Sen çok yaşa Aziz Nesin!



16-12-2014 08:47


Gonca Eren

“Ben bir rastlantıyla okuma olanağı bulmuştum.Açların, çıplakların, okuyamayanların yerini, şans bize gülmüş, biz doldurmuştuk. Peki bana bunları kim veriyor diye sorduğumda, o günlerdeki yanıtım devlet oluyordu. Daha sonra devlet kimi temsil ediyor sorusuyla asıl karşılığını buldum. Halk veriyordu. Türkiye gibi okuyamayanların milyonları bulduğu bir ülkede okuyabilenleri aslında halk okutuyordu... bu borç ödenmez, ama ödemeye çalışmak gerekiyor, işte böylece sosyalist oldum.”

Kendi özyaşam öyküsü olan Böyle Gelmiş Böyle Gitmez kitabında böyle diyor Aziz Nesin. Bu halkın yüzde altmışı aptaldır sözlerini bilmeyen yoktur ama yukarıdaki sözleri çok az kişi tarafından bilinir, bilenlerin bazıları tarafından da bilinmezlikten gelinir. Oysa ki Aziz Nesin halka karşı sorumluluğunu hep en başa yazmıştır ve hayatı bu sorumluluk tarafından belirlenmiştir.

Bu sorumluluk duygusunun zaman zaman kızgınlığa savrulduğu olmamış mıdır? Elbette olmuştur. Herşey bir yana o çok bilinen yüzdeli laf Nesin’e aittir. Kendi hayatından kesitleri anılar şeklinde anlattığı kitaplarından öğrendiğimiz ise hayatı boyunca yalnız kalan, dost bildikleri tarafından yarı yolda bırakılan bir insanın halkın bütününe olmasa bile bu ülkenin insanına kızgınlık biriktirdiğini görmek çok zor değildir. O yüzden çocuklarla çocuk olmayı kahkalarla gülmeyi seven Nesin, yetişkinlerin dünyasında zaman zaman oldukça asık suratlıdır.

Borçluluk ve sorumluluk duygusu, aydın kimliğinin oluşumunun köşe taşlarıdır. Ve hayatta haketmeden hiçbir şeye sahip olunamayacağına inanır. Askeri okulda okuduğu yıllarda yeterince ders çalışamadığı günlerde haketmediğini düşünerek yemekhanede tatlı yiyemeyen çocukla, ömrünün son gününde, ölümü haketmek için işlerini bitirmeye çabayalan, arı gibi çalışan çocukların ak saçlı “Aziz Dede”si  aynı kişidir.

Mizah yazarı olarak bilinir, Kendisini bu şekilde tanımlar zaten ama bu tanımlama eksiklidir. Elbette mizah çok önemlidir. Toplumsal olayları en iğneleyici bir biçimde ama olduğu gibi anlatabilmenin en güzel yollarından biridir mizah, ya da Aziz Nesin’in daha fazla sevdiği deyimiyle gülmece. Bu yüzden çoğunlukla bu yazın türüne başvurmuştur. Ama bu tür dışında yazdığı kitaplar ki büyük bir bölümü yaşamın süzgecinden süzülüp oluşmuştur, ilk göz ağrım olan mizah eserleri kadar belki de onlardan daha önemlidir benim için.  

Yokluklar, iftiralar, tutuklamalar, sürgünlerle geçen zorluklarla dolu bir hayatın son dönemlerinde de gerici odakların hedef tahtasına yerleştirilme derdi eklenmiştir yaşam mücadelesine. Dindar bir babanın dindar yetiştirmeye çalıştığı oğlu hayatına bambaşka bir rota çizmiştir ama çocukluk döneminde öğrendikleri din konusunda pek çok dinciden daha fazla bilgiye sahip olmasını sağlamıştır. Öyle ki zamanında bu bilgi başka işlere de yaramış, örneğin Bursa’da sürgünde olduğu dönemde yaşadığı para sıkıntısını dindar ailelerin çocuklarına Kuran dersi vererek kısmen gidermiştir. Hoş gerçi kısa zamanda çocuklarına Kuran’ı hızlıca okutan meşhur hocanın dersleri, hocanın aslında sürgüne gönderilmiş “azılı bir komünist” olduğunun öğrenilmesinden sonra bıçak gibi kesilmiştir ama o güne kadar epey işine yaramıştır.

Zamanında 6-7 Eylül olaylarını kışkırttığı(!) gerekçesiyle de tutuklanmıştır ama herhalde bundan daha ağırı Sivas Katliamı’nın sorumlusu olarak itham edilmek istenmesidir. “Aziz Nesin’e ölüm” hezeyanıyla insanları diri diri yakanların daha sonra Nesin’i itham etmeleri bir yana kendi varlığı nedeniyle bu saldırının gerçekleştirilmiş olması zaten sağlığı çok iyi olmayan Aziz Nesin’in bu olaydan tam iki yıl sonra 5 Temmuz’da ölmesinde muhakkak etkili olmuştur.  Nesin Vakfı tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan Madımak notlarında yaşananları “bu kaçıncı öldürülüşüm hain” olarak ifade etmiş olması bu acı durumu bizlere bir kere daha hissettirmiştir...

Sivas’tan ve Aziz Nesin’in ölümünden bu yana Türkiye’nin bu karanlık perdeyi yırtıp attığını ne yazık ki söyleyemiyoruz. Hatta tam tersine o perde, daha da yaygın ve sürekli bir biçimde aydınlık birikimimiz olarak görebileceğimiz ne varsa hepsine göz dikmiş durumda. Herşey bir yana sırf bu nedenle bile Aziz Nesin’i 100. Doğumgününü kutlayacağımız şu günlerde çok daha fazla özlüyoruz.

Sen çok yaşa e mi Aziz Nesin, sen çok yaşa ki bu ülkenin aydınlık, ilerici, sosyalist geleceğine olan inancımız hiç yitmesin!...