Serseri süreçler



18-08-2015 08:38


Metin Çulhaoğlu

Sıralayalım:

ABD, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede duruma göre kullanabileceği bir Kürt kozunun elinde olmasını ister, istemektedir…

Ama bu koz hangi coğrafyayı kapsasın, devlet olsun mu olmasın mı, Irak’ın kuzeyinden Akdeniz’e uzansın mı uzanmasın mı, bu konuda kesinleşmiş bir plan ya da proje yoktur.

Türkiye, bir iç savaşa gidebilir ya da sürüklenebilir, ihtimal dâhilindedir…

Ama “şunları yapalım da böyle olsun” kesinliğinde, bu yönde baştan geliştirilmiş bir kurgu yoktur…

AKP, “çözüm” ya da “barış” süreci adına gün gelip karşı tarafla yeniden masaya oturabilir…

Ama bugün izlediği çizgi, daha sonra masaya oturma planları yaptığı tarafın elverişli kıvama getirilmesine yönelik bir “operasyondan” ibaret değildir…

PKK, TSK’ye ve sivil otoriteye karşı güç gösterisinde bulunabilir, fiili özerklik denemelerine de başvurabilir…

Ama bunlar PKK’nin artık köprüleri attığı, bundan böyle hiç masaya oturmayacağı, “çözüm sürecini” bitirdiği anlamına gelmez…

İyi de, bütün bunlar ne anlama gelir?

***

Türkiye’de soldakiler dâhil gidişata kafa yoran insanlar önsel kurgulara fazlaca meraklı olduklarından, uluslararası-bölgesel-ulusal ölçeklerde pek çok kez görülen “serseri süreçlere” pek itibar etmezler.

Ne demek istiyoruz?

Süreçlerde yer alan öznelerin kuşkusuz belirli niyetleri, bu niyetlere göre geliştirilen planları vardır… Gelgelelim, fiili süreçler mutlaka öznelerden birinin baştaki planına göre gelişecek diye bir kural yoktur. Niyetlerin ve planların ilişkilenmesi ve çatışması ortaya baştan pek öngörülemeyen yeni “bileşkeler” çıkarır. Bu bileşkeler şu da ya bu evrede kontrol altına alınıncaya kadar da (elbette alınabilirse) süreç kaotik özellikler sergiler.

“Serseri süreçler” derken kastettiğimiz budur.

Serseri süreçlerde herhangi bir özne, tam kontrol altına alamadığı durumlara tepki verir, belirli adımlar atar; ardından bu adımların ortaya çıkaracağı duruma göre yeni taktikler geliştirir ve bu böyle sürüp gider…

Serseri süreçlerin ayırt edici özelliklerinden biri, taraflara daha sonra “Ne yaptım ben?” pişmanlığı duymayacakları güvencesini vermesidir.  Çünkü bu süreçler tanım gereği oynak ve değişkendir; bir evredeki her hatanın daha sonraki evrede şöyle ya da böyle telafisi mümkün görülür, böyle olduğu varsayılır.  

O zaman, şimdilik üç özne ya da taraf belirleyip devam edelim: ABD/NATO, AKP/Erdoğan ve Kürt siyaseti/PKK…

Üçü de az önce anlatılan serseri süreçler içinde yer almaktadır ve üçünün birden belirli bir “üst plan” dâhilinde, tam bir uyum içinde hareket ettiklerini söylemenin maddi temeli yoktur.

Kuşkusuz “özneler” bu üçünden ibaret değildir; ama bir odaklanma gerekiyorsa, odaklanılacak noktayı bunlar oluşturmaktadır. Dışardan, yani üçünün de dışında bir öznenin sahneye çıkıp duruma müdahil olmaması halinde ise “üçlünün” serseri süreçleri insanların kanı canı pahasına devam edecektir…

***

Süreç karmaşık, çok yönlü, hatta “serseri” ise, dışarıdan müdahalenin de mutlaka bu ölçüde karmaşık ve çok yönlü olması gerekmez…        

Tersine, sürecin karmaşıklığı, sade, yalın, hatta “indirgemeci” (!) tepkileri davet eder.

Belirli konularda ve durumlarda ince eleyip sık dokumanın faydadan çok zararı vardır.

O zaman, dışardan müdahalenin temel dayanakları, üçlü özne yapısının her bir aktörüne tekabül etmek üzere şunlar olmalıdır:

İkirciksiz anti-emperyalizm ve ABD karşıtlığı…

Erdoğan’ın başkanlığına geçit verilmemesi ve AKP’nin geriletilmesi hedeflerine “Bunlar artık bizi kesmez” kibriyle burun kıvırmadan yeniden yüklenilmesi…

Ve önüne arkasına bakmadan, “Ama nasıl bir barış?” sorusunu ayak bağı haline getirmeden amasız fakatsız barış savunusu

Bu sacayağı küçümsenmesin ve hiç unutulmasın: Üç alanın üçünde birden sağlanacak nispi bir başarı bile solu “gerçekten kesecek” ileri hamleler için son derece elverişli ortamlar yaratacaktır…