Sınıfta kalan seyirciler



25-03-2015 07:22


Ahmet Cemal

“Oyun çok başarılıydı. Ama seyirciler sınıfta kaldı.”

Bu da ne demek şimdi ?  Hem de “Dünya Tiyatro Günü” haftasında?

Seyirci sınıfta kalır mı?  Kalsa kalsa oyun ve oyuncular kalır. 

Oynayamamışlardır örneğin. 

Sahi, bu satırları yazarken aklıma geldi.

Bugüne kadar herhangi bir oyun eleştirisinde “seyirciler iyi seyredemediler…” diye bir cümle hiç okumadım.

Ya siz?

Hep “oyun üzerine” yazılır, ve de “oyuncular üzerine”.

Hep oyun başarılı veya başarısızdır. Ya da oyuncular.

Şimdi tekrar soruyorum : Ya seyirciler?

Yani oyunu “görmeye gelmiş” olanlar?

Hep görürler mi?

Herhalde hep görüyor olmalılar. Öyle olmalılar ki, “göremediler” dendiğine rastlamıyoruz hiç. 

Yani, görmeye gelenler, demek hep görüyorlar. O yüzden “görmediler” veya “göremediler” diye yazılmıyor hiç.

Yani “bize” ya da “çoğumuza” göre, oyun seyretmeye gelenler arasında hiç bakar-kör yok!

Şimdi artık ilk satırdaki baklayı dilimin altından çıkartayım.

“Oyun çok başarılıydı. Ama seyirciler sınıfta kaldı.”

Bu saçma sapan(!) sözü kim söylemiş, biliyor musunuz ?

Oscar Wilde!

Hani şu 1854-1900 yılları arasında yaşayan, dünyaca ünlü İrlandalı, asıl adı ‘Oscar Fingal O’Flahertie Wills’ olan şair, romancı ve oyun yazarı Oscar Wilde.

Ondokuzuncu yüzyılın tiyatroyu – ve de insanı! – en iyi bilenlerinden biri. Kendi cinsiyetinden olanlara eğilimini saklamadığı için o zamanın İngiltere’sinde sanatçılıktan aforoz edilip önce iki yıl hapse atılan, sonra da Paris’e sürgüne gitmek zorunda kalan Oscar Wilde.

Evet.

Oscar Wilde, yalnızca oyunların ve oyuncuların ‘sınıfta kalmayacaklarını’ çok iyi biliyordu. 

İnsanların insanlıktan ne kadar vahim bir ölçüde sınıfta kalabildiklerine kendi hayatında çok yakından görgü tanıklığı yaptığı için!

Dünya Tiyatro Günü’nüz kutlu olsun!

Ve, aman siz siz olun, arada sırada da olsa, tiyatroya gittiğinizde gerçekten görüp görmediğinizi, bakar-kör olup olmadığınızı bir denetleyiverin!
Hatta ben sizin yerinizde olsam, bu denetleme işini tiyatro ile sınırlı tutmam. Arada sırada gerçekten yaşayıp yaşamadığımı, ‘yaşıyorum’ derken aslında ne yaptığımı da bir gözden geçiririm!