Seçime doğru: AKP’nin elindekiler



23-01-2015 08:06


Bilgütay Hakkı Durna

AKP basını 20 Ocak Salı günü (bir kez daha) benzer manşetlerle çıktı: Başkanlık sistemine ilk adım, Başkanlık için ilk adım, İlk başkanlık, Başkanlık dönemi…

Tahmin edeceğiniz üzere, Erdoğan’ın sarayında Bakanlar Kurulu’nu toplaması ve sekiz buçuk saat süren bir toplantı yapması ile ilgili haberlerin manşetlerinden bahsediyorum.

Öte yandan, “diğer” basın ağırlıklı olarak konuya o kadar da önem vermedi. Tabii ki haber ön sayfadan verildi, köşe yazılarına konu oldu. Ama sanki bir görmezden gelme hali de vardı.

Aslında tam tersini beklersiniz değil mi? Daha doğrusu bugüne kadar tersi olmuştu. AKP (ve basını) konuyu daha çok kuramsal düzeyde tartışır ve zamanının gelmesini beklediğini dile getirirken, muhalefet doğrudan cephe alarak konuyu öne çıkarırdı.

Muhalefet açısından (artık) önemsememe, bir kabullenme hali mi var, bilemiyorum. Ancak AKP açısından, önümüzdeki seçimin başlıklarından birinin başkanlık sistemi olacağı anlaşılmıştır. Erdoğan başkanlığındaki toplantının da bir işaret fişeği olduğu açıktır.

“Anayasal olarak böyle bir hakkı var” gerekçesi gibi, dillendirenlerin dahi bugün tartışılan konu ile ilgisi olmadığını bildiği kısımları bir kenara bırakırsak, söylenen şu anki Cumhurbaşkanının seçimle geldiği (halk tarafından doğrudan seçildiği), bu anlamı ile halkın başkanlık sistemine zaten olumlu yaklaştığıdır. Yani, aslında olan malumun ilanıdır!

Toplantının hem kendilerini hem kamuoyunu “hazırlama” toplantısı olduğu görülmekte. Nihayetinde İkinci Cumhuriyetin kuruluşunu tamamlamasında (parantezin kapatılmasında) "başkanlık sistemi" oldukça önemli bir aşama. (Tüm bu yazılanların hemen arkasından değinilen bir konu da, buradan bir Erdoğan-Davutoğlu sürtüşmesinin çıkıp çıkmayacağı. AKP yazarları birlik ve beraberlik halinden oldukça eminler. Ancak bu yaklaşım, aslında var olan bir sürtüşmeyi gözlerden uzak tutma çabası içerisinde olunduğunu düşündürüyor.)

Toplantının kendisinin bir gündem olmasının yanında, toplantının da iki ana gündemi vardı: “Paralel devlet yapılanması” ve “çözüm süreci”.

AKP’nin seçim sürecinde bu iki başlığı da elinden bırakmayacağı, bu başlıklar üzerinden yolunu açmaya çalışacağı söylenebilir. Anlaşılan o ki, bu da uzun uzun konuşuldu.

AKP’nin “Kürt” başlığında eli o kadar rahat olmasa da, bu başlıkta esas olarak Kürt siyasetinin öznelerinin konumlanışı belirleyici olacaksa da, “Cemaat” başlığında daha da sert adımlar atacağı görülüyor. AKP basını bugünlerde “imamların” resimlerini ve özgeçmişlerini yayınlıyor. Ardından bir dizi suikastın “aydınlatılması” sürpriz olmayacaktır. Özellikle Hrant Dink’in katledilmesine yönelik bir çalışma kendini açıktan hissettiriyor. AKP döneminde işlenen ve faili meçhul kalan cinayetlerin asıl faillerin ne kadarının ortaya çıkarılması tercih edilir, bu ayrı. Ancak bu vesile ile AKP’nin hem bu cinayetlere ilişkin siyasi sorumluluğundan sıyrılmak hem de tüm sorumluluğu Cemaate yönlendirerek, bu yapıyı terör örgütünden, silahlı terör örgütüne terfi ettirme gayreti içerisinde olduğu görülüyor.

