Şansı zorlamanın sınırları



27-01-2018 00:03


Metin Çulhaoğlu

Önceki yazımızın bir yerinde şöyle demiştik: “Bu durumda AKP iktidarının Afrin macerasının, böyle bir girişime imkân tanıyan dış dengelerin (ve pazarlıkların) çizdiği üst sınırlar ile iç siyaset açısından getiri sağlamaya yetecek alt sınırlar arasında gelgitler yaşayacağı sonucuna varabiliriz.”

“Alt sınırlardan” başlayarak açmaya çalışalım.

Kastedilen, en başta, AKP iktidarının önümüzdeki seçimlerde kendisine ciddi oy artışı şeklinde dönecek bir ortam oluşturma, Afrin’deki operasyonu da bunu sağlayacak başarı düzeyinde tutma niyetidir. 

Başarı garanti mi?

Örneğin, özellikle askeri açıdan bakıldığında, kısa vadede bu sınırların gerisine düşülüp Dimyat’a giderken evdeki bulgurdan da olunmasına yol açacak bir fiyasko ihtimali hiç mi yok?

Hemen belirtirsek, ne Sun-Tzu (Savaş Sanatı) ne de Clausewitz (Savaş Üzerine) birikimimiz olduğundan söyleyeceklerimiz ihtiyatla karşılanmalıdır. Ama gene de deneyelim:

Bizce kısa vade için düşünüldüğünde yukarıdaki ihtimal pek yoktur. Sonuçta bugünkü operasyon alanı Rize ili kadar bir coğrafi büyüklüğe sahiptir. Karşı güç de herhalde “hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır” diye her karış toprağı sonuna kadar savunma anlayışında değildir. İş uzarsa asıl mücadelesini muhtemelen gerilla taktikleriyle verecektir ve bu da uzun bir döneme yayılacaktır.

Kısa dönemde fiyaskoyu getirebilecek bir uluslararası karşı çıkış ufukta görünmediğinden, ayrıca müdahaleyi belirli bir açıdan boşa düşürecek bir Şam-PYD uzlaşması şimdilik muallakta kaldığından, alt sınırları da tehdit edecek bir gelişme ihtimalinden söz edemiyoruz. 

***

Ya “üst sınırlar”?

Bundan kastımız da ABD ile Rusya’dan birinin (ya da belirli durumlara göre ikisinin birden) “hayır, bundan ötesi yok” diyeceği noktadır. 

Bizce bugün AKP müdahalesi Afrin’le uğraşırken diğer yandan kendisinin de bildiği bu üst sınırları daha yukarıya çekme hesapları yapmaktadır.  Kafasında, Afrin’de elde edeceği “başarıyla” ABD-Rusya-Suriye üçgeninde daha geniş hareket alanları bulma, böylece Afrin’in doğusuna, Kobane’den Irak sınırına ulaşma hesapları olduğu söylenebilir.

İşte “üst sınırların” zorlanarak buna imkân tanıyacak kadar yukarıya ittirilmesi pek mümkün görünmemektedir.

Bunu söylerken, daha geniş bir coğrafyada, daha güçlü, eğitimli, deneyimli ve donanımlı Kürt güçleriyle karşı karşıya gelmenin dışında, kendi sınır çizgileri olan ABD ve Rusya’nın yakacağı kırmızı ışığa işaret ediyoruz.

Müdahaleye böyle bir alan ve olanak tanınması ABD’nin de Rusya’nın da bölgedeki Kürt unsurunu tamamen gözden çıkarması anlamına gelir ki her ikisinin de salt Türkiye’yi yanına alma aşkına bu kadar ileri gitmesi mümkün görünmemektedir.  

ABD’nin, sonunda bölünmüş bir Suriye istediği açıktır. Türkiye de bunu istiyor olabilir; ancak Suriye bölünecekse bunun ABD açısından olmazsa olmaz’ı kuzeyde bir Kürt oluşumunun varlığıdır. Aklında görece daha uzun vadeli bir “İran operasyonu” varsa özellikle böyledir. Rusya ise şu anda Suriye’nin bütünlüğünden yana durmaktadır; ancak bu bütünlüğün tamamen gözden çıkarılan bir Kürt unsuru dışında salt Esad-Şam ekseninde sağlanamayacağını kendisi de bilmektedir. 

Kısacası, AKP iktidarının “üst sınırları” daha yukarıya ittirebilmesi, ABD’nin ve/ya da Rusya’nın “ne Kürtler ne başkası, benim için sadece ve sadece sen varsın” demesiyle gerçekleşebilir ki hiç mümkün görünmemektedir.

Evet, Türkiye önemlidir; ama ne bölge jeopolitiği açısından bulunmaz Hint kumaşıdır ne de süper güçlere aynı yastıkta kocama tercihi yaptırabilecek bir istikrara ve güvenilirliğe sahiptir.

***

Yazıyı bitirirken, bir eksiğe ve bir “varsayıma” değinmek istiyoruz.

Eksik: Bunca şey söylüyoruz, ama bu ülkede, Türkiye’de yaşayan Kürtlerden ve onların yönelimlerinden söz etmiyoruz. Bir eksikliktir; ayrıca ele alınmalıdır ve belirli bir noktaya odaklanıldığından hoş görülmelidir.

Varsayım: Elimizde elbette hiçbir “maddi bilgi” yok; ama AKP iktidarının ABD ile olan Afrin operasyonu bağlantılı ilişkilerinin bir yerinde pazarlık unsuru olarak Sarraf Davası’nda verilecek cezaların, hatta Fetullah Gülen’le ilgili taleplerin de yer aldığını düşünmek mümkündür.