Sıkıntılı bir yazı



26-12-2015 08:17


Metin Çulhaoğlu

Birkaç nedenle sıkıntılı:

Örneğin, “şimdi sırası mı” denebilir; edilen bir sözün aslında çok farklı bir anlam taşıdığını ve bizim bunu anlayamadığımızı söyleyenler çıkabilir. Bu arada, “canım, zaten olacak iş mi” diye düşünenler de olabilir…

Konu şudur: Murat Karayılan “ya demokratik özerklik ya da ayrılık” demiştir…

Sorun nerede?

Bir ulusal hareketin kendi halkı için öngördüğü toplumsal-siyasal yapılanmayı “demokratik özerklik” olarak tanımlamasında ve/ya da “ayrılmayı” düşünmesinde o ulusal harekete mensup olmayan bir sosyalist için herhangi bir sorun yoktur, hiç olmaması gerekir. Başka bir deyişle, hiçbir sosyalist böyle bir durumda “vay, bu ne biçim iş” diyemez.

Elbette bize göre…

Ancak Kürt hareketinin sözcüleri, söz konusu yapılanmanın salt belirli bir bölge için değil Türkiye’nin tümü için öngörüldüğünü söylemektedir. Denmektedir ki ya Türkiye demokratik özerkliğe geçer ya da biz gideriz…

Bu durumda, ulusal sorun konusunda öteden beri duyarlı olan sosyalistlerin “madem öyle, demokratik özerklik olsun bari” demeleri mi gerekecektir?

Yok artık…

Kendi konumumuzu açık biçimde ortaya koyalım: Kürt halkının nasıl istiyorsa öyle yaşama hakkı birinci planda gelir; yani başkaları, örneğin sosyalistler bu konuda elbette kendi görüşlerini dile getirirler, ama bu hakkı sorgulamazlar, sorgulayamazlar. Buna karşın sosyalistler de nasıl bir ülke için ne tür bir mücadele vereceklerini kendileri belirlerler.

Başka türlü olabilir mi?

Böyle bakıldığında biz, kendi adımıza, Türkiye’de ademi merkeziyetçi temelde, bir tür eyalet sistemine benzeyen ve her biri çalışma yaşamından (işçi-işveren ilişkileri), eğitime (müfredat- kız-erkek aynı okulda okuma), sağlığa (sağlık hizmetleri), hukuka (medeni hukuk dahil), kamusal yaşama vb. ilişkin önemli kararlar alabilen idari birimlerden oluşan bir yapılanmaya kesinlikle karşıyız…

Bilebildiğimiz kadarıyla mesele “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” denilen belgenin hayli ötesindedir. “Ulus devletin aşılmış olması”, “demokratik konfederalizm” ve “radikal demokrasi” gibi kavramlar da işin içine girdiğinde karşımızdaki tablo değişmektedir.

Dediğimiz gibi, Kürt halkının tercihinin bu yönde olmasına söylenecek söz olamaz.

İyi de, bizim kendi sözümüz hiç olmayacak mı?

***

Olacak elbette.

Söyleyelim de bu sıkıntılı yazıyı bitirelim.

Bir: “Ademi merkezi” idari yapılanma, sermayenin her bölgede sınırlayıcı herhangi bir düzenlemeye tabi olmadan istediği gibi at oynatmasını sağlayacak bir yol olarak düşünülmüştür.

İki: Ulus devletlerin, emeğin yaklaşık 150 yılda elde ettiği kazanımlar sonucunda gözetmek zorunda kaldıkları kimi ilkeler ve standartlar bu yolla aşılmak istenmektedir.

Üç: Söz konusu yapılanmada, siyasal iktidarı hedefleyen bir sınıf hareketinin bölgeler bazında bölünmesi, A bölgesindeki işçinin “ben işime bakarım” mantığıyla B bölgesindeki işçiye yabancı durması hedeflenmektedir.

Dört: Ademi merkezi idari yapılanma, sınıf mücadelesinde siyasal iktidar hedefini bulanıklaştıracak, giderek gündemden düşürecek bir işleve sahiptir.

Beş: Ademi merkeziyetçiliği kaçınılmaz olarak beraberinde getireceği sivrilmiş iç eşitsizlikler, yarının sosyalist iktidarının işlerini daha da güçleştirecektir.

***

“Sıkıntılı yazı” dedik ya, son olarak şunları da ekleyelim:

“Şimdi sırası mı” denirse, yarın bir gün “yeni anayasa” tartışmaları gündeme gelecektir, şimdiden söylemekte yarar vardır.

Bir de böyle konular, başka yerlerdeki örneklerin ihtiyatla ele alınmasını gerektirir. Ortada “yan komşumuz Muhlis Beyler almışlar, pek memnunlar” denebilecek bir dayanıklı tüketim maddesi ya da hizmet yoktur…