'Sandık Gezi'si'



23-07-2019 00:21


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de sosyalistlerin büyük çoğunluğu son yerel seçimlerde oylarını Cumhur İttifakı adaylarının kazanmaması için kullanmıştır ve bizce doğru olanı yapmıştır.

Sosyalistler bunu, Millet İttifakı’nın bileşeni olarak yapmamıştır. Aynı ittifakın dışında kalan HDP de ülkenin belirli bölgelerinde kendi üyelerini ve destekleyenlerini Cumhur İttifakı dışındaki adaylara oy vermeye yönlendirmiştir.

O da doğru olanı yapmıştır.

Seçimler sonucunda, Millet İttifakı’nın, HDP’nin ve sosyalistlerin karşısında yer alan siyasal oluşum gerilemiş, ülkenin en büyük metropolü İstanbul’da ise ciddi bir yenilgi yaşamıştır.  Devam edersek, Türkiye’de genel seçimlerin tarihi 2023 yılıdır. Araya bir “Hodri Meydan” sıkıştırılması ihtimali de vardır.

Diyeceğimiz ise şudur: Son seçimlerde karşı tarafın gerilemesini ve belirli merkezlerde açık bir yenilgiye uğramasını sağlayan etkenler olarak ittifakın, oy adresi örtüşmesinin ve kendiliğinden denebilecek tepkiselliklerin bir daha tekrarlanması ne mümkün ne de kimi açılardan “arzu edilir” görünmektedir.

***

Bu noktada, AKP ile mevcut rejim arasında bir ayrım gözetmek yerinde olacaktır.

Bir siyasal parti olarak AKP’nin iniş dönemine girdiği bizce kesindir. Babacan ve Davutoğlu adlarıyla anılan girişimlerin bu partiyi eriteceği söylenmektedir. Kimi kamuoyu yoklamacılarına göre AKP’nin “çekirdek oyu” artık yüzde 30’a zor ulaşmaktadır, vb.

Peki, aynı şeyler Saray Rejimi için de söylenebilir mi?

Bu rejim, AKP’nin ötesinde bir oluşumu, tam oturmamış olsa bile kendine özgü bir kurumsallaşma girişimini, başka siyasal oluşumlara sirayet eden bir anlayışı temsil etmektedir. AKP’nin kendini toparlaması, yeni bir yükseliş dalgası yakalaması imkânsız olabilir; ancak, Saray Rejiminin AKP’yi de aşan, icabında gözden çıkaran yeni hamlelerde bulunması mümkündür.

Bu açıdan bakıldığında, AKP’nin kendisini son seçimlerde gerileyen ve yenilgiye uğrayan parti, Saray Rejimini ise sarı kart gören ve kimi niyetlerine set çekilen özne olarak değerlendirmek daha doğru görünmektedir.

Konunun bir başka yanı ise kimi korku filmlerinde işlenen bir temayı andırmaktadır: Kötü ruhlu bir yaratığın kendisi zayıflarken ya da yok oluş süreci yaşarken kötülüğünü temas ettiği başka canlılara aktarması… Saray Rejimi bir ölçüde zayıflamış sayılsa bile yok oluş sürecine girdiği söylenemez;  korku filmlerine göre fark, bu “aktarım” işini henüz gücünü korurken yapabilmesidir.

***

Bu durumda, yakın gelecek için öngörülebilecek olan, Saray Rejiminin (kemik tabanına dayanarak açık faşizmi zorlama ihtimali saklı kalmak üzere) başkalarına aktardığı “ruhla” kendini yeniden üretme, hatta meşruiyetini bugünküne göre daha genişçe bir çevreye kabul ettirme girişimlerinde bulunmasıdır. 

Böyle olursa, CHP yönetiminin, İyi Parti’nin ve AKP içinden çıkabilecek yeni partilerin Saray Rejiminin bu girişimlerine karşı tavizsiz dimdik durması mümkün görünmemektedir. Daha açık söylersek, “AKP’nin geriletilmesi” denildiğinde ve bu geriletme seçimlerde kullanılacak oyla ilişkilendirildiğinde herhangi bir tereddüt göstermeyen siyasal oluşumların, iş “Saray Rejiminin yıkılması” gibi bir gündeme geldiğinde “evde yokum” diyecekleri bizce kesindir.

Sosyalistlerin gündemi ise Saray Rejimi'nin yıkılmasına odaklanmak durumundadır.

Sosyalistlerin yanı sıra, HDP’nin de en azından kendi “radikal demokrasi” hedefi doğrultusunda Saray Rejimi türü bir yapılanmaya tam boy karşı olması beklenir. Bu rejimin temsil ettiği tepeden ve tek adamcı siyaset anlayışının, yeniden devreye girebilecek “çözüm” arayışlarında kolaylık sağlayacağı gibi fikirlere fazla itibar edilmemelidir.

***

Sosyalistler, “radikal demokrasiciler”, son seçimlerde Cumhur İttifakı’nın gerilemesini sağlayan Cumhuriyetçi, devrimci, demokrat unsurlar önümüzdeki dönemi, ufku düzen ve rejim içi düzenlemelerin ötesine geçen bir muhalefeti yerel ölçeklerden başlayarak canlandırmak, örgütlemek ve sürekli istim üstünde tutmak zorundalar.

2013 Gezi’sinin ardından “yapamadık, örgütleyemedik, süreklilik kazandıramadık” hayıflanmalarını çok işitmiştik. 2019 seçimleri de en başta İstanbul ölçeğinde bir “Sandık Gezi’si” sayılmalı, bu kez gereği neyse mutlaka yapılmalıdır.