Seçim güvenliği üzerine

Sandık güvenliğini de içeren ama bunun çok ötesinde seçimin güvenliğinin ancak halkın örgütlü ve aktif şekilde vereceği siyasal bir mücadelenin ürünü olabileceği fikrini tüm topluma yaygınlaştırıp ikna ederek hareket ettirebilme görevi önümüzde durmakta.

Ülkenin seçim atmosferine girmesiyle birlikte seçimin ne zaman yapılacağı, ittifaklar politikası ve seçim anketleri günlük olağan gündemlerimiz arasındaki yerini aldı. Televizyon ve sosyal medyadaki programlarda seçimler dışında konuşulan gündemler epeyce azalmış durumda. Seçim sath-ı mahallinde sıklıkla konuşulan bir diğer konu da seçim güvenliği. Seçim güvenliği bahsinde ise öne çıkan başlıklar arasında yabancılara oy hakkı verilmesi, ikametgah taşınması ve seçim kurullarının yapısı üst sıralarda. Bu başlıkların tamamı son derece önemli ve belirleyici nitelikte olmakla birlikte seçim güvenliğinin tartışıldığı bütünlük düşünüldüğünde oldukça sınırlı ve dar bir alanı kapsamakta.

Seçim güvenliğinin sandık güvenliğine indirgenerek seçim gününe sıkıştırılması ise üzerinde düşünülmesi ve konuşulması gereken önemli bir ayrıntı. Sandık güvenliği usulsüzlüklerin bu denli fazla yaşandığı bir ülkede elbette hayati öneme sahip. Gerek seçimlerden önce yapılması gerekenler gerekse seçim gününde sandıkların korunmasına yönelik siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının tecrübelerinin de ortaklaştırılmak suretiyle çeşitli organizasyonların yapılması zorunlu ve elzem. Bu konuyu her halükarda ve mutlaka yapılması gerekenler listesinin başına yazarak devam etmek gerekirse, seçim güvenliğinin sandık güvenliğini de kapsayan ancak onu fazlasıyla aşan boyutunun ise göz ardı edilerek önemsizleştirilmesi sonucu üzerinde de durmakta fayda var.

Söz konusu yaklaşımın arka planında yurttaşları edilgenleştirerek nesneleştiren, onları yalnızca birer seçmen olarak gören ve sandıkları korumanın ötesine geçmemekle sınırlı ama bilinçli bir tercih yer alıyor. Sosyalistlerin bu yaklaşımı aşan siyasal ufku ise yurttaşları siyasetin nesnesi değil öznesi olarak konumlandırma hedefidir. Reel politikada ise bu hedefin somutlanmasında bırakılan boşlukları doldurma yükümlülüğü ise yine bizlerin omuzlarında. 

Buradan hareketle seçim güvenliğini tanımlamak ve buna dair somut bir eylem planı koymak acil görevlerimiz arasında. Seçim güvenliğinin bizim cepheden tanımlanması; yarına bırakmadan bugün başlayacak şekilde, seçim günü ve sonrasını da kapsayacak bir siyasal süreç bütünü olarak özetlenebilir. Sandık güvenliğini de içeren ama bunun çok ötesinde seçimin güvenliğinin ancak halkın örgütlü ve aktif şekilde vereceği siyasal bir mücadelenin ürünü olabileceği fikrini tüm topluma yaygınlaştırıp ikna ederek hareket ettirebilme görevi önümüzde durmakta. Örgütlülükten kastettiğimiz öncelikle kişilerin siyasal olarak kendilerine yakın olduğu siyasi partilere üye olması, üye olmasa dahi gönüllülük çerçevesinde siyasal/seçim çalışmalarına katkı koymasını sağlamak olarak kodlayabiliriz. Bunun araç ve yöntemlerini geliştirici pratikler yaratmak, geçmişten biriktirilen deneyimler ile günün teknolojik gelişmelerini de en etkili şekilde kullanarak yaygın ve kitlesel bir çalışmayı hayata geçirme hedefiyle yol alınması gerektiği açık.

