“Şehit bebek” istemiyoruz beyler!



20-08-2015 10:22


Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) çok kritik bir çalışma yayınladı. UNRWA’nın bu çalışmasına göre, Gazze’de bebek ölümleri son elli yıldır ilk kez hızla yükselme eğiliminde. Ajansın Sağlık Direktörü, bebek ölümlerindeki bu hızlı yükselişin uzun süredir devam eden İsrail ambargosu ile ilişkili olduğunu bildiriyor. Sayılarla örnek vermek gerekirse; Gazze’de 2008 yılında her bin canlı doğumda 12 bebek doğumdan sonraki ilk dört hafta içinde hayatını kaybederken, 2013 yılında bu oran her bin canlı doğumda 20.3’e çıkmış durumda. Bunun yanında, bebek ölüm hızı en iyi toplum sağlığı belirteçlerinden sayılıyor.

Peki sadece İsrail ambargosu mu Gazzeli bebekleri öldüren? Gazze’de gönüllü hekimlik yapan Norveçli Doktor Mads Gilbert öyle demiyor. İsrail’in 2008 ve 2014’teki hava saldırılarında Gazze’de bulunan ve aktif hekimlik yapan Dr. Gilbert anılarını ve gözlemlerini iki kitapta toplamış. Bu kitaplarda hava saldırılarının başta çocuklar olmak üzere sivilleri nasıl hedef aldığı en çıplak ve dramatik haliyle anlatılırken Dr. Gilbert bunun da ötesine geçiyor ve bebeklerin esas katilinin bu bombalar olmadığını söylüyor. Buna göre, bu hava saldırılarında hastanelerin, ambulansların, sağlıkçıların hedef alınmaları ve sağlık sisteminin yerle bir edilmesi ve beraberinde Gazze’ye ilaç ve tıbbi malzeme girişinin engellenmesi bebeklerin esas katili olarak tanımlanıyor.

Dr. Gilbert sağlık hizmet ve kurumlarının çatışmalarda hedef alınmasının yarattığı ve geleceğe de yansıyan olumsuz sonuçlara yaptığı vurguda haksız değil. Bunu yakın zamanda Suriye’de gördük, hatta ülkemize de yansıdı; Suriye’de hastanelerin hedef alındığı, doktorların öldürüldüğü emperyalist müdahale sonucu sağlık sistemi alaşağı olmuş ve bölgede çok uzun zaman önce yok edilen Polio (çocuk felci) ve kızamık hastalıkları yeniden patlak vermişti. 21. Yüzyılda koruyucu sağlık hizmetleri ile bağışıklama yoluyla engellenen bu hastalıkların yeniden patlak vermesini tıp tarihinde nasıl açıklayacağımızı bilmiyorum... Türkiye’de de vakalar görülmüş ve dönemin Sağlık Bakanı bu hastalığın Suriyelilerde görüldüğü minvalinde son derece ayrımcı ve bilim dışı bir açıklama yapmıştı.

Verilerini bilmiyorum, ancak çatışma koşullarında hedef alınan ve yerle bir edilen sağlık sistemin en yıkıcı sonuçlarının bebeklerde, çocuklarda, kadınlarda ve yaşlılarda görüldüğü argümanı ile Pakistan, Irak, Afganistan ve Afrika ülkelerinde insanı ağlatacak sonuçlar elde edilebileceğini ön görebiliriz.

Bunlardan neden bahsediyorum? Haberlerden okuduk, takip ettik; İleri’de çokça yer verildi, bu köşeden de dile getirmeye çalıştım. Ancak Türkiye’nin doğusunda devam etmekte olan çatışma ve şiddet ortamı dinmek şöyle dursun, her geçen gün daha fazla tabut üreterek devam ediyor. Bunun yanında hastaneler, sağlıkçılar, ambulanslar, eczaneler hedef alınıyor ve/veya korunmuyor. Sağlık kurum ve görevlilerinin çatışma ortamlarında korunması gerektiğine dair pek çok uluslar arası sözleşme ve kural var; hiç biri işletilmiyor. Belki henüz aktif çatışmalara bağlı “bebek tabutu” sayısı az, ama hal böyle giderse başta koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütülememesi nedeniyle bebek ölüm hızlarının tavan yapma riski çok yüksek.

Peki en az üç çocuk naraları atan saraylılar bebeklerimizin doğumlarından sonraki ilk dört haftada ölmelerinin sorumluluğunu alacaklar mı? Çatışmalar yüzünden ve dolayımıyla öldürülen bebeklerimizi de “şehit” sayıp, memeleri süt dolu analarına “ne mutlu şehit annesi olmak” deme cüretini gösterecekler mi?

Hiç sanmıyorum, umurumuzda da olmamalı. Biz işimize bakalım; bebeklerimiz için de “ama”sız, “acaba”sız barış inadımızı sürdürelim ve tek bir canımızı daha saraya kurban etmemek için hep beraber mücadele edelim.

Kaynak:

1) Increasing neonatal mortality among Palestine refugees in the Gaza strip

http://www.unrwa.org/resources/reports/increasing-neonatal-mortality-among-palestine-refugees-gaza-strip

2) Eyes in Gaza; Mads Gilbert & Erik Fosse

3) Night in Gaza; Mads Gilbert