'Sex Belası': Anti-beden, anti-norm, anti-iktidar…



13-08-2019 08:02


Ebru Pektaş

Son günlerde sosyal medyada bir kez daha patlak veren bir tartışma var: Bir tarafta radikal feministler diğer tarafta transfeminizm/kuirciler, görünen bu.

Bu tartışmaya dışarıdan bakıldığında neredeyse şifreli bir dilin konuşulduğu ya da orta dünyada dönen bir efsanenin çekiştirildiği düşünülebilir. Terf’ler ve swerf’ler var örneğin, bunlar kötü şeyler, burnundan ateş çıkaran yaratıklar filan olmalı!

Siyasi bir bildiri olarak önümüze düşeninden akademik makalesine, anlamamız beklenen metinlerde neler neler var…Terf, swerf, heteronormatif, cis-seksist, performatif, normatif, cinsiyetleri çoğaltma vs(1)

Taraflar açısından “siyasi gaileyi anlatma kaygısının” bu kadar düşük olması başlı başına bir dert. Tüm bu kavga ne için?

Bu yazıda mevcut tartışmayı değerlendirmekten ziyade ortaya atılan bazı kavramların bir nebze daha açık, basit ve anlaşılır olmasını hedefliyoruz.

Sex belası: Her şey bir kurguymuş…

Sex(cinsiyet), basitçe doğuştan gelen biyolojik cinsiyeti ifade eder. Birey bir penisle ya da vulvayla ya da kimi zaman ikisini birden taşıyan bir biyolojik varlık(ambigius genitalya) olarak dünyaya gelir. Biyolojik cinsiyet ten rengi, kıvırcık saç ya da göz rengi gibi maddesel, biyolojik bir gerçekliktir.

Ancak burada kalmaz…

Sex(cinsiyet), gender yani “toplumsal cinsiyet” olarak kavramlaştırılan başka bir gerçeklikle bütünleşir. “Toplumsal cinsiyet” kavramı, cinsiyetin yalnızca biyolojik olmadığını, cinsiyet rollerinden ataerkil örüntülere kültürel ve maddi süreçlerle belirlendiğini ifade etmektedir.

Gender kavramının keşfi(60’lı yıllar), yüzyıllar binyıllar boyunca kadını “eksik”, yetersiz, entelektüel kapasitesi zayıf, ne insan ne yurttaş olarak gören hakim bir ataerkil izleğe radikal bir saldırı anlamına gelmiştir.

Ne var ki sex/gender ikiliği ‘90’li yıllarda ortaya çıkan, queer(kuir) kuramı tarafından reddedilmiştir. Buna göre başlangıçtaki sex(cinsiyet) de tümüyle “toplumsal inşa”dır.

Peki, biyolojik olanın böylesine el çabukluğuyla yok edilmesi, bedenin, tüm içeriği toplum tarafından doldurulan bir “boş kaba” çevrilmesi ne anlama gelmektedir?

Biyolojik olan boş kaba dönüştüğünde ezilmenin biyolojik ölçeği (klitoris sünnetinden tecrit politikalarına beden), iktidarın yönü tümüyle olumsal ve belirsiz hale gelir. Bu aslında feminist hareketin son iki yüz yıldır göklerden yere indirdiği ataerkiyi gerisin geri kavramların bulutsu kozmosuna, idealizm diyarına göndermek anlamına gelmektedir.

Aslında rahmimizi, memelerimizi, vulvamızı, hormonlarımızı işaret ederek yüzyıllarca kadınları aşağılayan siteme karşı, kuirci, tüm bu biyolojinin kurgu olduğunu söyleyerek savaş alanını terk etmektedir.

Nitekim kuir kuramcısı J. Butler’in, Transgender Studies Reader’daki yazısına girişte sorduğu üzere:

“Cinsiyet gerçek değilse, baskısı ne kadar gerçek olabilir?”

Materyalizmin reddi yenilginin başlangıcı olmuştur.

Kuirci, biyolojik farkın eşitsizlik nedeni olamayacağını söylemek yerine aslında biyolojik farkın yahut biyolojinin hiç olmadığını söylemektedir.  

Normatif olan ve akışkan İktidar

Kuir kuramın M. Foucault’dan devraldığı iktidar ve normatif kavramları tam da burada devreye giriyor. Buna göre iktidar akışkan, her şeyi kapsayan, her yerde hazır ve nazır bir ilişkidir, iktidarın ezenden ezilene yönelen bir vektörü yoktur.

Ezilenler de iktidar ilişkisi kurar. Lezbiyen geyi, gey transı, trans interseksi, tüm bunlar diğer “cinsel azınlıkları” dışlayarak onlar üzerinde hakimiyet kurar.

İktidar ilişkileri “normatif” söylemler aracılığıyla ilerler. Toplumda norm kabul edilen, türdeşlik iması barındıran, bu sebeple zımni ya da açık biçimde farklılığı baskılayan her şey bir iktidar kurma aracına dönüşür.

Kadınların ezilmişliğinden bahseden birisi kolaylıkla normatif olabilir. Ortak “kadınlar” kümesindeki “biz” ya da ortak “ezilmişler” kümesindeki “biz” normatiftir.

Peki bu iddialar politik olarak nereye denk düşer?

İktidar her yerdeyse “biz” olmaktan özenle kaçınmalı, iktidarı değil direnişi ve bir tür “anti-iktidarı” savunmalıyız. İktidarı elde etmeden dünyayı değiştirmek mümkündür, cinsiyetleri çoğaltarak, normları yıkarak, normatif dili yapı-bozuma uğratarak vb.(2)

Asimetri ortadadır.

Bir tarafta iktidarıyla, yargısıyla, polisiyle, devletiyle, din adamıyla her şeyiyle “biz” haline gelen bir ataerki vardır, diğer tarafta “biz” olmaktan imtina etmek isteyenler…

Bir tarafta yakılarak öldürülen Hande Kader vardır, diğer tarafta normatif dile karşı gerilla harekatı başlatanlar…

Bir tarafta "bar tuvaletinde sakso çekerek" yaşamını kazananlar vardır, diğer tarafta o tuvaletin deliğinde bile iktidar bulmaya meraklı olanlar…

Bir tarafta okuması, yaşaması, çalışması engellenenler vardır, diğer tarafta rejimin cadı ilan ettiği feministlere diş geçirmeyi en büyük marifet bilen yapı-bozum ustaları…

Kaynaklar

1-“Queer teorisi fikrini başlatanlar arasında oldukça önemli bir isim olan Theresa de Lauretis, bunun ‘yayıncılık endüstrisinin kavramsal olarak amaçsız bir yaratığı’ haline gelmiş olduğunu iddia etmiştir.”

Aktaran Stevi Jackson-Sue Scott, Cinselliği Kuramlaştırmak, NotaBene Yayınları, 2012, s.48

2-“(Amaç) ‘tahakküme son’ ya da ‘insan özgürleşmesinden’ ziyade zevkleri, hazları, sesleri, ilgi alanlarını, bireyselleşme ve demokratikleşme hallerini teşvik eden toplumsal mekanlar yaratmaktır”

Aktaran Sheryy Wolf, Cinsellik ve Sosyalizm, Sel yayınları(2012), s.238