilgiye ve teorik tutarlılığa değer veren ortamlarda buluruz kendimizi…

Son olarak, durumu madem böyle görüyoruz, yazıyı eleştireceklere yardımcı olmaya çalışalım.

Soru: Bu yazıdan aşağıdaki sonuçlardan hangisini çıkarabiliriz?

(a) Yazar, UKKTH ve enternasyonalizmin teorik derinliğinin farkında değildir.

(b) Yazar, kendince teorik derinliğe sahip saymadığı her şeyi küçümsemektedir.

(c) Yazar sosyalist odakları manavlar, sucukçular ve tatil köyleri ile aynı kefe koyup aşağılamaktadır.

(d) Yazar liberalizme hizmet misyonunu bir de bu tür yazılarla sürdürme çabasındadır.