Sağ popülizmden faşizme: Liderin ışıltısı ve kriz



19-03-2019 01:10


Ebru Pektaş

Yine tozun dumana karıştığı günlerden geçiyoruz. Beka ile patlıcanın, keyif çayı ile ecdadın, terör ile ezanın birbirine aşkla, belagatle, tükürükle, yumrukla, çatılan kaşla bağlandığı günler.

Yüz gram çay için Reis’in huzurunda yumruklaşanlara “beka” da “beka” diye dil dökenlerin olduramadığı bir şeyler var. Yine de “beka” muamması “ezanı düdükle protesto eden hainlerden” Yeni Zelanda’lı faşistle cenkleşmeye, haçlı-hilal savaşlarına dallanıp budaklanıyor.

Tüm bu tozun dumanın ardında oldukça ciddi bir kriz var. Ve aslında bu kriz AKP ile yan yana anılması zorunlu olan 3. kriz.

2001, 2008 ve 2018…

İlk iki krizin AKP için “kurucu önemde” krizler olduğunu söyleyebiliriz.

Kurucu dönemeçte AKP, 2001 Türkiye krizine bir alternatif olarak doğmuş ve bu doğum 11 Eylül 2001’in milat kabul edilebileceği emperyalist yeni dönemle taçlanmıştır. Öncesi ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte AKP 11 Eylül’ün dünya-tarihsel yönelimleri merkeze alınmadan anlaşılamaz.

Bölgede muazzam bir savaş ortamının, yıkımların ve yeniden dizayn etmelerin gündeme geldiği bu dönem, AKP gibi uygun iç yakıtı sağlayabilecek hevesli aktörlere “kimlik siyasetinde yükselme” için oldukça verimli bir zemin sunmaktaydı.

Hevesli ve gayretkeş aktörler mükafatlarını fazlasıyla aldı. Nitekim emperyalistlerin istisnanın müstesnası denilebilecek destekleriyle AKP iktidarı 2008’i “teğetten geçirebildi”.

Yalnız 2008’i özel kılan başka bir şey daha oldu. 2008 krizi sonrası bugün AKP rejimiyle yan yana anılan otoriter, sağ popülist veya faşist rejimler doğmaya başladı. Bir ışık tayfının aynı prizmadan geçmesine benzer şekilde dünyada sağ yükselişi ve kimi yazarlara göre “büyük gerilemeyi” temsil eden siyasal yapılar 2008’in prizmasından geçmişlerdi.(1)

Trump, Duterte, Modi, Orban, Erdoğan, Putin, Avrupa’da klasik faşist partilerin yükselişi, Altın Şafak vs.

İşin ilginç yanı bu “sağ dalganın”/“büyük gerilemenin” bir düzeyde “sağ popülizm” kavramıyla açıklanabilir oluşudur.

Bir düzeyde dediğimiz atlanmamak koşuluyla…

“Hepsinde de halkın talepleri karşısında duyarsız olarak kodlanan yerleşik siyasal establishment (düzen) ve onun elitlerine karşı (burada, Türkiye’de olduğu gibi mevzu bahis siyasal figürlerin iktidardayken bile böyle bir söyleme sarıldıkları gözlemlenebilir)  toplumun bekası için tehdit teşkil eden bir gündem üzerinden ‘halkın’(veya söz konusu ‘tehdit’ üzerinden yeni bir içerikle tarif edilen ‘milletin’) sözcülüğü iddiası işlemektedir.”(2)

Tüm bunlar krizin de mevcut siyasal rejimlerin de ortak zeminini işaret etmesi bakımından anlamlıdır kuşkusuz. Ancak biz şuna işaret etmek istiyoruz: AKP için 2008 krizi “teğet geçerek atlatılan” bir şey olmanın ötesinde dünyanın çeşitli yerlerinde kendisine cesaret ve bazen de icazet verecek yeni “yoldaşlar” edineceği bir dönemin başıdır.
Kabalaştırarak ifade edersek, AKP ilk iki krizi rejimini kurmak için katık edecek kadar iyi atlatmıştır. Denebilir ki Gezi direnişi gibi daha karmaşık/dolayımlı sonuçlarından bağımsız olarak düzen için “işler yolunda gitmiştir”.

Günü kurtaran geniş kitleler için de “işler yolunda gitmiştir”. Bir kısmı yıldan yıla artan sosyal yardımlarla bir kısmı kolay kredi olanaklarıyla, her cüzdanda üçer beşer kredi kartıyla, hiç olmadığı kadar borçlanarak, tüketerek ve daha bin bir çeşit savunma stratejisiyle vs.

Bu anlamda “işler yolunda gittiği” sürece, mitik bir geçmişe uzanmak, Osmanlı düşleri ile hülyalanmak mümkündür. İşler yolunda gittiği sürece haçlı-hilal cenginden bahsetmek, teyakkuza davet etmek, “beka” gibi halkın lügatında pek de olmayan kelimeleri kullanmak mümkündür.

Faşizme dönük söylem analizi de psikanalitik çözümlemeler de “işlerin yolunda gittiği” bu güvenli ortamda çözümleme anlamında işlerdir. Burada narsistik lideri ve onun tarafından “ayartılan” hamursu şekilsiz kitleyi bulmak zor olmayacaktır.

Burada liderin ışıltısında “gerçekleşmemiş arzularını gören” yoksullar, kaybetmişler, garibanlar vardır.(3)

Liderin ışıltısından biraz da kendi üzerine düşsün diye çırpınan Reisçilerin yeri de burasıdır.

Ne ki yüz gramlık çayın, Reis’in ışıltısını söndürdüğü yer ise başkadır.  

2018-19 krizinin farkını en başta buradan kurmak gerekmektedir.

Kaynaklar
1-    Heinrich Geiselberger, Büyük Gerileme, Zamanımızın Ruh Hali Üstüne Uluslararası Bir Tartışma, Metis Yayınları, 2017
2-    Cenk Saraçoğlu, “Sağ Popülizm ve Faşizm Üzerine Yöntemsel Bir Tartışma: Küresel Örüntüler ve Ulusal Özgüllükleri Birlikte Anlamak”, Praksis 44-45, s.1085
3-    Barbel Wardetzkı, Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar, İletişim yayınları(2018), s.33