Sağlıktaki soygun ve HAZİRAN



18-12-2014 07:52


Hırsızlık haftasında sağlıktaki yolsuzlukları ve hırsızlıkları yazmaya hazırlanıyordum. 17 Aralık tape’lerinde Erdoğan’ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın eniştesi Oktay Ferşat’ın “Sağlık Bakanlığı’na 100 bin lira rüşvet verdim. 100 bin lirayı benden alan Sağlık Bakanından sonra ikinci adam. Bunları anlatsam hükümet düşer” sözleri notlarım arasında idi.

Yine Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün AKP’li vekil Harun Karaca’nın kurucularından olduğu İNKUR şirketine verilen ihalelerinde saptanan usulsüzlükler ve bu şirketin kamuyu milyonlarca lira zarara uğratması da notlarım arasında idi.

SGK ve Kamu Hastaneleri Kurumu’nun adının karıştığı yolsuzluk ve usulsüzlükleri ise derlemeye dermanım kalmadı. En son geçtiğimiz günlerde Isparta’da Hastane Bilgi Yönetim Sistemi otomasyon ihalesinde yapılan usulsüzlükler nedeniyle göz altına alınan on kişiyi not etmiş iken, bu yolsuzlukları yazmaktan vazgeçtim.

Böyle büyük, içinde kimi insanların tek tek adlarının geçtiği yolsuzluk vakalarından bahsetmekten vazgeçtim; çünkü sağlık hizmetlerinin her basamağı yolsuzluk ve usulsüzlüklerle dolu. Muayene katılım payından otelcilik hizmetine, ilaç katkı payından GSS primine hepsi birer ve hep beraber kocaman bir soygun zaten. “İsteyen istediği yerde muayene olabiliyor” palavrası bu soygunun süsü, sağlıkta şişirilmiş bir talep yaratmak ise bu soygunun teminatı.

İktidar ateşi, ağrısı, yarası, kanaması olan, kötü seyirli bir enfeksiyon hastalığına yakalanmış veya kanser hastası olan, hamile olan, dişi apse yapan, gözü bozulan bedenleri soyup soğana çevirirken yoksullara uzun bekleme saatleri hatta haftaları, ödenemeyen primler, alınamayan ilaçlar, tamamlanamayan tedaviler ve en nihayetinde çuvalla taşınan çocuk bedenleri kalıyor. 

Soygun sadece hizmet alanlar açısından mı peki; böyle bir sömürü düzeninde emekçinin sırtına binmeden, emeğinden emek çalmadan olur mu hiç? AKP’nin sağlık emek gücünden çaldıkları saymakla bitmez; sadece geçtiğimiz on gün içinde yaşananlara bakalım:

-       Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi taşeron işçileri işten atıldı. Dev-Sağlık İş’te örgütlü taşeron işçiler on günü aşkın süredir hastane önünde kurdukları çadırda eylem halindeler.

-       Aile hekimleri mesai saatleri dışında çalışma ve zorunlu nöbet uygulamasına karşı bir günlük iş bıraktılar, Ankara’da kitlesel bir eylem yaptılar.

-       Asistan hekimler ülkenin dört bir yanında eylemdeler. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli asistan hekimler angarya işleri, gasp edilen eğitim haklarını, nöbet ertesi izin yapamamayı protesto ettiler, bir günlük iş bıraktılar.

-       Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli asistan hekimler ücretlerinde kesintiye gidilmesi ve sabit ek ödemenin performans şeklinde ücretlendirilmesine karşı iş bırakma hazırlığındalar.

Liste uzar. Sadece işten atılanlar yada çalışma koşulları cehenneme çevrilenlerle de kalmaz; şiddet görenler, baskı ve yıldırmaya maruz kalanlar, siyasi gerekçelerle hakkında soruşturma hatta dava açılanlar, usulsüz atamalar da sağlıkta diz boyu.

AKP sağlığı piyasa dinamikleri gereğince ve sermaye adına “dönüştürürken”, sağlık emekçilerine ve emekçi halkımıza adeta bir “nanik” çekiyor. İktidar sermayeye verdiği sözü tutmak için elinden geleni ardına koymayagörsün, sağlık emekçileri her zaman olduğu gibi emek ve sağlık hakkı mücadelesinin en önlerinde saf tutmaya devam ediyor.

Birleşik Haziran Hareketi’nin toplantılarına, forumlarına taşeron sağlık işçilerinin kürsüleri damga vuruyor. Çoğu kadın olan taşeron sağlık işçileri güvencesiz istihdamdan sınıf rekabetine, sarı sendikacılıktan kadın emek sömürüsüne kadar pek çok konuda adeta ders veriyorlar.

Sağlık meslek örgütlerinin yöneticileri ve temsilcileri, meslek örgütlerinin fedakar emekçileri ile omuz omuza saf tutuyor Birleşik Haziran Hareketi toplantılarında. Hemen yanlarındaki sıralarda ise sağlık öğrencileri tüm heyecanları ve dinamizmleri ile yerlerini alıyorlar.

Sağlık emekçileri Birleşik Haziran Hareketinin organik bir parçası olarak başından beri varlar, artarak da olmaya devam edecekler; hem kendi emeklerine sahip çıkıp sağlık emek piyasasındaki soyguna karşı durmak, hem de toplum sağlığını bu hırsızlara emanet etmemek için!