Özellikle altılı masa bileşenlerinin yurttaşlara yönelik sürekli “sandığı bekleyin”, “telaşa gerek yok zaten gidecekler” şeklindeki çağrılarıyla yaratmak istedikleri “kurtarıcı” bekleme havasını/psikolojisini değiştirmek ve iktidardan kurtulmanın ancak yurttaşların da siyasi partilerle birlikte sorumluluk alarak beraberce yürütülecek siyasal bir çalışmanın örülmesiyle mümkün olduğunu anlatabilmeliyiz. Özetle “halk için halkla birlikte” şiarını sahiplenen siyasal bir iradeyi örgütleme iddiasındaki ısrarı sürdürmeliyiz.

Bu siyasal çerçevenin sadece anlatılmasının elbette tek başına ikna edici bir yan taşımayacağı da ortada. İktidarın dayatmalarından ve rejimin kendisinden rahatsızlık duyan herkesin katılımına ve katkı sunmasına açık olacak bir seçim çalışmasının örgütlenmesi, bunun araçlarının yaratılması görevi de önümüzde. AKP/saray rejiminden kurtulmak isteyenlerden yalnızca oy isteyen değil kitleleri özneleştirme iradesi ve pratiğini ortaya koyabilme gerekliliğini de yerine getirme iddiasını taşıyan bir modeli hayata geçirmek yaşamsal önemde.

Kendisini muhalif olarak nitelendiren herkes ülke gündemlerini ve seçimleri bulundukları her ortamda konuşmakta ve doğal olarak bunları kendine dert edinmiş durumda. Böylesi bir ortamda kurtuluş seçeneğinin somut olarak ortaya konması ve bu seçeneğin nasıl yaygınlaştırılacağına dair ortaklaşmayı sağlamanın yollarını bulmak için vaktimiz hızla daralmakta. “Ben ne yapabilirim” diyen herkesin katkı koyabileceği, mahallesindeki komşularıyla, iş yerindeki ve okulundaki arkadaşlarıyla toplantılar düzenleyebileceği, sandık görevlisi/müşahit ve mahalle temsilcisi olabileceği, halkın seçim çalışması bütçesine katkı koyabileceği, sosyal medyadan ve diğer iletişim araçlarıyla propaganda çalışmalarının parçası olabileceği kısacası herkesi elinden gelebildiği katkıyı sunarak kurtuluş mücadelesinin bir parçası hissedebileceği gönüllülük esaslı bir çalışma hedefiyle konuya yaklaşma ihtiyacı da zorunluluklarımızdan bir diğeri.      

Seçim güvenliğinin ancak seçime kadar yürütülecek süreklileşmiş bir siyasal çalışmanın ürünü olabileceğine değinmiştik. İllerde/ilçelerde/mahallelerde ve her düzeyde sadece AKP’den kurtulmak değil sonrasına dair yeni bir kuruluş bütünlüğünü de gözeten siyasal bir doğrultuyu ve duygudaşlığı yaratmak için tüm yerellerde bu bütünlüğünün ne ifade ettiğini, yeni seçim kanununu ve  sandık güvenliğini de içeren toplantılarla yan yana gelişleri örgütlemek ilk işimiz olmalı.
 
Yurttaşları sadece oy veren seçmenler olarak görünmekten çıkartıp, “nasıl bir ülke istiyoruz?” ve “nasıl başarırız?” sorularını birlikte cevaplayacağımız zemini inşa etmek üzere Türkiye İşçi Partisi (TİP) olarak içinde bulunduğumuz “Emek ve Özgürlük İttifakındaki” diğer öznelerle bu iradeyi halkla birlikte örgütlemeye aday olduğumuzu ilan etmiştik. Şimdi sıra kolları sıvayarak işe koyulmakta.