Sistem-yapı-özne ve sosyalist politika IX



10-11-2018 01:18


Ercan Gündoğan

Sistemik değişiklikler günlük yaşamda nasıl izlenir? Soru budur. Günlük yaşamda her şey önünüzdedir ama kademelenmiş biçimde. "Sistem-yapı-özne" ilişkisi derken, bunu kastediyoruz.

Karşınızda Donald Trump ve ABD vardır, onu televizyondan izlersiniz. Karşınızda yine RTE ve Kemal Kılıçdaroğlu durur. CHP'nin ya da yeniden kurulmuş TİP'in durumunu tartışırsınız. Bir yerde yaşıyor ve çalışıyorsunuzdur. Günlük, yakın ilişkiler, bizzat kendiniz, başka bir gözlem ve uğraş alanıdır.

ABD bir yerde, Türkiye'de devlet, ideolojiler, politik mücadele bir yerde, bizzat sizin kişi ve birey olarak karşılaştığınız sorunlar.
 
Bir Orta Çağ insanını düşünün. Kişi, dedelerinin doğup öldüğü yerde yaşar ve ölür. Zaman neredeyse yoktur. Zaman tekrarın bol olduğu dönemlerde önemsizleşir. Ne sistem, ne yapılar, ne de tek tek kişilerin yaşamı değişir.

Bir de bu günü düşünelim. Bir kişinin doğduğu yerle öldüğü yer bile çoğu zaman aynı değildir. O kişinin bir de torunlarını düşünün. Neler yapar, nerede yaşar ve nerede ölür, bilmesi zordur.
 
Şuraya gelmeye çalışıyoruz: Bu gün zaman, sık sık tekrar eder gibi görünse de, kestirilemez bir hıza sahip. Bırakalım kestirimde bulunmayı, an'a uyum sağlamak bile zordur. Zamanın hızı bugün her türden planlamayı olanaksız kılıyor. Elbette hala sistemler ve yapılar vardır ve bize kestirim yapma olanağı sunarlar. Ama, sadece kestirim, daha fazlası değil.
 
Ancak, sistemik, yapısal ve öznel değişimlerin hızı, bize tarihsel gelişimin bir mantığı olduğu gerçeğini unutturmamalı. Hegel gibi, tarihin bir hedefi vardır, demek istemiyoruz. Gelişimin mantığı vardır diyoruz ve önceden yazılmış bir kaderin gerçekleşmesini değil, tarihsel sorunların nihai olarak nasıl çözülebileceğiyle ilgili olarak olanak ve olasılıklardan bahsediyoruz.
 
Donald Trump'ı izleyenler şuna dikkat etmelidir: Trump, en gelişmiş kapitalist ekonomide ve en ileri burjuva demokraside, devlet başkanıdır. Kendisinin durumu, neo-liberal dönemin önemli başlangıçlarından ve Holywood yıldızı Ronald Reagan'ın durumunun ötesinde bir duruma işaret ediyor.

Trump sadece ABD gibi bir ülkenin değil, kapitalizmin ve burjuva demokrasinin geldiği durumu, hatta, tarihsel sonuna işaret etmektedir. Bir tarihin sonu herhalde böyle bir sondur. Trump sonrasında da, durum çok fazla değişmez, çünkü Trump, Trump'tan ibaret değildir. Trump, sistemik değişikliğin önemli bir dışavurumudur.
 
Sistem içinde bir ülkeye, bir alt sisteme, bir yapılar bütünü olan Türkiye'ye ve RTE'ye gelelim. Trump yukarıda öyleyse, RTE çok anormal sayılamaz. Balık baştan kokmuştur. Sistem bozuktur. Alt-sistemler daha da fazla bozulur. Medya özgürlüğünün en yüksek olduğu ABD'de bile başkan gazetecileri azarlıyorsa, Türkiye'de daha da ileriye gidilecektir elbette.

Eğer Trump, tüm liberal ticaret ilkelerine saldırıyor, adeta kişisel bir kavga gibi, tek tek ülkelere karşı gümrük duvarlarını yükseltiyorsa, RTE enflasyona, döviz kurlarına karşı, belediye zabıtalarını göreve çağıracak, firmaları zorla indirim yapmaya zorlayabilecektir.
 
Sistemden alt sistemlere geçerken böyle bir geçişi gözlemleriz. Yapılardan öznelere geçerken de bir uyum vardır. Eğer, ülke meclisi,  yargı organları, medyası, işlevini, önemini yitirdiyse, yürütme gücü en yeteneksizlerin, bilgisizlerin, hesap da vermeksizin çalıştığı komisyonlara dönüştüyse, yurttaş da aynı modeli izleyecektir. Bizzat devlet hukuka ve kurallara uymuyorsa, yuttaştan da erdemli, ahlaklı, kamusal kişiler olması beklenemez. Antik Yunan düşünürlerinin öğrettiği şudur: Devlet neyse, yurttaş da odur. Biri adil değilse, erdemsizse, ahlaksızsa, kural tanımıyosa, diğerinden farklı bir davranış beklemek aptallıktır.
 
Kötü bir dünya sistemi, kötü politik yapılar, kötü kişisel karakterler. "Kötü" derken" sadece ahlaki düzeyde düşündüğümüz sanılmasın. "Kötü" derken, çoğu zaman "akıldışı" demek istiyoruz. Akıldışı çünkü, tarihin bir birikimi vardır ve tüm toplumlar, haliyle tüm insanlar, çok daha ileri bir aşamada bulunabilirdi.

Hep söylenir: Bu günün teknolojik, ekonomik olanaklarıyla, ne işsizlik olurdu, ne toplumsal şiddet, ne de türlü türlü rezillik. Yine hep eklenir: "Ya sosyalizm ya barbarlık".
 
Tarihin bir hedefi yoktur, ama, tarihin bir gelişim mantığı vardır. Bu mantık, tarihsel sorunların ancak nasıl çözülebileceğini de öğretmiştir. Rekabet yerine ortak yaşam, ortak çıkar, piyasa yerine planlama, özel mülkiyet yerine kamusal ve toplumsal mülkiyet.
 
Sistemik değişimin hızı ve tarihsel sorunların çözülme biçiminin netliği bize şunu gösteriyor: Sosyalizm sandığımızdan daha erken bir dönemde kurulabilecek bir sistemdir ama kurucu tarihsel zeka ve bilincin gelişmesi de bir o kadar zordur.

En gelişmiş kapitalist ülke ve burjuva demokrasisi adeta dökülmektedir. Trump bir "tarihin sonu" işaretidir. Ama, biten bir Amerika'da Trump da olmaz.
 
Bizdeki durum da kendi ölçeğinde benzerdir ve bağlantılıdır. RTE kendinden öncekilerden çok daha ileri gitti ve Kemalist Cumhuriyet'i yerle bir etti. O da bir "tarihin sonu"dur.

Biten bir cumhuriyet de RTE de olmaz ama.
 
Ama tarihsel zamanın hızına güvenmeli, geçici, gidici ve gelmekte olanı görmeliyiz. Trump'tan sonra, RTE'den sonra!