AKP kadroları yürüyüşlerinin bugüne kadar birçok engelle karşılaştığı, hepsini aşabildikleri inancı ile hareket ediyorlar. Kapatma davası, 367 kararı, 27 Nisan muhtırası, Ergenekon, Paralel yapı... Tüm bu engelleme çabalarının arkasında ise bir uluslararası komplo olduğunu propaganda etmekteler (buna inanmaktalar da). O nedenle, Haziran Direnişi de, 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonu da aynı merkezlerde planlanan ve hayata geçirilen senaryolar. (Yeni Şafak yazarına göre Ukrayna ve Mısır senaryoları.) Ayağını buraya bastığında da kendisine yönelik her suçlamanın (gündemde olan yolsuzluk ve MİT tırları örneğinde olduğu gibi) aslında bir algı operasyonu olduğunu propaganda ediyor.

Bu nedenle, seçimler yaklaşırken yeni bir “deneme” ile karşılaşacakları düşüncesine de sahipler. Hazırlıklarını da, ellerindekileri tasniflemeyi de buna göre yapıyorlar.

Cumhuriyet Gazetesi ve Hrant’ın arkadaşları

Geçen haftaki yazımda uzun bir Cumhuriyet Gazetesi parantezi açmış, Gazeteye yönelik bir operasyon olduğunu, bunun hâlâ devam ettiğini yazmıştım. Devamla da, (şimdilik) köşe yazarlarına dokunulmadığını ancak haberlerin seçiminden sunuluşuna kadar açık bir değişikliğin göze çarptığını vurgulamıştım.

Benim kanaatim, Cumhuriyet Gazetesi’nin AKP’ye karşı (liberallerce) yürütülen/yürütülecek “demokrasi” mücadelesinin bir parçası olarak kurgulandığı yönünde. Ancak bunu bir not ile birlikte yazmıştım: Gazete şu anda, etkileyebilme güçleri farklı olsa da liberalleri, ulusalcıları ve solcuları (hala) bir arada barındırıyor. Geleceğine dair sonucu şimdiden kestirmek de mümkün değil.

Cumhuriyet Gazetesi bu hafta içinde, Hrant Dink’in katledilişinin 8. yılı nedeni ile sayfalarında bir dizi haber ve röportaja yer verdi. Bunlardan biri de “dört yakın arkadaşına” Hrant ile ilgili anılarının sorulduğu uzun bir haber/röportajdı.

Peki, bu dört arkadaş kimdi: Ümit Kıvanç, Baskın Oran, Ali Bayramoğlu, Aydın Engin.¨

Orhan Bursalı bir gün sonra bu durumu köşesinde alaycı bir şekilde eleştirdi. Bursalı “Oooooo hoş geldiniz!” başlığı altında yazdığı yazısında, “Dün bu davaların ve bir kısmı düne kadar iktidarın yine mümtaz savunucularından, yetmez ama evetçiliği bir kenara, doğrudan iktidar şakşakçılarının da aralarında bulunduğu bir grup tanıdık sima, ‘Hrant’ın yakın arkadaşları anlatıyor’ mönüsünden gazetemizde boy göstermiş... Hoş geldiniz! Ali Bayramoğlu, Ümit Kıvanç, Baskın Oran anılarını anlatmış... Bilemem yakınlıklarını!” demekte.

Mine Kırıkkanat ise “Hrant Dink’in yalan arkadaşları” başlıklı yazısında duruma oldukça sert bir yorum getirmiş: “Ama benim asıl üzüntüm, Hrant’ın hakkını arar, davasını savunur gibi görünen kimi kişilerin onun anısına ve duruşuna ihaneti. Ümit Kıvanç, Ali Bayramoğlu ve Baskın Oran, Hrant Dink’in ne yakını, ne de yoldaşıdır. Zaten anı diye anlattıkları da periyodik karşılaşmalarının kanıtıdır. Bu kişiler, Hrant Dink cinayetinden düzmece Ergenekon örgütünü sorumlu tutup, gerçek faillerin bulunmasına engel olan ‘yalan arkadaşlar’ arasında anılabilir ancak. Fikirlerine zaten ihanet içinde oldukları Hrant’ın bari anısına ihanet etmeseler, ama ediyorlar!”

Yorum yok!