Sağlıkta gericilikten Charlie Hebdo’ya



08-01-2015 08:31


Diş hekimleri eylemde, asistan hekimler greve gidiyor, aile hekimleri kendilerine dayatılan nöbetleri tutmuyor... Sağlık emekçilerinin eylemlilikleri vardı notlarda.

Sonra OECD’nin Türkiye sağlık ortamına ilişkin içler acısı raporunu derlemiştim; Erdoğan’ın sezaryen açıklamalarının içi boş değilmiş, büyük abileri varmış ardında; bunları yazarım diye düşünmüştüm.

7 Ocak 2015; Sağlık Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ve hastanelerde manevi destek kisvesi altında din adamlarının görevlendirilmesini sağlayan protokol ile başladı gün.

Sinirler tavan; hastanede işi ne din adamının? Performans nedeniyle eğitim alamayan asistan hekimin eksik kalan eğitimini hadislerle mi tamamlayacak? Her türlü işçi sağlığı ve güvenliği hakkından, hatta iş güvencesinden yoksun çalıştırılan taşeron hastane işçisinin sırtını mı sıvazlayacak? GSS borcu olduğu için sağlık hizmetlerinden faydalanamayan hastaya tevekkül mü ettirecek? İş cinayetlerine karşı fazla önlem almaya gerek yok vaazını morgdan inşaat işçisi oğlunun naaşını almaya gelen babaya mı okuyacak? Hasta yakınından şiddet gören doktora “Allah’a havale et” mi diyecek?

Geçiniz...

Bu protokol imzalandığı esnada Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Esenboğa Kampüsü ve Sağlık Temel Bilimleri Binası açılış töreninde Erdoğan konuşuyordu, "Kampüs değil külliye dersek daha isabetli olur" diyordu. Sağlık Temel Bilimleri Binası’nın önünden sesleniyordu; tesadüf mü? Pek değil.

AKP’nin sağlıkta gericilik güncesi son derece kabarık; Halkın Doktorları çokça yazdı çizdi, bu birikimden alıntı1 ile bir göz atalım;

·      İzmir’de bir hastanede kadınlara yönelik kuran kursu uygulaması,

·      Kürtaj ve sezaryen hakkında kadın sağlığını hiçe sayan bilim dışı açıklamalar, söylemler,

·      Hacamat, kupa, sülük gibi bilimsel nitelikten uzak sözde tedavi yöntemlerinin sertifikalandırarak yasal hale getirilmesi, toplum sağlığının hiçe sayılarak bu sözde tedavi uygulamalarına izin verilmesi,

·      Anne sütü bankası projesinin sünni islam kriterleri referans alınarak rafa kaldırılması,

·      Başta Hatay olmak üzere, pek çok ilde “Sünnilere eziyet eden doktor” şeklindeki uydurma haberlerin yandaş medya aracılığıyla servis edilerek hekimlerin hedef gösterilmesi,

·      Bizzat Kızılay başkanı tarafından yürütülen helal kan, milli ilaç tartışmaları

·      İftarını açmak için çocuk hastasının ameliyatına ara vermekte hiç bir sakınca görmeyen profesörlerin yaygınlaşması,

·      Cinsiyeti hatta cinsel yönelimi nedeniyle hasta reddeden doktor tipolojisinin yayılması, bu gibi etik ihlallerin herhangi bir kanaldan soruşturulmaması,

·      Otizm ile ateistliği eşitleyen dernek başkanlarının türemesi,

·      İçinde domuz kanı olduğu iddiası ile aşı karşıtlığının beslenmesi.

Sağlığın eğitiminden istihdamına, hizmet sunumundan yayıncılık politikasına kadar her alanını sünni islam referanslarına göre şekillendirmeye, dincileştirmeye çalışan AKP iktidarının icraatlarını derlerken yürekleri bir pres makinesinde sıkıştırırcasına soluksuz bırakan haber geldi Paris’ten... Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı haberi ve bu korkunç saldırının görüntüleri düştü internete.

Polis memurunun vurulduğu sahneyi izledi tüm dünya2. İdmanlı olduğu tüm hareketlerinden belli maskeli terörist polisi vuruyor, öldüğünden emin olmak için jogging adımları ile yanına gidip bir de kafasına sıkıyordu makineli tüfeği ile. Bir kuş kadar rahattı...

İnsan öldürürken bu kadar rahat olmak, elinin titremesini geçtim; tüm vücudunun adeta bu iş için dizayn edilmişçesine ahenkli bir kinetiğe bürünmesi...

Tanıyoruz aslında bu rahatlığı: Sivas’taki ateşi yakanların eminliğinden, Musa Anter’in kafasına sıkanların soğuk kanlılığından, Ali İsmail’i katledenlerin pişkinliğinden, Festus Okey’i katledenlerin “gizliliğinden”, Hrant’ı katlettirenlerin kendilerini bayraklarla kutsamasından, Uğur Mumcu’yu havaya uçuranların korkaklığından, Uğur Kaymaz’ı delik deşik edenlerin, Ceylan’ın et parçalarını anasının eteğine dökenlerin adiliğinden, Soma’da ölen madencinin yakınına tekme savuran Yusuf Yerkel’in atikliğinden tanıyoruz biz bu rahatlığı.

Erdal Eren için “Asmayalım da besleyelim mi” diyenlerden, Sivas’ta insanları diri diri yakanların aklanmasından sonra “Hayırlı olsun” diyenlerden, Haziran’daki şiddet için “Emri ben verdim” diyenlerden, S.S. Ay gibi işkencecilerin cezalandırılmayı bırakın kamu görevlerinde yüksek mertebelere atanmasından da sağlamasını yapıyoruz bu rahatlığın.

Sistematik şiddeti gölgemiz kadar yakından tanıyan bir halkız biz. Ama ancak bir gölge kadar olabildi emekçilere, halklara, ilerici insanlara yöneltilen sistematik terör. Biz Haziran’da yeniden doğduk; yeniden kucakladık emek mücadelemizi, yeniden kucaklaştık başka halklardan kardeşlerimizle, yeniden tutunduk gericilik karşıtlığımıza; ve her zamankinden daha güçlü, daha büyük bir tutkuyla...

Elimizde meşaleler ve öldürseniz de yok edemeyeceğiniz mizahımızla, yaşama sevinci ve neşenin dirimi ile koşarcasına yürüyoruz aydınlık geleceğimize; bundan sonra siz kendi gölgenizden korkun efendiler!

 

1.     AKP’nin Sağlıkta Gericilik Karnesi, İleri Gazetesi

2.     Le Monde, “Söz konusu korkunç videoyu öldürülen polis memurunun ailesi ve yakınlarına saygımızdan dolayı yayınlamıyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı, video ilerleyen saatlerde yayından kaldırıldı. Sistematik şiddetin yayılmasına ve travmanın yeniden üretilmesine hizmet etmeyen bu tavrı selamlıyorum.