Solcu köşe yazarlığı



30-06-2015 08:36


Metin Çulhaoğlu

“Köşe yazarlığı”, daha önce gazetelerin belirli sayfalarında, son dönemde ise hem basılı hem de elektronik medyada kendi adlarıyla ya da mahlas kullanarak yazı yazanların yaptıkları iştir. İstedikleri konuda istedikleri gibi yazabilirler; ama yazıların belirli bir uzunluğu geçmemesi söylenir. Günümüzün bilgisayar teknolojisine göre bu uzunluğun 3.500-4.000 “vuruş” olması gerekiyormuş…

60’lı yıllarda sol kesime hitap eden köşe yazarlığı dendiğinde öne çıkan en etkili isim Çetin Altan’dır. Altan, bu dönemde özellikle Akşam gazetesindeki “Taş” köşesinde yazdığı yazılarla ülkenin aydınları dışında geniş emekçi kesimlere de ulaşabilmişti.  

70’li yılların ortalarına gelindiğinde bu kez Cuma günleri Cumhuriyet gazetesinin son sayfasını oluşturan ekonomi haber ve değerlendirmelerinin ortasına gömülü Yalçın Küçük imzalı yorumları görürüz. Çetin Altan’ın 60’lı yıllardaki yazıları kadar geniş kesimlere hitap etmemiştir; ama bürokrat, akademisyen, aydın ve öğrenci kesim üzerinde hayli etkili olmuştur. Küçük, Cumhuriyet’ten ayrıldıktan sonra köşe yazılarını bu kez “başyazı” olarak TİP doğrultusunda yayın yapan haftalık Yürüyüş dergisinde sürdürmüştür.  

Çetin Altan dedik, Yalçın Küçük dedik, başka birkaç isim daha verilebilir. Ama Türkiye solunun kendi Falih Rıfkı’ları, Hüseyin Cahit’leri ve Ahmet Emin Yalman’ları fazla olmamıştır.     

Bugün ise yoktur. Yarın, sosyalist hareket belirli bir eşiği aştığında ve ülkenin toplumsal-siyasal yaşamına damgasını vurduğunda mutlaka olacaktır. “İlle de olması gerekir” anlamında söylemiyoruz; kaçınılmaz olarak olacaktır…   

***

Bu satırların yazarının da 40 yıllık bir “köşe yazarlığı” deneyimi vardır.  

Dolayısıyla, ne tür yazıların “tuttuğu”, “beğenildiği”, nelerinse olumsuz eleştiriler aldığı konusunda belirli bir fikri de vardır… 

Uzatmadan, hemen “genel sonuçlara” geçelim.

Günümüz için konuşuyoruz: 

Solcu köşe yazarlarının solcu okurları, henüz pek girilmemiş alanlara yönelen, en azından düşündürücü, olumlu anlamda “tahrik edici” ve tartışma açıcı yazıları pek sevmez. İlgisi ve beğenisi, mahkûm edici, karar aktarıcı ve kesin standart koyucu yazılara yöneliktir. Ha bir de bu yazıların yer yer “duygu yüklü” olması, edebiyat paralaması, mümkünse araya bir şairden birkaç dize sıkıştırması gerekir. 

O zaman tamamdır. 

Geçmişte biraz böyleydi, bugünse çok daha fazla böyledir… 

Nedeni de, küçük topluluklar halinde kalmanın getirdiği, yer yer apolitiklik de içeren aşırı duygusallıkla, elde var olanın ötesine geçen çıkışların olası “yoldan çıkarıcı etkileri” hakkında geliştirilen, genellikle temelsiz korkulardır.

Bu durum karşısında “Vallahi de billahi de oralara gitmez” güvencesi vermenin hiçbir anlamı yoktur. Çare, küçük topluluk durumundan çıkıp toplum üzerinde etkili siyasal odak konumuna gelmek, “biz bir aileyiz” psikolojisini aşıp “biz bu ülkeyi dönüştürecek siyasal gücüz” noktasına ulaşmaktır. 

***

Türkiye’de solcu okurların “köşe yazısı” algı ve değerlendirmelerine damga vuran başka faktörler de vardır. 

Bunlardan biri, yayınlanmak üzere herhangi bir yazı yazmamış olma durumuyla ilgilidir. Bu durumda olanlar, herhangi bir konunun ancak 20-30 sayfalık bir dergi yazısında, hatta bir kitapta hakkıyla ele alınabilecek boyutlarının ve yönlerinin 3.700 “vuruşlu” bir yazıda hiç eksiksiz kapsanmasını beklerler. 

Bekâr kişiye boşanmanın kolay gelmesi gibi bir durumdur.

Apolitik olmaktan çok teorik çalışma-ideolojik mücadele alanında deneyim eksikliğinin getirdiği bir sonuçtur… 

Sonra, belirli bir yazının kilit noktasının, odaklandığı sorunun ne olduğu, projektörün nereye yöneltilmek istendiği de dikkate alınmaz. Denir ki “Tamam, o tehlikeden bahsediyorsun güzel, ama öbür tehlikeden hiç bahsetmemişsin, olur mu?”  

70’li yıllarda Yalçın Küçük’ün CHP’deki güncel yönelimleri değerlendiren bir Yürüyüş yazısına “Ama hoca bu yazısında MHP’ye hiç vurmamış” eleştirisi geldiğinde şaşırmıştık. 

Meğer şaşılacak bir şey yokmuş; aynı anlayış, bugün de varlığını sürdürmektedir. 

***

Sonuca gelirsek, bu bir “şikâyet”, “dert dökme” ya da “bizi de anlayın” yazısı değildir. 

Sadece bir durum tespitidir. 

Durumun ilanihaye böyle sürmeyeceğinin bilinciyle yapılmış bir durum tespiti…  

Not: Yazı, “boşluksuz” 3.690, “boşluklu 4.240 vuruştan oluşmaktadır.